<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939</id><updated>2012-02-16T00:25:36.371-08:00</updated><category term='Saray Ve Ötesi'/><category term='Cristoph K.NEUMANN'/><category term='Paulo COELHO'/><category term='Etkili Ana Baba Eğitimi özeti'/><category term='Fatih-Harbiye'/><category term='yaratıcı birey'/><category term='Solan umut özeti'/><category term='J.STEINBECK'/><category term='Edward de BONA'/><category term='Barbara CARTLAND'/><category term='Etkili Öğretmenlik Eğitimi özeti'/><category term='Org.Sabri YİRMİBEŞOĞLU'/><category term='Falih Rıfkı Atay'/><category term='Benim Adım Mayıs özeti'/><category term='Gece uçuşu özeti'/><category term='Adnan NUR BAYKAL'/><category term='halide edip adıvar'/><category term='Aşk-ı Memnu'/><category term='Yeni dünya düzeni ve Türkiye'/><category term='Ouentin De La Bedoyere'/><category term='Yaban'/><category term='Pat MESİTİ'/><category term='Bomba'/><category term='Bir Dinozorun Anıları'/><category term='Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak'/><category term='Alarm'/><category term='Uzun-Beyaz-Bulut/GELİBOLU--'/><category term='Savaşmadan Kazanmak'/><category term='V.C.Andrews'/><category term='Eskici ve Oğulları özeti'/><category term='Patch Adams'/><category term='başarı'/><category term='Ali Çavuş'/><category term='Bir Çift Yürek'/><category term='Ak Zambaklar Ülkesi Finlandiya da'/><category term='Boy Hedefi'/><category term='Bir Genç Kız Yetişiyor'/><category term='Ankara'/><category term='Bir Kapı Açılır'/><category term='küçük şeyler 2 özeti'/><category term='Bağışlayın ve Unutun özeti'/><category term='Necati Cumalı'/><category term='Bir Çiçek Bin Sevgi'/><category term='Bir Dakikalık Baba özeti'/><category term='Gün Olur Asra Bedel'/><category term='sürgün özeti'/><category term='Bir Kpı Kapanır'/><category term='Halid Ziya Uşaklıgil'/><category term='Peyami Safa'/><category term='Erhard F. Freitag'/><category term='Bir Dinozorun Gezileri'/><category term='100 temel eser'/><category term='İçimizdeki biz özeti'/><category term='Zeytindağı'/><category term='Hans Christian ANDERSEN'/><category term='Hızlı Düşünme ve Cevap Verme Yöntemleri özeti'/><category term='Bir Kadın Kayboldu'/><category term='filler de hatırlar özeti'/><category term='Anamın kitabı'/><category term='Ronald G.WELLS'/><category term='Fırtınaya karşı özeti'/><category term='Rauf R.DENKTAŞ'/><category term='Susuz Yaz'/><category term='Bizim Duygusal Zekamız'/><category term='Al Midilli'/><category term='Can Dündar'/><category term='Refik Halid Karay'/><category term='Dünyanın En Güzel Hikayeleri-1 özeti'/><category term='Bir Ölünün Defteri'/><category term='Dr.Erdal ATABEK'/><category term='Yüzbaşının Kızı'/><category term='Gönül Budak'/><category term='Sorun Çözme Teknikleri'/><category term='Amın MAALOUF'/><category term='Adı Aylin'/><category term='Ölü Ozanlar Derneği'/><category term='Dost Kazanma Ve İnsanları Etkileme Sanatı'/><category term='Sabahattin Şen'/><category term='Atatürk Olmak özeti'/><category term='Cengiz Aytmatov'/><category term='Yetki Devri'/><category term='Andersen Masalları'/><category term='Simyacı'/><category term='Ramses'/><category term='Yaşam Boyu Kahkaha'/><category term='İnce Memed / Yaşar Kemal (Roman Özeti/Tahlili)'/><category term='Çatıdaki Rüzgar'/><category term='Anadolu Notları'/><category term='Josef KIRSCHNER'/><category term='Betty SMİTH'/><category term='Afacanlar Çetesi özeti'/><category term='Çanlar Kimin İçin Çalıyor'/><category term='Fareler ve İnsanlar özeti'/><category term='Anneler üzerine 365 söz'/><category term='Damga'/><category term='Molla Morgan'/><category term='Gençliğim Eyvah'/><category term='Kardeş Savaşı'/><category term='Orhan Pamuk'/><category term='İsmet Bozdağ'/><category term='kitap özetleri'/><category term='Grigory PETROV'/><category term='küçük ağa özeti'/><category term='WINDY DRYDEN'/><category term='Yaprak Dökümü'/><category term='Safiye Sultan'/><category term='ada'/><category term='13.jüri'/><category term='Hayelleri olanlar asla uyumaz'/><category term='Canan özeti'/><category term='Armağan'/><category term='Alkol ve insan'/><category term='Ufak şeyleri dert etmeyin özeti'/><category term='acı tütün'/><category term='Çocuğu Anlamak özeti'/><category term='Memduh Şevket Esendal'/><category term='Beyaz Gemi'/><category term='Dablia PORTER'/><category term='Cervantes'/><category term='Atatürk gibi düşünmek'/><category term='Buket uzuner'/><category term='Yalnız Efe'/><category term='Yüzüncü Ad'/><category term='Savaşçı'/><category term='Yüreğinin götürdüğü yere git özeti'/><category term='Peter F.drucker'/><category term='Sarı Zeybek Atatürk&apos;ün son 300 Günü'/><category term='Ümit Dünyası'/><category term='son tren özeti'/><category term='Zaman Yönetimi'/><category term='Pozitif Yaşama On Adım'/><category term='Başarı Yolculuğu özeti'/><category term='Bilinmeyenden Yardım'/><category term='Thomas PERRY'/><category term='John T.LESCROART'/><category term='Aşk bekliyor özeti'/><category term='Yüksek Ökçeler'/><category term='Altı şapkalı düşünme tekniği'/><category term='Demir Maske özeti'/><category term='Ömer Seyfettin'/><category term='İsmail HAKKI'/><category term='Ayşe KULİN'/><category term='çalıkuşu'/><category term='Atatürk din ve laiklik'/><category term='Bir devrin romanı özeti'/><category term='Memleket Hikayeleri'/><category term='Tony BUZAN'/><category term='Don Kişot.'/><category term='Kendi Ayakları Üstünde'/><category term='Araç Tarih Amaç Tanzimat'/><category term='Dünyanın En Güzel Hikayeleri-2 özeti'/><category term='Hermann Hesse'/><category term='Kaşağı'/><category term='kitap özeti'/><category term='Yenilikçi yönetim'/><category term='Öğrenmeyi Öğrenmek özeti'/><category term='21 nci Yüzyıl İçin Yönetim Tartışmaları'/><category term='Askeri ve siyasi anılarım'/><category term='Arthur PINE'/><category term='Ann Chamberlın'/><category term='Kiralık Konak-Yakup Kadri Karaosmanoğlu'/><category term='Doğan CÜCELOĞLU'/><category term='Yakup Kadri Karaosmanoğlu'/><category term='Mine Urgan'/><category term='Dünyanın En Güzel Hikayeleri-3 özeti'/><category term='Gemisini Yürüten Kaptan özeti'/><category term='Sonsuzluğun Mesajı'/><category term='Aldous HUXLEY'/><category term='Yüzde 100 Düşünce Gücü özeti'/><category term='Sıddhartha'/><category term='Bir kadın düşmanı özeti'/><category term='Aklını en iyi şekilde kullan'/><category term='Ayaşlı ile kiracıları özeti'/><category term='Gödeli Mehmet'/><category term='Acımasız Miras'/><category term='Yemin'/><category term='Zambaklar Açarken'/><category term='Günü kurtarma sanatı'/><category term='Gölgeli Bahçe'/><category term='Sefiller'/><category term='Kolay ve İyi Öğrenme Teknikleri özeti'/><category term='Çocuklarınıza Verebileceğiniz En Büyük On Armağan özeti'/><category term='Dale Carnegıe'/><category term='araba sevdası'/><category term='.Christıan Jaco'/><category term='Reşat Nuri Güntekin'/><category term='ATATÜRK Devrimi - Bir Çağdaşlaşma Modeli'/><category term='sinekli bakkal'/><category term='Heınz G.KONSALIK'/><category term='Benim Adım Kırmızı'/><category term='Beş Sevgi Dili özeti'/><category term='Babalar Üstüne 365 Söz özeti'/><category term='Gönülçelen'/><title type='text'>kitap özetleri</title><subtitle type='html'>bugüne kadar okuduğumve bazı ilginç bulduğum kitapların özetlerini sizinle paylaşmak,yardımcı olmak..</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>138</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-7709647572863148197</id><published>2011-01-27T03:46:00.000-08:00</published><updated>2011-01-27T03:59:21.851-08:00</updated><title type='text'>FARKINDALIK</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_wXbtlouvSJM/TUFd-CEEeFI/AAAAAAAAAoo/_Eux1gi4XZ0/s1600/16.bmp"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yayınevi: Ganj Kitap&lt;br /&gt;Basım Tarihi: Mart 2004&lt;br /&gt;Kitap Türü: Diğer / Edebiyat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sana bir ahlak dersi vermiyorum. "Bu doğru, bu yanlış, bu ahlaklı, bu ahlaklı değil" demiyorum. Bunların hepsi çocukçadır. Ben sana çok basit bir kriter veriyorum: "FARKINDALIK" Eğer farkındalıkla bir şey yaparsan doğru olmak zorundadır çünkü farkındalıkla hiçbir şeyi yanlış yapamazsın. Ve farkındalık olmadan da herkes tarafından takdir edilen kimi şeyleri çok iyi yapabilirsin. Ama ben hala ona yanlış diyorum çünkü farkında değilsin. Ve yanlış sebeplerden dolayı yapmış olmalısın. Farkındalık olmadan onların sadece gösteriş, ikiyüzlülük olduğunu biliyorum. Onlar seni yapmacık hale getirir. Seni özgürleştirmezler, seni özgürleştiremezler. Tam tersine seni hapsederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer "Osho" Kitapları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Neşeli ve Canlı Ol&lt;br /&gt;2. Yaşam Sevgi Kahkaha&lt;br /&gt;3. Sadece Kendin Ol&lt;br /&gt;4. Aydınlanmanın ABC si&lt;br /&gt;5. Tantra - Spiritüellik ve Cinsellik&lt;br /&gt;6. Martıları Seven Adam&lt;br /&gt;7. Mükemmel Mürit&lt;br /&gt;8. Stresli İnsanlar İçin Günlük Yaşama Uygun Meditasy&lt;br /&gt;9. Ruh Eczanesi &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-7709647572863148197?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/7709647572863148197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/7709647572863148197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2011/01/farkindalik.html' title='FARKINDALIK'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-6038307864403719769</id><published>2007-10-19T05:26:00.001-07:00</published><updated>2007-10-19T05:33:01.423-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Halid Ziya Uşaklıgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aşk-ı Memnu'/><title type='text'>Aşk-ı Memnu</title><content type='html'>Kitabın Konusu&lt;br /&gt;Bihter ve Behlûl arasındaki yasak aşkı anlatan bir romandır.&lt;br /&gt;Kitabın ÖzetiRoman Peyker ve Nihat Beyin evlenmesiyle başlar. Peyker ve Bihter’in annesi Firdevs Hanım duldur ve Adnan Beye gizliden ilgi duymaktadır. Ancak Adnan Bey Bihter’den çok hoşlanmaktadır. Onunla evlenir. Adnan Bey varlıklı asil bir aileden gelmiştir. Annesi bu evliliği hiç kaldıramaz.Bir gün toplanıp pikniğe giderler bütün aile oradadır. Adnan Beyin yeğeni Behlûl Peyker’e dayanamaz ve onu ensesinden ateşli bir şekilde öper. Peyker buna çok kızar çünkü kocasına çok bağlı birisidir. Behlûl Bihter’e göz koyar. Ondan çok hoşlanır onun fiziki görünüşü Behlûl’u çıldırtma seviyesine getirir. Bihter’in kendisinden hoşlanmasını sağlar ve o günden sonra her gece beraber olurlar.Behlûl ve Bihter’in mektupları Nihal tarafından görülür. Nihal bu olaya inanamaz çünkü Behlûlle evlenmeyi düşünmektedir. Nihal’in tam mutluluğu düşündüğü bir sırada bu olayı öğrenmesi hayatını yıkmıştır. Adnan Beyin bu olayı öğrenmesiyle her şey değişir.Adnan Bey ve Nihal eskisi gibi beraber yaşamaya karar verirler. Artık hayatlarında ne Behlûl ne de Bihter olacaktır.&lt;br /&gt;Kitabın Ana Fikri&lt;br /&gt;Yasak bir aşk bir ailenin yıkımına neden olabilir gerçekleri zamanında farketmek sevdiklerinin daha fazla üzülmesini engeller.&lt;br /&gt;Kitapdaki Olayların Ve Şahızların DeğerlendirilmesiBihterDüzgün bir fiziğe sahip çok güzel erkekleri kolayca elde edebilen cazibeli bir kadındır. Annesine karşı kin beslemektedir.&lt;br /&gt;Adnan BeyBihter’in kocasıdır. Orta yaşlı varlıklı iki çocuk babası asil bir ailenin tek çocuğudur.&lt;br /&gt;NihalAdnan Bey’in kızı. Zeki güzel ve çalışkan bir kişiliğe sahiptir.Behlûl’e ilgi duymaktadır. Annesinin ölümü onu derinden etkilemiştir. Behlûl: Adnan Bey’in yeğenidir. Kadınlara karşı özel bir ilgisi vardır. Bu onda bir zaafiyet haline gelmiştir&lt;br /&gt;Kitabın Yazarı Hakkında Bilgi&lt;br /&gt;Halid ziya UşaklıgilEdebiyatımızın en önemli yazarlarından Halit Ziya Uşaklıgil 1866 yılında İstanbul’da doğmuştu. Bir süre Fatih Askeri Rüştiyesi’nde okudu. 1896 yılında döndüğü İstanbul’da -dönemin etkin edebiyat hareketi olan- Servet-i Fünun topluluğuna katıldı. Meşrutiyet’in ilanından sonra bir süre Darülfünün’da Batı edebiyatı dersleri veren Uşaklıgil hükümet tarafından yurtdışı hizmetlere gönderildi. Halit Ziya 1945 yılında yine İstanbul’da öldü.Çoğu edebiyat incelemecisi tarafından Türk romanının - gerçek anlamda- miladı kabul edilir Halit Ziya. Onun başyapıtı “Aşk-ı Memnu” ise bugün bile roman tekniği açısından aşılmış değildir. Halit Ziya 150′den fazla hikaye ile altı romana imza atmış tiyatro şiir hatıra makale ve çevirileriyle arkasında altmış kadar kitap bırakmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-6038307864403719769?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/6038307864403719769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/6038307864403719769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/10/ak-memnu.html' title='Aşk-ı Memnu'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-8983670356569883361</id><published>2007-10-19T05:14:00.000-07:00</published><updated>2007-10-19T05:20:38.855-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinekli bakkal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halide edip adıvar'/><title type='text'>Sinekli Bakkal</title><content type='html'>Roman iki ana kısımdan oluşuyor. Birinci kısım kendi içinde yirmi yedi bölüm halindedir. İkinci kısım ise kendi içinde yirmi üç bölümden oluşuyor.&lt;br /&gt;Romanın geneli göz önüne alınırsa siyasal,toplumsal ve duygusal sorunlarla örülmüş bir olay örgüsü dikkati çeker. II.Abdülhamit dönemi anlatılmaktadır. Ama sadece bir dönemin anlatıldığı bir roman değildir. Romanda Rabia’nın hayat hikayesi daha ön plandadır. Romanın ilk bölümünde daha çok ve karışık olaylar birbiri ardınca anlatılıyor; bu bölüm çözülecek olan bir düğüm şeklinde son buluyor. İkinci bölümde olay daha özele iniyor; daha yavaş bir şekilde Rabia’nın hayatı anlatılıyor. Romanın sonu hızlı bir şekilde ve çözüme ulaşarak bitiyor. Yazar,bu romanda kendi inandığı felsefeyi, değerleri olay örgüsüyle birlikte anlatıyor. Romanda zamana,reel hayata göre ya da bize göre ters gelen ve eleştirilecek noktalar olabilir; fakat bence önemli olan yazarın kendi görüşlerini ve kendi doğrularını güzel bir şekilde sunabilmiş olması ve bu sunumun en çok basılan-okunan romanlardan olabilmesidir.&lt;br /&gt;Halide Edip'e göre medeni bir kadın iyi bir eğitimden geçmeli,dil öğrenmeli,spor yapmalı; toplum içinde çok rahat kendini ifade edebilmelidir. Romanın baş kahramanı olan Rabia da o dönemin şartlarına göre toplum içinde kendini çok rahatlıkla ifade edebilen her kesim tarafından sevilen ve saygı duyulan bir kadındır. Meselelerde bahsettiğim gibi bu roman,kendince, “olması gerekenleri” ve pek çok konudaki ideallerini,belki de bir nevi “simeranya”sının ipuçlarını yansıtıyor.&lt;br /&gt;*ZAMAN: Bu roman II.Abdülhamit zamanında geçiyor (33 sene) . Roman,Sinekli Bakkal’ın tanıtımı ve Emine ile Tevfik’in çocukluklarıyla başlar. Çocuklukları gibi evlilik dönemi de kısaca anlatılır. Bu dönemi yaklaşık olarak 15-20 sene kadar düşünebiliriz. Rabia’nın doğumuyla(herhalde 1886 yılında) birlikte onun hayatı çevresinde diğer hayatlar da müşterek olarak anlatılıyor. Rabia’nın hayatını zamanı hesaplamak için düşünecek olursak; bir ara evlendiklerinden sonra Osman,Rabia’nın yirmi bir yaşlarında kendisinin ise kırklarında olduğunu dile getirir.(Rabia,on bir yaşlarında hıfzını tamamlamıştı; yaklaşık bu yaşlarında Peregrini ile onu tanıştırıyorlar; Peregrini bu tarihte otuz yaşında olmalıdır.) Buradan da Rabia ile geçen süreyi 22 sene kadar sayabiliriz. (1 Mayıs 1907 evlendikleri tarih; 21 Aralık 1907 doğum gecesi) .. 23 Temmuz 1908’de ihtilal oluyor; bu tarihten bir müddet sonra da sürgünlerin döndüğünü düşünebiliriz. Bizlerin okurken tanık olduğumuz yaklaşık 40-50 yıllık bir zaman…Halide Edip,romanda klasik tarzda yazmıştır; roman zamanında da klasik tarzı görebiliyoruz.&lt;br /&gt;*Halide Edip,romanı 1935 yılında yazmıştır. Kendisi de Abdülhamit döneminde yaşamış,hatta çevirisi sebebiyle ondan Şefkat Nişanı almıştır. Yani o dönemleri (kendince) iyi bilmektedir. Bunu romanın arka planındaki,dönemin gelişmelerinde hissedebiliyoruz. Romanlarında tam olmasa da kendi hayatından parçalara rastladığımız yazarın,bu romanında da pek çok bağlantı bulabiliyoruz.&lt;br /&gt;*MEKAN: Mekan bütün olarak İstanbul’dur. Ama romanın esas mekanı Sinekli Bakkal sokağı ve mahallesidir. Halide Edip in hayatını incelerken 1913 yılında Evkaf Kız Mektepleri umumi müfettişliği ile vazifeliyken her hafta fakir mahalleleri,bilhassa Sinekli Bakkal’ı ziyaret ettiği dikkatimizi çekmişti. Büyük bir ihtimalle bu gezileri esnasındaki izlenimleri 1935 yılında yazdığı bu romanında kullanılmış olmalıdır.&lt;br /&gt;Sinekli Bakkal Sokağı, Aksaray civarında dar bir sokaktır. 16 Aralık 1999 tarihli bir gazete haberinde belirtildiğine göre; Aksaray’dan Haseki Hastanesi’ne doğru dönünce ikiye ayrılan yolun solunda,sağdaki son sokak bugün görünüş olarak çok değişmekle birlikte; adı Sinekli Bahçe Sokağı imiş. Sinekli Bakkal; bakkalıyla, kahvesiyle, ahşap evleriyle, çeşmesiyle tam anlamıyla halka ait bir muhittir. İstanbul’un bu mekanı halkı ve halk kültürünü temsil etmektedir. Bununla birlikte Boğaziçi, Bebek, Beyoğlu, Çamlıca, Galata Köprüsü,Haliç ise gezinti yerleri, konakları, bonmarşeleri ile yeni ve zengin İstanbul’u temsil ediyor. Ayrıca mekanda da doğu-batı; eski-yeni meselesiyle karşılaşıyoruz. Rabia’nın mekandaki güzellik anlayışı; genişlik,ışık,açıklık,sadelik ile anlatılırken,Osman’ınki ise daha karışık,daha zıt unsurların birleşmesiyle oluşan bir güzellik anlayışıdır.&lt;br /&gt;Ayrıca bahçe tasvirleri de oldukça yer tutmaktadır. Diğer meselelerde olduğu gibi mekanda da önce zıtlıklar gözümüze çarpıyor; bu zıtlıklarda sentez ise İmam’ın üç katlı evinin tamirden sonraki halinde yapılmıştır. Romanda açık alanlarda kapalı alanlar da bulunuyor,ama geneli dikkate alınırsa kapalı alanlar daha çok; ev,konak,bakkal gibi.&lt;br /&gt;*BAKIŞ AÇISI: Romanda “hakim bakış açısı” vardır. Dönemin fiziki,pikolojik şartlarını iyi bilen; mekanı tanıyan; romandaki her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan bir anlatıcı-yazar göze çarpmaktadır. Sinekli Bakkal ın Halide Edip in üçüncü tür olan “töre romanları”na girdiğini daha önce belirtmiştik. Böyle bir romanda ise okuyucunun güvenebileceği,anlatılanlar konusunda tecrübeli olduğunu hissedebileceğimiz bir bakış açısı kullanılmıştır. Fakat yazar,anlatımda yazar olduğunu hissettirmemiştir.&lt;br /&gt;*KİŞİLER:&lt;br /&gt;RABİA: Çocukluğu dedesi İmam ve annesi Emine’nin terbiyesinde geçmiştir. Akranları gibi yedi yaşında ev işlerini güzel bir şekilde yapabiliyordu. Çocukluğunu yaşayamamıştır. Dedesi tarafından sürekli olarak cehennem tasvirleriyle büyütülmüştür; kızından dolayı mektebe göndermemiş eğitimini kendisi vermiştir. On bir yaşında hıfzını dedesine dinletmiştir. İstanbul’un en küçük, fakat üslubuyla ve sesiyle en meşhur hafızı olmuştur. On bir-on iki yaşlarında Vehbi Dede’den ders almaya başlar; kısa sürede tef,ud,kanun gibi alaturka sazları süratle ve kabiliyetle öğrenmiştir. Alaturka pek çok şarkıyı da güzel bir şekilde söyleyebilmektedir. Daha sonra Peregrini’den de batı müziği dersleri almaya başlamıştır ve bunda da başarılı olmuştur. Hatta doğu ve batı müziğini kendi üslubunda sentezlemiştir. Vehbi Dede ile tanıştıktan sonra dedesinin korkutucu din öğretilerinden bir nebze mevleviliğin yumuşaklığına doğru kaysa da hayatının pek çok anında dedesinin etkisi ön plana çıkmıştır. Babasıyla kalmaya başladıktan sonra ise neşeli ve sanatkar yönü daha baskın bir şekilde ortaya çıkmıştır; bu simasına da yansımıştır.&lt;br /&gt;Peregrini’nin gözlemlerinden çıkardığımıza göre de; ”tabiatında riyazete temayül,manevi bir perhizkarlık,süratle düşünüp salim kararlar alma kabiliyeti” vardı. Ayrıca “fikirlerinden ziyade insanlara,yaşayan şeylere bağlı,sevdiği vakit ölüme kadar seven, en küçük bir şefkat tecellisiyle kalbi atan bir kadın olacağı” çocukluğundan anlaşılıyordu. Sanat zevki “herhangi bir üstadı tatmin edecek kadar dürüst ve salim” idi.&lt;br /&gt;Karar verdi mi peşine bırakmayan; kendisine ihtiyacı olanlara yardımsever ve vefakar; onurlu ve Sinekli Bakkal’a-köklerine her şeyiyle bağlıdır. Aynı zamanda “giydiği her kıyafete şahsiyetinden bir şeyler katan” bir özelliği vardır. Uyuşamadığı noktalarda,münakaşa esnasında,inatçı ve kesinlikle cevap vermeyen bir yapıya sahip; aynı zamanda kabullenmediği şeyleri asla yapmayacak kadar inatçı ve güçlü. Açıklayamadığı ve gücünün yetmediği konularda kadere,alınyazısına son derece bağlı. Analık sevki tabiisi çok güçlü. Ruhi olarak cinsi buhranları yok. Rabia için Rakım’ın kullandığı; ”kız değil,sanki tılsımlı kuyu. İçine mazaallah ayağı kayıp düşeni dünyanın çengeli çekip çıkaramaz.”  tabiri de roman içinde onun yerini iyi ifade eden bir tamlamadır. Olumlu özelliklerin çoğunu kendinde toplamış bir kadın tiplemesidir. Eserde diğer bütün hayatlar onun hayatı etrafında ortak bir şekilde anlatılmaktadır. Doğuyu,halk kültürünü; fakat batıyla senteze ulaşabilmiş ve batıya pek çok şeyini kabul ettirebilmiş bir doğuyu temsil ediyor.&lt;br /&gt;*PEREGRİNİ=OSMAN: Peregrini,Garp müziğinin üstadı olan,kulağı çok hassas bir müzik hocası. Ateşli ve heyecanlı bir yapıya sahip. Felsefeyi,fikri tartışmaları ve konuşmayı çok seviyor. Babası soylu bir İspanyol,fakat o babasını tanımıyor; annesi tarafından büyütülmüş. Annesi ise Papa İtalyalı olduğu için oranın milliyetine geçecek kadar dindar bir Katolik; dinin haricinde hiçbir şeye boyun eğmeyen ve eğenleri de anlamayan birisi.Gençlik döneminde ise zevklerin hepsini tatmış olarak,yirmi dört yaşında manastıra çekilir. Buradan usanınca dinini bırakarak tekrar dünya hayatına döner. Daha sonra Osmanlı milliyetine geçer,ismini değiştirir ve müzik hocalığı yapmaya başlar. Kendisinin üç şahsiyeti olduğuna inanır; birincisi dimağı,ikincisi ruhu,üçüncüsü de kalbi.&lt;br /&gt;Rabia’yı tanıştıklarından itibaren en çok tahlil eden kişi. Tahlil,gözlem onun için çok önemli; bu bir bölümde şu şekilde dile getiriliyor; ”Osman,bir insan ruhunun sırlarını öğrenebilmek için diri bir göğsü yarıp açmaya razı olacak kadar fikri tecessüsün esiri.”Bu özelliği de onun Garp çocuğu olmasıyla irtibatlandırılıyor. Sürekli soru soran ve öğrenmeye hevesli bir yapısı var.Rabia’yı gerçekten seviyor ve ona saygı duyuyor; çok zengin ve asil bir aileden olsa bile sırf bu sevgisinden dolayı her şeyi geride bırakıp Rabia’nın istediği hayatı kabul ediyor. Zaman zaman alıştığı yaşantının çok dışındaki bu hayattan dolayı sıkıntı çekse de Rabia’ya olan bağlılığıyla ve çevresindekilerin ona gösterdiği alaka ile bu yeni hayatına uyum sağlıyor. Yeni evlerine taşındıktan sonra ancak kendine özel bir çalışma odası ayırıp,orada yapmak istediği beste ile uğraşabiliyor. “Tılsımlı kuyu” operası da aynı zamanda Rabia ile Osman sentezinin canlı bir göstergesi oluyor. Peregrini olarak başladığı yolu Osman olarak noktalayan kahraman olumlu ve yuvarlak bir karakterdir. Batıyı,yeniyi; ama doğuyla senteze ulaşabilmiş,doğuyla birleşmesi neticesinde olumlu özelliklerini arttırmış bir batıyı temsil ediyor.&lt;br /&gt;*VEHBİ DEDE: Dini,ama bilhassa tasavvufu temsil ediyor. O,romanın hemen hemen her anında karşımıza çözüm olarak çıkıyor. Rabia onun sayesinde yumuşayıp,kendini her yönde geliştirir. Peregrini’nin Osman’a dönmesinde alt yapı olarak onun katkısı çok büyüktür. Hasılı Dede ve temsil ettiği felsefe romanda sorun-problem-anlaşmazlık olan her yerde çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Bütün bunların yanında insani özelliklerden soyutlanmış bir karakter değildir. Tam aksi birebir hayatın her alanında olan bir karakterdir. Felsefenin dışında pek çok telli saza ve neye vakıf bir alaturka musiki hocasıdır. İnsanların kızını,bütün ailesini güvenerek teslim ettiği,emanet ettiği bir güven kapısıdır. Ayrıca insanların rahatlıkla sırlarını,dertlerini de paylaştığı bir kişidir. Her olaya daima yumuşak bir tavırla yaklaşır. Kainatta gerçekleşen her hadiseye esas kudretin gölgeleri nazarıyla bakabilir ve bunu yanındakilere de izah etmeye gayret gösterir. İnsana huzur veren bir yapısı vardır; hem iç alemiyle hem de dış görünüşüyle. Mütevazi, az söyleyen ve çok perhizkar bir şekilde yaşayan; sakin ve telaşsız bir yapıya sahip.&lt;br /&gt;*TEVFİK=KIZ TEVFİK: Karagöz ve Ortaoyunu sanatçısı. “Yürüyüp söylemeye başladığı andan itibaren herkesin taklidini yapmış bütün mahalleyi güldürmüş”:”bütün havailiklerine rağmen İstanbul’un hudai nabit yetiştirdiği halk sanatkarlarının hususiyetlerini gösteren”  birisi. Çocukluğundan itibaren hem fiziki özellikleriyle hem de sanatçı yönüyle ön planda olmuş. Çocukluğu yeğeni olduğu İstanbul Bakkaliyesi sahibi Mustafa Efendi’nin yanında geçiyor. Paraya önem vermiyor ve mahallenin daha ziyade fakirleriyle arkadaş. Tembel ve çocuk ruhlu,neşeli,oyunu seviyor. Elleri kağıt parçalarına can veren bir çevikliğe sahip. Sesini,mimiklerini kullanma da oldukça usta. Tevfik’in dinle ilgisi ve bağlantısı yok; içki içen,ilk sürgününde eğlence hayatını yaşamış birisi. Ona göre sanat; yazılı değil,her an değişen hayattadır. Paraya hiç kıymet vermiyor. Sevdiği kişi,arkadaşı,dostu için cezaya ve canını bile vermeye razı olacak kadar sadık ve cesaretli bir yapıya sahip.&lt;br /&gt;*İMAM HACI İLHAMİ EFENDİ: Mahallenin imamı. Mahalle sakinleri tarafından pinti ve hasis olarak biliniyor. Paraya ve mevkiye düşkün; para için jurnalcilik yapabilen biri. Görünüşünde ve konuşmasında heybet var. Vaazlarında cehennemi daha parlak ve canlı olarak anlatıyor. Hazza ve sevince,umum hayat tecellisine karşı dinmeyen bir kin ve affetmeyen bir düşmanlığı herkese öğretmeye çalışıyor. Hiç tebessüm etmeyen,gülmeyen biri. Yeni olan şeylere karşı. Bütün katılığına rağmen Vehbi Dede’ye evliya olarak bakıyor; ona saygı duyuyor. Kindar ve inatçı. Yaşlılığında bile rahmet,şefaat vadeden surelere bile kinini,insanları hiç affetmeyen nefretini karıştırıyor. Bütün mahalle halkını “cehennemlik” olarak görüyor. Sert,değişmeyen eskiyi temsil ediyor. İmam karakteri olarak olumsuz ve korkutucu bir tip.&lt;br /&gt;*EMİNE: İmam’ın kızı,Tevfik’in karısı ve Rabia’nın annesi. Çocukluğundan itibaren hamarat,titiz, mahalle çocuklarıyla oynamaya tenezzül etmeyen biri. Suratsız ve gülmeyen; İmam’ın akidesinin biricik timsali. On yedi yaşında Tevfik’e kaçıyor; Tevfik’in balmumu gibi kalıptan kalıba girmesinde ideal bir koca sezdiği ve ona oyunculuğu bırakacağına dair söz verdirttiği için onunla evleniyor. Kalbi kuru,kafası dar ve dilinin zehir gibi olmasının yanında kindar ve gururlu. İdeal olarak babasını düşünüyor. O da babası gibi paraya önem veriyor. Kendine göre olan namus anlayışı çok önemli. Tevfik’ten ayrıldıktan sonra ona sürekli beddua eden ve onu kötüleyen biri. Tevfik’ten ne kadar nefret etse de onu kendi malı gibi görüyor ve ona döneceğini düşünüyor. Asla affetmiyor. Kini ve üzüntüsüyle günden güne çöküp vefat ediyor.&lt;br /&gt;*SELİM PAŞA: Hükümdarın Zaptiye Nazırı. Boş zamanlarında sigara iskemlesi,köşelik,arka kaşağı yapar. İyi bir aile babası ve karısına bağlı. Paşa,tamamen eski zaman adamı. Samimi ve kendi ölçüleriyle namuskar.&lt;br /&gt;*SABİHA HANIM: Selim Paşa’nın karısı. Bir yönüyle hayır sahibi,merhametli,bağış seven; sağ elinin verdiğini sol elinin duymadığı biri; diğer yönüyle de saza söze düşkün,bir dalda durmayan bir kadın. Halk türkülerini,oyun havalarını sevdiği gibi en ağır dini musikiyi de seviyor. Hükmeden,meraklı; emri altındaki her ferdin ne yaptığını-ne düşündüğünü öğrenmezse içi rahat etmez. Bunların yanında sır saklayan,ağzı sıkı biri. Ailesine düşkün; eşinin ikinci bir hanımı ve ondan çocuğu olduğunu bildiği halde bunu saklamış,hanım ölünce de kızlarına bakmış. Bunun yanında oğlunu çok seven bir anne.&lt;br /&gt;*HİLMİ: Selim Paşa ile Sabiha Hanım’ın oğlu. Jön Türk. Genç ve devrimci aydınları temsil ediyor. Giyimine dikkat eder ve zevkinde diğer “paşazade” çocuklarından onu ayıran bir başkalık, durgunluk vardır. Gözleri ve bakışının manası ile ağzı ve dudaklarının ifadesi onun ince düşünceli bir mizaca sahip olduğu havasını vermektedir. Annesine derin bir sevgi ve hürmeti vardır; bunu davranışlarıyla da gösterir.&lt;br /&gt;*RAKIM AMCA=CÜCE: Tevfik’in oyuncu arkadaşlarından.. Rabia’ya sözünü geçirebilen,çıkışabilen yegane kişilerden biri.&lt;br /&gt;Neşeli,taklit yeteneği olan bir oyuncu. Dindar değil,zaman zaman içki içiyor; Ramazan’da oruç tutmuyor ve namaz kılmıyor; Vehbi Dede’ye ve dindarlara saygılı.&lt;br /&gt;*BİLAL: Rumelili Bahçıvan Ramazan Ağa’nın yeğeni. Yaşı küçükken bile özellikleri belirgin; isyankar mağrur,ateşli. Tokattan,tekmeden kaçan; başını her halden kurtarabilen biri. Yaşlıları bile ürküten bakışlara sahip. İş yapmayı sevmiyor. Selim Paşa tarafından görünüşü ve gözlerindeki kudreti farkedilerek okutuluyor. Rabia’yı tutkulu bir şekilde seviyor. Rabia ise ilk kendi yaşlarında bir karşı cins olarak ondan hoşlanıyor; fakat Selim Paşa’nın dile getirdiği evlenme teklifini kesin olarak reddediyor. Bundan sonra Bilal,Paşa’nın damadı olma yolunda ilerliyor. Bilal,Vehbi Dede ve Peregrini’yi çalgıcı olarak; Hilmi ve arkadaşlarını ise birer züppe olarak görüyor. Paşa’yı beğeniyor ve her haliyle onun gibi olmak istiyor. Kudret hissi ve hakimiyet duygusu çok baskın. Rabia’nın evleneceğini öğrendiğinde bile onu sevdiğini farkediyor; Mihri ile evlenince Anadolu’da görevli olacağını düşünerek kendini rahatlatmaya çalışıyor. 1907 yılında Hıdrellez de Mihri ile evlenince gözden kayboluyor.&lt;br /&gt;*TULUMBACI BAŞI SABİT BEYAĞABEY: Mahallenin Tulumbacı başlarından en hatırı sayılırı. Kendine mahsus bir babayiğitliği,namus ölçüsü vardı; ama bunun yanında külhanbeyliğin verdiği bir kabadayılığı,sert ve yakışıksız davranışları vardı. Rabia’ya göz dağı vermek için gidip bunu başaramayınca,bu olaydan sonra Rabia’dan korkar,ona saygı gösterir. Kendisiyle birlikte bütün tulumbacılar Rabia ile bağlantısı olan herkese saygı gösterirler. Rabia Osman ile evlendikten sonra da Osman ile iyi diyalog kuran biri olur.&lt;br /&gt;*ÇİNGENE PENBE: Batıl inançları bol olan bir çingene. Tevfik ile ilgilenirken Rabia’nın ikazıyla bundan vazgeçmiştir. Onlarla kalmaya başladıktan sonra Rabia’ya ev işlerinde yardım eden,onun “teyze” diye hitap ettiği biri olur.&lt;br /&gt;*KANARYA: Sabiha Hanım’ın alıp yetiştirdiği bir güzel Çerkes kızı. Daha sonra saraya Kadın Hanım’a verilen böylece saraya giren birisi. Sarayda sultanın yeğeniyle evlendirilir; bundan sonra Nejat Bey’in eşi olarak karşımıza çıkar. Abdülhamit’ten korkar ve onu sevmez. Nejat Bey’in eşi olduktan sonra da aslını unutmaz ve Sabiha Hanımlara saygıda kusur etmez. Rabia’nın düğün hazırlıklarında yardım ediyor ve sık sık görüşüyorlar. En son Rabia’nın hamileliği esnasında karşımıza çıkıyor. Yardımsever birisi.&lt;br /&gt;*NEJAT BEY: Padişahın yeğeni. Saray içinde yetişmiş,bundan dolayı halkın yaşantısı ona ilginç ve gizemli geliyor. Rabia’ya sanatkarlığının dışında bu yönünden dolayı bir yakınlık duyuyor. Batı müziğini ve piyano çalmayı biliyor. Vehbi Dede ve Peregrini ile her hafta toplanıyorlar. Babası da kendisi de çocuk tabiatlı olduğu için hiçbir entrikaya karışmazlar. Onun için saray çevresinin en rahat ailesidirler.&lt;br /&gt;*SAFVET BEY: İkinci Mabeyinci. Hiç evlenmemiş. Yeğenlerini büyütüp,eğitimini sağlamış. İnsanlara iyilik ve kardeşlik yapmak için gökten yere inmiş bir hali var. “Aşk ahlakı! Kim bilir belki istikbalde insan müesseselerinin nazımı olur… İnşaallah olsun.” diye düşünen birisi.&lt;br /&gt;*DÜRNEV: Selim Paşa’ların gelini; Hilmi’nin eşi. Sabiha Hanım tarafından küçükken alınıp yetiştirilmiş,terbiye edilmiş,iyi bir tahsil verilmiş ve oğluyla evlendirilmiş bir Çerkes kızı. Fakat Sabiha Hanım romatizmaya yakalanıp yatağa bağlandıktan sonra cesaretlenip kendi başına hareket etmeye başlar. Aşırı süslü,karışık ve şaşaalı makyaja ve giyinişe sahip. Hareketleri ve mimikleri “resimli kitaplardan taklit” gibi. Taklitçi yeniyi temsil ediyor. Ama sürgünde yaşadığı zorluklardan sonra biraz daha olumlu hale gelmiş birisi.&lt;br /&gt;*GALİP: Hilmi’nin Jön Türk arkadaşlarından. Annesi ölmüş,zengin bir babanın oğlu. İleri ki dönemlerde Rabia’yı istiyor; fakat Rabia kabul etmiyor. Cüce tarafından “istediğin kalıba sokabileceğin bir koca adayı” olarak nitelendiriliyor. Bu vakadan sonra Rabia,Galip ve Şevki varken Hilmi’nin odasına çıkmaz.&lt;br /&gt;*ŞEVKİ: Hilmi’nin Jön Türk arkadaşlarından. Vehbi Dede’nin İmam’dan daha tehlikeli olduğunu düşünüyor. Devrimci gençliği temsil ediyor. Konuşkan,taklitçi ve düşüncesine ateşli bir şekilde bağlı.&lt;br /&gt;*ZATİ BEY: (Yeni) Dahiliye Nazırı. Dilediği ferdi asmak,boğdurmak kudretine sahip olmak için ömrünün on senesini fedaya hazırdı. Evi o zamanın alafrangalığına özenilerek dekor edilmiş; hizmetlileriyle,eşyasıyla ve kendi giyimiyle özentili birisi. Menfaatine düşkün. Dinle hiçbir alışverişi olmayan bir adam.&lt;br /&gt;*BAYRAM AĞA: Selim Paşa’nın bahçıvanı. Rumelili. Kendine ve yetiştiği ortama has kural ve prensipleri var. Otoriter.&lt;br /&gt;*BEHİRE HANIM: Safvet Bey’in kız kardeşinin kızı. Mürebbiyelerle büyütülen kibar kızlara kendi kültürleri,kendi klasiklerinin de öğretildiği devirde yetişmiş. Kocası sadece Avrupa’da yapmış olduğu için kendi kızlarını Fransız mürebbiyeler elinde yetiştirmiş; Avrupa’dan gelen her şeyi gökten inmiş bir emir kabul eden biriydi. Hayatları serbest ve mesut olsa da Behire Hanım ananelere bağlı; bundan dolayı da dayısının yanına sık geliyor.&lt;br /&gt;*ARİF: Safvet Bey’in yetim yeğeni. Safvet Bey tarafından büyütülmüş ve onunla birlikte kalıyor. Nejat Bey’den sonra en iyi Türk piyanist. Tembel olduğu için ve müzikten para kazanılması adet olmadığından çalışmıyor; canı istediği zaman Robert Koleji’ne kaydoluyor,bir müddet devam edip çıkıyor.&lt;br /&gt;*MUAVİN RANA BEY: Selim Paşa’nın yardımcısı.&lt;br /&gt;*GÖZPATLATAN MUZAFFER: Tehlikeli,siyasi sanıkları sorgulamayla memur. Görünüş olarak eski pehlivanlara benziyor. Yardımsever,vazifesini yerine getiren bir adam imajı var. 1908 ihtilalinden sonra ise Meşrutiyet hatibi olur.&lt;br /&gt;*MİSİS HOPKİNS: Robert Koleji’nin İngilizce hocasının madamı. Kanarya’nın arkadaşı; ondan hayatı hakkında pek çok şeyi öğreniyor.&lt;br /&gt;*EBE ZEHRA HANIM: Mahallenin ebesi.&lt;br /&gt;*KAHYA ŞÜKRİYE HANIM: Sabiha Hanım’ın kahyası. Konaktaki her şeyi hanımına haber veren, kendisine verilen görevleri yapan biri.&lt;br /&gt;*UŞAK ŞEVKET AĞA: Selim Paşa’nın uşağı. On beş yıldır Paşa’ya hizmet ediyor. Sinekli Bakkal’ın iç işlerini ezbere biliyor.&lt;br /&gt;*ESKİCİ FEHMİ EFENDİ: Sinekli Bakkal’ın umumi ve içtimai hayatına,her vesileyle karışan; ihtiyar heyetinin hatırı sayılır azalarından. Osman’a da yakınlık gösteren komşulardan. Mahallenin muhafazakar kısmını idare ediyor.&lt;br /&gt;*BEKÇİ RAMAZAN AĞA: Sinekli Bakkal bekçisi.&lt;br /&gt;*DOKTOR KASIM: Dahiliyeci. Türk tıbbına Alman fennini,biraz da katılığını getiren meşhur simalardan. Rabia’nın doktorlarından. Hastaların dimağlarına etki ederek tedavi etme fikrini İstanbul’da yayan ilk doktor olarak geçiyor. Çoluk çocuğu olmadığı için biraz daha sert yaklaştığı belirtiliyor.&lt;br /&gt;*DOKTOR SALİM: Jinekolog. Türk tıbbına Alman fennini ve katılığını sokan diğer meşhur sima. Rabia’nın doktoru. İlk sezeryan uygulayacağı hastası olduğu için Rabia ile çok ilgilenir. Daha yumuşak tabiatlı.&lt;br /&gt;*İKBAL HANIM: İkinci Mabeyinci Safvet Beyin süt ninesi ve yalının hanımı. İhtiyar,kendine göre bir sevimliliği olan,Çerkes asıllı. Elli beş senedir İstanbul’da olmasına rağmen Türkçe’yi tam öğrenememiş. Şiddetli taassupla dindar; fakat bu dindarlığının içi dolu değil. Vehbi Dede’ye ve Rabia’ya hürmeti çok. Çileli bir gençliği var; bunu daha sonra Rabia ile paylaşıyor.&lt;br /&gt;*ELENİ: Osman’ın aşçısı.&lt;br /&gt;*BAKKAL MUSTAFA EFENDİ: İstanbul Bakkaliyesi’nin sahibi,Tevfik’in dayısı. Tiryaki bir mahalle bakkalı.&lt;br /&gt;*MİHRİ: Selim Paşa’nın kızı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-8983670356569883361?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/8983670356569883361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/8983670356569883361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/10/sinekli-bakkal.html' title='Sinekli Bakkal'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-1223810391071687316</id><published>2007-10-19T05:09:00.000-07:00</published><updated>2007-10-19T05:13:31.357-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kaşağı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ömer Seyfettin'/><title type='text'>Kaşağı</title><content type='html'>KİTABIN KONUSU: Kardeşine iftira atıp, onun ölümünden sonra vicdan acabıyla yanıp tutuşan bir çocuğun dramı anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ: Annesi, İstanbul’a gittiği için kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmaz. Bu, babasının seyisi, yaşlı bir adamdır. En sevdikleri şey atlardır. Dadaruh’la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, onlar için çok zevklidir.Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşlarına gider. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… yerinde duramaz, bunu gören küçük çocuk ben de yapacağım! diye tutturur.O vakit Dadaruh, onu Tosun’un sırtına koyar, eline kaşağıyı verir,&lt;br /&gt;- Hadi yap! Der.Bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdı.Her sabah ahıra gelir gelmez,- Dadaruh, tımarı ben yapacağım, der.Ama adam izin vermez ancak boyu at kadar olunca yapabileceğini söyler.Boyu atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki kaşağının düzenli tıkırtısı Tosun’un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, “Höyt..” diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı.Bir gün yalnız başına kalır. Hasan’la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir tımar etmek hırsı uyanır. Kaşağıyı arar, bulamaz. Annesinin bir hafta önce İstanbul’dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen alıp, Tosun’un yanına koşar, karnına sürtmek ister fakat rahat durmaz.- Sanırım acıtıyor? Diye düşünür.Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine bakar. Çok keskin, çok sivridir. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başlar. Dişleri bozulunca yeniden dener. Gene atların hiçbiri durmaz ve kızar. Öfkesini sanki kaşağıdan çıkarmak ister. On adım ilerdeki çeşmeye koşar. Kaşağıyı yalağın taşına koyup yerden kaldırabildiği en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başlar. İstanbul’dan gelen, üstelik Dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezip, parçalar. Sonra yalağın içine atar. Babası çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış kaşağıyı görür; Dadaruh’a yanına çağırınca çok korkar. Dadaruh şaşırır, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babası bunu kimin yaptığını sorar.Dadaruh,- Bilmiyorum, der.Babasının gözleri ona döner, daha bir şey sormadan, çocuk kaşağıyı kardeşi Hasan’ın kırdığını söyler. “Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan aldı. Sonra yalağın taşında ezdi” der.Babası Hasan’I çağırır.-Bu kaşağıyı niye kırdın?diye sorar.Hasan, Dadaruh’un elinde duran alete şaşkın şaşkın baktıp, sarı saçlı başını sarsarak,- Ben kırmadım, der.- Doğru söyle, darılmayacağım. Yalan çok kötüdür, der babası. Hasan inkârda direnir. Baba öfkelenir. Üzerine yürür “Utanmaz yalancı” diye yüzüne bir tokat indirir.- Götür bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. Hep Pervin’le otursun! diye haykırır.Artık ahırda hep yalnız oynar. Hasan eve hapsedilir. Annesi geldikten sonra da bağışlanmaz.Annesi onun iftira atabileceğine hiç ihtimal vermez.Ertesi yıl anne, yazın gene İstanbul’a gider.Hasan’a ahır hâlâ yasaktır. Bir gün birdenbire hastalandı. Doktor “Kuşpalazı” der. Babası yatağın başucundan hiç ayrılmaz.Hizmetçi kardeşinin öleceğini söyler ve çocuk ağlamaya başlar.Gece uyuyamaz, uykuya dalar dalmaz Hasan’ın hayali gözünün önüne gelir “İftiracı! İftiracı!” diye karşısında ağlar.Pervin’i uyandırır. Hasan’ın yanına gitmek istediğini ve babasına bir şey söylemek istediğini söyler.Yarın söylersin, der.Sabaha kadar gene gözlerini kapayamaz. Hava henüz ağarırken Pervin’i uyandırır.Ama zavallı suçsuz kardeşi, o gece ölmüştür.&lt;br /&gt;KİTABIN ANA FİKRİ: Yalan söylemek kötü bir alışkanlıktır.&lt;br /&gt;KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARI DEĞERLENDİRİLMESİ:Büyük çocuk: Hasan’ın abisidir.babasından çok korkar.Atları çok sever.Hasan :Küçük kardeştir.O da babasından çok korkar ve atları çok sever.Geçirdiği hastalık ölümüne sebep olur.Dadaruh: Evin seyisidir. Bütün zamanını atlarla geçirmekyen çok zevk alır.İki çocuğu da çok sever.Pervin: Evin hizmetçisidir. Çok yumuşak kalplidir ve herşeyi açıkça söyler.Bir o kadar da sulugözdür.Baba: Çocuklarının üzerinde büyük bir otorite sahibidir. Çocukları onu çok sever ama ondan çok korkarlar.&lt;br /&gt;YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ: Ömer Seyfettin, yazı ve öyküleriyle dilde sadeleşme hareketinin öncülüğünü yaparak yeni bir edebiyat akımının oluşumunu sağlayıp, Türk öykücülüğünde kısa öykü türünün dil, anlatım tekniği ile tematik yönden ilk özgün örneklerini vermiştir. Aynı zamanda ulusal edebiyat akımını başlatan yazarlardan olan Ömer Seyfettin 28 Şubat 1884′te Gönen’de doğdu. Öğrenimine, dört yaşında iken, Gönen Mahalle Mektebi’nde başladı. Ailesiyle birlikte İstanbul’a gelince (1892), ilköğrenimini özel bir okul olan Aksaray’daki Mekteb-i Osmani’da sürdürdü. Babasının isteği üzerine, Eyüp baytar Rüştiyesi’nin subay çocuklarına özgü bölümüne yatılı olarak yazıldı (1893). Buradaki eğitiminden sonra (1896), Edirne Askeri İdadisi’ni (1900) ve İstanbul Mekteb-i Harbiye’yi bitirdi. 22 Ağustos 1903′te piyade teğmeni rütbesiyle mezun oldu. Ziya Gökalp ve arkadaşlarının çıkardıkları “Genç Kalemler” dergisinin kadrosuna katıldı. Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine, yeniden orduya çağrıldı (14 Eylül 1914). Kısa bir süre “Türk Sözü” dergisinin başyazarlığını yaptı. lan Calibe Hanım’la evlendi (1915). Eylül 1918′de eşinden ayrıldı. 6 mart 1920′de kaldırıldığı Haydarpaşa Hastanesi’nde şeker hastalığından öldü. Kadıköy Kuşdili’ndeki Mahmut Baba Türbesi mezarlığına gömüldü. 1939′da, kemikleri Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki Asri Mezarlık’a taşındı.&lt;br /&gt;ESERLERİ:&lt;br /&gt;Romanları:Yaşadığı yıllarda yayınlanan üç romanı ( Ashab-ı Kehfimiz, Efruz Bey, Yalnız Efe, 1919) onun bu alanda yarım kalmış denemeleri olarak sayılır.“Fantezi roman” olarak nitelendirilen Efruz Bey; 1908′den Mütareke yıllarına kadarki süreci, aydın kişilerin eleştirisi ekseninde yansıtır. Dönemin aydın hastalıklarını, siyasi akımların yanlış yönsemelerini toplumsal eleştiri bağlamında, yeni bir roman tekniğiyle verir.Yarın kalan romanı Yalnız Efe, destansı bir nitelik taşır. Konusunu bir halk menkıbesinden almıştır. Dönemin toplumsal ortamında, yapılan haksızlıklara başkaldırarak silahlanıp dağa çıkan -kız kahraman- Yalnız Efe’nin kişiliğinde Türk halkanın direnme gücünü göstermeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;YAPITLARI:&lt;br /&gt;Öykü: Harem, (u.ö.), 1918; Yüksek Ökçeler, (ö.s.), 1923; Gizli Mabet, (ö.s.), 1923; bahar ve Kelebekler, (ö.s.), 1927.Bütün Eserleri, temalarına göre bir araya getirilen basım: Efruz Bey, 1970; kahramanlar, 1970; bomba, 1970; Harem, 1970; Yüksek Ökçeler, 1970; Yüzakı, 1970; Yalnız Efe, 1970; Falaka, 1970; Aşk Dalgası, 1970; Beyaz Lale, 1970; Gizli Mabet, 1970.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-1223810391071687316?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/1223810391071687316'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/1223810391071687316'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/10/kaa.html' title='Kaşağı'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-3419625651337393392</id><published>2007-10-19T05:06:00.000-07:00</published><updated>2007-10-19T05:07:53.989-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yaban'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yakup Kadri Karaosmanoğlu'/><title type='text'>Yaban</title><content type='html'>Konu&lt;br /&gt;Kitap kurtuluş savaşı sırasında cephede kolunu kaybetmiş bir subayla, askerliği yeni bitmiş bir askerin köyünde geçen olaylar anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;Sessiz ve sakin bir yerde hayatını sürdürmek isteyen Ahmet Celal, gittiği yerde, yabancı olduğundan, yaban olarak tanımlanmaktadır. Köydekilerle hiçbir bağlantısı olmamasına ve subay olmasına rağmen ona düşman gözüyle bakılmaktadır. Ülkenin tamamı işgal altında olmasına rağmen köylülerin bunu umursamaması, sonuçta; evlerinin kundaklanması, yiyeceklerinin yağmalanması, kadın ve kızlarına tacizde bulunulması onların akıllarını başlarına getirir. Bu durumu gören Ahmet Celal sevgilisini yanına alıp kaçmaya çalışır.&lt;br /&gt;Ana Fikir&lt;br /&gt;Vatanın elden gitmesine rağmen duyarsızlığını sürdürmesinin, cahilliğin bir sonucu olduğunu göstermesidir.&lt;br /&gt;Şahıslar ve Olaylar&lt;br /&gt;AHMET CELAL: İçi vatan aşkıyla dolu, köylülerin cahilliğini gidermek için didinen, köy yaşamına alışık olmayan birisidir.&lt;br /&gt;SALİH AĞA: Sinsi bir kişiliğe sahiptir. Kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden bir kişiliğe sahip.&lt;br /&gt;MEHMET ALİ’NİN ANNESİ: Kendisini toprağa adamış, cahil, hiçbir şeyden habersiz ve başkalarının sözünü dinlemektedir.&lt;br /&gt;BEKİR ÇAVUŞ: Askerlik yaptığından dolayı olayların kısmen farkındadır. Bulunduğu ortam itibariyle bildiklerini aktarmaktan çekinmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-3419625651337393392?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/3419625651337393392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/3419625651337393392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/10/yaban.html' title='Yaban'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-839971941756593681</id><published>2007-10-19T04:29:00.000-07:00</published><updated>2007-10-19T05:04:35.648-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kiralık Konak-Yakup Kadri Karaosmanoğlu'/><title type='text'>Kiralık Konak</title><content type='html'>Başlıca Şahıslar&lt;br /&gt;Naim Efendi: İkinci Abdülhamid döneminde nazırlık yapmış; şimdi emekli, gelenek ve törelere bağlı; olgun, fakat iradesi ve otoritesi zayıf bir adam.&lt;br /&gt;Sekine: Naim Efendi’nin kızı. Babası ile kocası ve çocukları arasında kalmış; zavallı bir kadın.&lt;br /&gt;Servet Bey: Naim Efendi’nin damadı, Sekine’nin kocası. Paraya ve menfaatine son derece düşkün; ahlaksız bir adam.&lt;br /&gt;Seniha: Naim Efendi’nin torunu. Serbest yetiştirilmiş; alafranga hayat hayranı şımarık bir kız.&lt;br /&gt;Faik: Devrin ileri gelenlerinden Kasım Paşa’nın oğlu. Son derece ah&amp;shy;laksız, uçarı, yüzsüz bir genç.&lt;br /&gt;Hakkı Çeliş: Naim Efendi’nin yeğeni. İçli bir genç; şair. Romanın he&amp;shy;men hemen tek müspet kahramanı.&lt;br /&gt;Özet&lt;br /&gt;İkinci Abdülhamid döneminde nazırlık yapmış olan Naim Efendi, emekli olduktan sonra Kanlıca’daki konağına çekilmiştir. Münzevi bir hayat yaşamak emelindedir. Fakat damadı Servet Bey ve torunu Seniha, Naim Efendi’nin böyle bir hayat yaşaması&amp;shy;na fırsat vermezler. Servet Bey ve kızı Seniha, alafranga hayat düşkünüdürler. Baba-kız, ikisi de ahlaken zayıf insanlardır. Seni&amp;shy;ha, Faik Bey ile gayri meşru ilişkiye girer, sonra onunla birlikte Av&amp;shy;rupa’ya kaçar. Birinci Dünya Savaşı, bir kısım insanları daha çok yoksulluğa düşürürken, bir kısım insanları da “harp zengini” yap&amp;shy;mıştır. Servet Bey bu ikincilerdendir. O, artık iyice yoksul düşen Naim Efendi’den kurtulmak ve istediği hayatı yaşamak, gayri meşru iş ilişkilerini devam ettirebilmek için konaktan ayrılarak Beyoğlu’nda bir apartmana taşınır. Avrupa’dan tam bir rezaletle dönen kızı Seniha’yı bile kirli işlerinde kullanır. Son derece geniş mez&amp;shy;heplidir.Bu arada Naim Efendi, oturduğu konağı kiraya vermek, kardeşinin yanına taşınmak ister ama, artık iyice harap vaziyetteki konağa talip çıkmaz. Bu arada ümitsiz bir aşkla yıllarca Seniha’yı sevmiş olan Hakkı Çeliş, Çanakkale Savaşı’na gönüllü olarak katı&amp;shy;lır ve kendisinden beklenmeyen bir şekilde kahramanca şehit olur. Cepheden dönen bir subayın verdiği bu habere Seniha kayıtsız kalır.&lt;br /&gt;Naim Efendi, bu değişen dünyaya, çöken ve darmadağın olan ailesine şaşıp kalarak konağındaki yapayalnız hayatına de&amp;shy;vam eder.&lt;br /&gt;Değerlendirme&lt;br /&gt;Kiralık Konak, 1920 yılında İkdam’da tefrika edildi, 1922′de ilk baskısı yapıldı. Romanda anlatılan olaylar, Bi&amp;shy;rinci Dünya Savaşı sırasında cereyan ettiğine göre, Kiralık Konak, “sıcağı sıcağına” yazılmış bir romandır denilebilir.&lt;br /&gt;Roman, Osmanlı Devleti’nin yıkılış günlerinde Türk cemiyetinin en önemli unsuru olan ailenin nasıl çürüdüğünü ve yıkılıp gittiğim hikâye eder. Bir kısım insanımızda görü&amp;shy;len batılılaşma veya alafrangalaşma arzusu ile bu alafranga hayata ayak uydurma ve o tarzda yaşama gayreti, bu felake&amp;shy;tin en önemli sebebidir. Araba Sevdası’ndan itibaren Felâtun Beyle Rakım Efendi, Yaprak Dökümü, Fatih-Harbiye gibi belli başla ve başarılı romanlarda hep bu tema ve aşağı yukarı aynı bakış açısıyla işlenmiştir: Batılılaşma veya alaf&amp;shy;rangalaşma meselesi en fazla aileyi vurur. Aile yara alınca top&amp;shy;lumda hiç bir sağlam değer ve kurum kalmaz!&lt;br /&gt;Bu saydığımız romanların hemen hepsinde yapı aynı&amp;shy;dır. Ahmet Mithat Efendi, Reşat Nuri ve Peyami Safa da, tıpkı Yakup Kadri gibi bir tarafta muhafazakâr, millî ve ma&amp;shy;nevî değerlere bağlı insanlarla -ki bunların çoğu yaşlılardır-alafranga hayata özlem duyan, şımarık, züppe, iyi yetiştiril&amp;shy;memiş, ahlaken zayıf insanları karşı karşıya getirirler. “Bu ikinciler genellikle gençlerdir.&lt;br /&gt;Beyoğlu hayatı her bakımdan onlara cazip gelir. Bu hayatın en önemli unsurları eğlence, içki, kumar ve zinadır. Yukarıda adlarını saydığımız bu romancılarımız, alafranga&amp;shy;laşmayı tam bir ahlak çöküşü addetmekte birleşirler. Kiralık Konak’ta örnek alınan aile yıkılır: Yaprak Dökümü’nde çok güç şartlarda ve büyük firelerle devam eder görünür (zahiri kurtuluş söz konusudur ama, hayır, sararmış yaprak&amp;shy;lar dökülür; aile artık eski aile değildir). Fatih-Harbiye’de ise tekrar eski sağlam yapısına kavuşur. Çünkü romanın kahramanı Neriman Fatih’e -manevi değerlere, geleneklere, yaşadığı dengeli dünyaya geri dööner.&lt;br /&gt;Kiralık Konak romanında Konak, bir semboldür. Ki&amp;shy;ralanan şey, aslında bir medeniyet ve hayat tarzıdır. Ro&amp;shy;manda, ferdi meselelerin ön plânda olduğu görüntüsüne rağmen aslında bir medeniyet hesaplaşması vardır. Yakup Kadri şöyle diyor:&lt;br /&gt;“İstanbul’da iki devir oldu: Biri İstanbulin; diğeri Re&amp;shy;dingot devri… Osmanlılar hiçbir zaman bu İstanbulin dev&amp;shy;rindeki kadar zarif, temiz ve kibar olmadılar. Tanzimat-ı Hayriye’nin en büyük eseri İstanbulinli İstanbul efendisidir. Bu kıyafet dünyaya yeni bir insan tipi çıkardı ve Türkler bu kıyafet içinde ilk defa olarak vahşi Asya ve haşin Avru&amp;shy;pa’nın arasında gayet hususi bir millet gibi göründü,&lt;br /&gt;“Sonra Redingot devri geldi ve redingot içinden yarı uşak, yarı kapıkulu riyakâr, adi bir nesil türedi. Bu neslin en yüksek, en kibar simalarında bile bir ’saray hademesi hali vardı. Bunların elinde konak hayatı, birdenbire köşk hayatı&amp;shy;na intikal ediverdi. Ne yaşayışın, ne düşünüşün ne giyinişin üslûbu kaldı.&lt;br /&gt;Yakup Kadri’ye göre bu medeniyet denemesinin so&amp;shy;nucu şudur: “O kadar necabet ve sahabetle başlayan o büyük Tanzimat cereyanı döne dolaşa nihayet İstanbul’un ortasına Seniha gibi bir kadınla, Faik bey gibi bir erkek örneği bıra&amp;shy;kıp geçmişti. Türk dehasının yaptığı bu medeniyet tecrübesi de gelmiş ve gelecek nesillere acı bir imtihan olmaktan baş&amp;shy;ka bir şeye yaramamıştı.”&lt;br /&gt;Kiralık Konak romanının tezi aşağı yukarı bu cümlelerle ifade edilmiştir.&lt;br /&gt;Hayatının önemli bir kısmında -hususiyle gençlik yıl&amp;shy;larında samimî bir batı (Yunan Medeniyeti) hayranı olan Yakup Kadri, kendi “batıcılığını” Hakkı Çeliş vasıtasıyla sa&amp;shy;vunur. Hakkı Çeliş de batı’yı biliyor ve seviyor ama o, Verlaine’i ve Claudel’i okuyor. Yakup Kadri’ye göre batılılaş&amp;shy;manın sırrı buradadır. Ona göre Hakkı Celis’in dejenere ol&amp;shy;maması, batıyı yüksek tabakasından tanımış olmasındandır.&lt;br /&gt;Yazarın bir yerde Seniha’nın gözüyle baktığı konakta, konağı küflenmiş olarak görür. “Seniha bu konak&amp;shy;ta küfleniyordu!” Aynı korku ve tiksinti Fatih-Harbiye’deki Neriman’da da vardır. Aslında söz konusu ettiğimiz bu iki romanda nerede eski medeniyetimizden söz açılsa, orada bir harabiyet ve küflenmeden bahsedilir.&lt;br /&gt;Kiralık Konak romanının son derece sağlam bir yapı&amp;shy;sı vardır. Kahramanların birbiriyle münasebetleri mantıklı ve inandırıcıdır. On altı bölümlük romanın ilk bölümünde Naim Efendi, ikinci bölümünde Seniha tanıtılır. Sonraki bö&amp;shy;lümlerde kahramanlar birer ikişer romana dahil olurlar. Ve aralarındaki münasebet son derece gerçekçi ve tutarlı bir şekilde gelişir, devam eder.&lt;br /&gt;Romanın kahramanları başarılı bir şekilde tasvir ve tahlil edilmiştir. Ailenin yapısı bakımından hâkim durumda&amp;shy;ki Naim Efendi’nin âciz, zavallı, iradesiz ve mütevekkil bir insan oluşu; hadiselerin kontrolden çıkmasının en önemli sebebidir. Naim Efendi, Fatih-Harbiye’deki Faiz Bey’e ben&amp;shy;zemekle birlikte, onun kadar konağının ve inandığı değerle&amp;shy;rin sahibi ve koruyucusu değildir.&lt;br /&gt;Faik Bey, Seniha, Servet Bey hırslıdırlar. Bu hırs uğ&amp;shy;runa yapmayacakları rezalet yoktur. Yakup Kadri, Seniha tipini ayrıntılı bir biçimde ele alır. Çünkü romanda cereyan eden hadiseler hep onun etrafında gelişir. Seniha’nın ruh halinin en önemli yanı “hep canının sıkılıyor ve gönlünün avunamıyor” olmasıdır. Bu haliyle Seniha, romanda adeta Servet-i Fünûn şair ve yazarlarını temsil eder. Onun Avru&amp;shy;pa’ya kaçması bu bakımdan son derece manidardır.&lt;br /&gt;Hakkı Çeliş, romanın yegâne müspet tipidir. O, saf ve masum bir insandır, şairdir. Sağda solda, localarda, ku&amp;shy;lüplerde harp zenginleri yiyip içip eğlenirken, Servet Bey, günlerini Cercle D’Orient’da geçirirken, Hakkı Çeliş “Bu acaip âlem”e şaşar kalır. Yakışıklı, güzel konuşan, kültürlü bir genç olmasına rağmen Hakkı Çeliş, macera peşinde ko&amp;shy;şan bir insan değildir. Seniha’nın zaaflarını ve rezaletlerini bilmesine rağmen, onun karşılıksız ve derin bir aşkla sever. Bu hülyalı adamın gönüllü olarak askere yazılması, Çanak&amp;shy;kale Savaşına katılması ve orada şehit düşmesi romanın en önemli trajik unsurudur.&lt;br /&gt;Romanda üç nesilden kesitler verilmiştir. Birinci Ne&amp;shy;sil (Naim Efendi ve kız kardeşi) sağlam; ikinci nesilde (Naim Efendinin kızı Sekine ve Damadı Servet Bey) erkek bozuk, kadın sağlam; üçüncü nesilde her ikisi de bozuktur. Aynı değerlendirmeye Fatih-Harbiye romanında da rastlıyoruz. Bu iki roman arasındaki en önemli fark, Yakup Kadri’nin, alafrangalığın cinsî temayülleri üzerinde durmasıdır.&lt;br /&gt;Romanda ilgi çekici değerlendirmelerden birisi de Faik Bey’in babası Kasım Paşa’nın insan ölçüsü’dür. Naim Efendi, Faik Bey’in torunuyla olan gayri meşru ilişkisini şi&amp;shy;kâyet etmek için Kasım Paşa’ya gittiğinde Paşa, oğlunu sa&amp;shy;vunur: “Faik Fransız’dan iyi Fransızca konuşur, Fransızca kitabeti harikuladedir” . Böyle bir gencin ahlâksız ol&amp;shy;ması mümkün müdür? Naim Efendi bu savunmaya şaşar kalır. Uzak değil, daha Tanzimat yıllarında -romanın yazılı&amp;shy;şından 30,40 sene evvel- ahlâk terbiye ve görgünün yanında Türkçe bilmek, güzel konuşmak ve yazmak bir marifet ve maharet iken 1920′lerde Fransızca bilmek ve konuşmak merakı bu alafrangalaşmak sevdalılarında bir tutku halini al&amp;shy;mıştır. Alafranga hayatı roman konusu yapan Recaizade Ekrem ve Peyami Safa gibi Yakup Kadri de o hayata koz&amp;shy;mopolit kelimelerle giriyor. Yakup Kadri, İronik bir üslûpla ve kelimelerle oynayarak o hayatla alay ediyor: Redingot, lüstrin kaloş, arnuvo, rokoko, letarji, pisalüye, şezlong, sigar, suvare, tamperaman, penyuvar, sonnet, tripo, palas hayatı, bulvar, egzotik, Hotel deş L’etrangers, aperetif, ekarte, piket, vualet, levanten, salle a manger, fumoir, concierge, aml de la maison, Cercle D’Orient… ilh. bu dünyanın vazgeçilmez keli&amp;shy;meleridir.&lt;br /&gt;Her sayfada ince bir alay var. Bu ironik üslûp, Hakkı Celis’in şehadetini anlatan son sayfalarda zirveye ulaşır. Ya&amp;shy;kup Kadri, mizahı yeterince, kararında ve ustaca kullanma&amp;shy;sını bildiği kadar, Türkçe’yi de son derece ustalıklı kullanan bir romancımızdır.&lt;br /&gt;Kiralık Konak, temposu ağır bir romandır. Hadiseler ikinci plândadır. Önemli olan, insanlar; onların hayata ve çevreye bakışları, hırsları, emelleri ve zaaflarıdır. Bu bakım&amp;shy;dan Kiralık Konak hem bir sosyal roman; hem de son dere&amp;shy;ce başarılı bir karakter romanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Başka Özet&lt;br /&gt;Naim Efendi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişiydi. Babasından kalma bir servetti. Büyük bir ihtimamla idare ve muhafaza ediyordu. II. Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulundu. Bir çok defalar valiliklerde dolaştı. Şürayı Devlet Azası, Rüşümat Müdiri Umumisi oldu. İnkılaptan iki sene evvel dolaşık bir “TEVLİYET” (Mütevellilik) davası yüzünden istifasını verdi ve Hükümet işlerinden tiksinerek bir köşeye çekildi. Fakat memuriyet döneminden kalma bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmazdı.&lt;br /&gt;Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok severdi. Fakat öyle bir zaman yaşadı ki bunların hepsi yasaktı. Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi de anlamıyordu.&lt;br /&gt;Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında idi, rahatını huzurunu mümkün mertebe koruyordu. Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kaldı. O öldükten sonra yerine Sekine hanım geçti; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten annesine benzetmiyordu. Tabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz, tembel bir kadındı; hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son derece uyardı. Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildi.&lt;br /&gt;Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütüyordu. Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektup çocuğu olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisi idi. Bu yaşında bir çok zevkleri vardı. Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzerdi. Körpe ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindeydi.&lt;br /&gt;Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir. Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi vakariyle ziyaretçilerini beklerdi. Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözüküyordu. Bu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamıyordu. Saat beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete geldi. Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındaydı. Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençti. Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir frenk zarafeti ve kıvraklığı vardı. Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bili verirlerdi.&lt;br /&gt;Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirlerdi. Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha, pek şuh bir genç kızdı. Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başladı. Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverdi. O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha’yı da o kadar arıyor. Seniha’ya kendini o kadar düşkün hissediyordu. Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa geldi. Henüz herkes uykudaydı. Saçları karma karışık, yüzü sapsarıydı. Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardı. Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey’ i süzdü. Faik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemiyordu. Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den öğrendiği kadarıyla Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrendi. Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyledi. Seniha’nın bunun mümkün olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını istedi.&lt;br /&gt;Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkardı. Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza aldı ve birer birer Cemil’e uzattı.&lt;br /&gt;Ve hayatında ilk defa olarak ağır ve ciddi bir şekilde düşündü, kaldı. Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünmüştü. Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi… Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı. En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kafiydi.&lt;br /&gt;Seniha kalbinin bu bir günlük imtihanından epeyce değişmiş çıktı. Aşktan evvel ki alaycı, havai, şuh ve işveli haline avdet etti.&lt;br /&gt;Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendinin yanına taşınma bahsi çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı huzuru büsbütün kaçtı. Selma Hanımefendinin kararı o kadar katıydı ki hiçbir mazeretle bunun önüne geçmek kabil olmuyordu.&lt;br /&gt;NAİM EFENDİ; “Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim? diyordu.”&lt;br /&gt;SELMA HANIM; “Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün” diyordu.Konak, Naim Efendiyle beraber, her gün biraz daha yıkılıp gidiyordu. Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla mustarip bir hayvan gibi sarsıla açılıyordu.&lt;br /&gt;SONUÇ&lt;br /&gt;Kitabın Ana Fikri ve Kitap Hakkındaki Genel Değerlendirme :Kiralık Konakta Osmanlı İmparatorluğunun çöküş dönemindeki toplumsal nedenler dile getirilir.Kiralık Konak İmparatorluğun çöküş çanlarının kulak yırtan sesleri içinde, kuşaklar arasındaki değişen değer yargıların buna bağlı olarak da yaşam biçimlerinin çelişkisini sergileyen bir romandır.Seniha – Faik – Hakkı Celis üçgeni romanın yapısının iskeletidir. Toplumsal rüzgarların savurduğu bu insanlar birer yaprak gibi uçuşuyorlar, hiç toprağa düşmüyorlar. Kiralık Konaktaki kahramanların ortak özelliklerinden biri de düşün-dükleri, ettikleri dünya ile gerçek yaşamları arasındaki bağlantısızlıklardır. Onlar için yaşamın her gerçeği birer beklenmeyen darbedir.Konağın dağılıp satılığa çıkarılmasıyla biten roman bir zümrenin çöküntüsünün üç kuşaklık hikayesidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-839971941756593681?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/839971941756593681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/839971941756593681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/10/kiralk-konak.html' title='Kiralık Konak'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-2202728842967037069</id><published>2007-09-30T12:42:00.000-07:00</published><updated>2007-09-30T12:44:56.965-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fatih-Harbiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peyami Safa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='100 temel eser'/><title type='text'>Fatih-Harbiye</title><content type='html'>Kitabın Konusu&lt;br /&gt;Neriman’ın kendi kültürüyle batı kültürü arasındaki kayboluşu ve doğru yolu buluşu.&lt;br /&gt;Kitabın Özeti&lt;br /&gt;Neriman’la Şinasi çocukluk arkadaşlarıdır. Tanıdıkları ilk karşıt cins birbirleridir. İlk başta ikisi de birbirlerini seviyorlardı. Okula beraber gidip geliyorlardı. Üniversite de bile beraberdiler. Neriman’ın babası Faiz Bey’dir ve Şinasi’yi de çok sevmektedir. Bazı geceler Faiz Bey’in evinde saz çalarlar ve sohbet ederlerdi. Herkese bir gün Şinasi ile Neriman’ın evleneceğini düşünüyordu.Giderek Neriman Şinasi’den soğumaya başladı. Neriman oturduğu mevki olan Fatih’i, sevmemektedir. Çünkü Fatih, doğuyu, gelişmemişliği ve eskiyi temsil ediyordu. Oturduğu mahalle çok eskiydi ve evler de virane gibiydi. Bir gün Macit denilen yakışıklı, zengin ve kibar birisiyle tanışır. Macit Harbiye’de oturuyordu. Harbiye, gelişmişliği ve batıyı simgeliyordu. Macit ile bir kaç sefer Şinasi’den habersiz buluşurlar. Bir gün Macit Neriman’a balo davetiyesi verir ve baloya davet eder. Nerman baloya gitmeyi çok istemektedir. Ama gitmesi için babasının iznini almak zorundadır. Tam babasına söyleyecekken babası ona Şinasi ile evlenmesini teklif eder. Hemen reddetmez ve 2-3 ay mühlet ister. Ve bolaya Şinasi ile gitmesi koşuluyla da izin alır. Elbise için vitrinleri gezmeye çıktığında dayısının kızlarına uğrar. Çünkü dayısının kızları bu işlerde oldukça deneyimlilerdir. Eve gittiğinde bir kadının ağlamaktan harap olduğunu görür ve nedenini sorar. Nedeni kızının intiharıdır. Kızı Rus gitariste aşık olmuştur. İkisi de başta çok mutlulardır ve birbirlerini çok sevmektelerdir. Ancak çok sefil bir hayat sürmektedirler. Buda kıza tak etmiştir. Günün birinde zengin bir adamla tanışan kız genci terk eder ve adamla yaşamaya başlar. Artık balolara gidebilmekte ve her istediğini yapabilmektedir. Ancak gerçek mutluluğu bulamamaktadır. Tahsil görmüş bir kız olduğundan hakiki güzelliği armaktadır. Musiki, mutalaa ve samimiyet…Rus gencinde bunları bulabiliyordu ancak zengin adamda bunları bulamamaktadır.&lt;br /&gt;Sonunda, gence dönmeye karar verir ve aramaya başlar. Büyük uğraşlar sonucu bulur ama genç kabul etmez. Kız bunun verdiği üzüntü ile evine gider ve tabanca ile kendini öldürür.Hikayeden çok etkilenen Neriman evden izin alarak ayrılır. Kendi evine gelir ve babasına artık baloya gitmek istemediğini ve Şinasi ile evlenmeyi kabul ettiğini söyler….&lt;br /&gt;Kitabın Ana Fikri&lt;br /&gt;Batının tekniğini almalıyız fakat kültürünü asla.&lt;br /&gt;Kitaptaki Olay ve Şahısların Değerlendirilmesi&lt;br /&gt;Neriman: Musiki okulunda okuyan, bigili fakat biraz batı hayranı bir kızdır. Eğlencelere gitmek istemektedir.&lt;br /&gt;Şinasi: Doğu kültürünü benimsemiş, bilgili ve battı kültüründen hoşlanmayan birisidir.&lt;br /&gt;Faiz Bey : Doğunun kültürü ile yetişmiş. Kendisini ve kültürünü iyi bilen, musikiyi ve sohbeti seven, bilgil ve ölçülü birisidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-2202728842967037069?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/2202728842967037069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/2202728842967037069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/09/fatih-harbiye.html' title='Fatih-Harbiye'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-6876300856422090864</id><published>2007-09-30T12:28:00.000-07:00</published><updated>2007-09-30T12:34:16.181-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Falih Rıfkı Atay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zeytindağı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='100 temel eser'/><title type='text'>Zeytindağı</title><content type='html'>Yazar:Falih Rıfkı ATAY&lt;br /&gt;Kitabın konusu :&lt;br /&gt;Kitapta Osmanlı saltanatının son günlerinden Türkiye Cumhuriyetinin ilk günlerine kadarki bir zaman dilimi anlatılmaktadır. Yazar bir görev sebebiyle Cemal Paşa’nın karargahına yani Zeytindağı’na gitmiştir. Burada yaşamış olduğu olayları ve anılarını bulunduğu tarihin önemli olaylarını da içine alacak şekilde anlatmıştır.&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;Kitabın ismi; Cemal Paşa’nın karargahının (4. Karargah) bulunduğu Kudüs’e yakın bir dağın isminden gelmektedir.&lt;br /&gt;Birinci Dünya Harbi patlak verdiğinde Falih Rıfkı yedek subay olarak orduya alınır ve Cemal Paşa’nın karargahına tayin olur. Cemal Paşa ile ilişkileri de burada gelişir.&lt;br /&gt;Kitabın ilk kısımlarında İttihat ve Terakki’den söz edilmiştir. İttihat ve Terakki içerisinde Cemal Paşa, Talat Paşa ve Enver Paşa en önemli simalardır. Cemal Paşa yenilikçiliği ile tanınmaktadır. Enver ve Talat Paşa’lar ise muhafazakar bir kişilik sergilemektedir. Enver Paşa’nın Turancılık fikirleri güçlüdür. Falih Rıfkı , Enver Paşa’nın bu fikirlerini benimsememekte ve Enver Paşa’yı diktatör olarak nitelemektedir. Türkiye’nin kurtuluşunun Enver Paşa gibilerden kurtulmakla mümkün olduğu düşüncesindedir. İttihat ve Terakki kendi içerisinde bölünmüş bir yapı sergilemektedir. Bir birlik ve beraberlik söz konusu değildir. Her liderin bir grubu vardır. Falih Rıfkı da Cemal Paşanın adamı damgasını taşımaktadır. Falih Rıfkı, İttihat ve Terakkinin bu yönünü yani fikir birliğinin bulunmayışını eleştirmektedir. Çünkü yaşanılan buhrandan kurtuluş ancak birlik ve beraberlikle mümkündür. Buna rağmen bilinçsiz yaklaşımlar, kişisel hesaplaşmalar İttihat ve Terakkiyi kendi kendisiyle uğraşan bir duruma düşürmüştür.&lt;br /&gt;Falih Rıfkı , Cemal Paşa ile beraber çalışmaya başladıktan sonra, olayları daha açık ve net bir şekilde görebilmektedir. Bir dönem, bir İmparatorluk yok olmaktadır. Yazar bunu sezinleyebilmektedir. Suriye, Filistin ve Hicaz’da yaşamış oldukları bir devrin çöküşünü gözler önüne sermektedir.&lt;br /&gt;Falih Rıfkı Osmanlı’nın bir kukla devlet olduğunu söylemektedir. Örneğin şöyle bir olay anlatılmakta; “Mahmut Şevket Paşa’yı öldüren Kavaklı Mustafa, memleketten kaçmaya muvaffak olmuştu. Bir Rus vapuruna binmişti. Fakat Osmanlının Rus sancağı taşıyan bir vapurdan bir kişiyi almaya hakkı yoktu. Bunun üzerine bir Osmanlı hükümeti görevlisi, Kavaklı Mustafa’yı gemiden kaçırır ve boğdurur. Bu olayı haber alan Ruslar, Kavaklı Mustafa’yı kaçıran zatı görevden aldırır ve bundan böyle devlet hizmetinde kullanılmamasını isterler ve istedikleri de olur.”&lt;br /&gt;Osmanlı, ümmetçilik fikri sebebiyle neredeyse üç kıtada egemen olmuştu. Bu coğrafyanın büyük bir kısmını Arapların yaşadıkları ülkeler kapsamaktaydı. Kudüs, Şam, Filistin, Hicaz gibi. Osmanlı sadece coğrafyada büyüyebilmişti. Çünkü, bu kazanılan toprakların hiçbirinin kültürlerine, dillerine, ticaretlerine ve maddiyatlarına egemen olunamamıştı. Hatta Osmanlı, Arapları Türkleştireceğine oradaki Türkler Araplaşmıştı.&lt;br /&gt;“Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık.”&lt;br /&gt;Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi. Eğer, medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı, Araplığın Anadolu içlerine kadar gireceğine şüphe yoktu. Osmanlı Emperyalizmi şu ana fikir üstünde kurulmuş bir hayal idi. “ Türk milleti kendi başına devlet yapamaz! “&lt;br /&gt;Osmanlı, Arap topraklarını alarak oraları bir bakıma imar ediyordu. Çünkü, Arap şeyhleri arasındaki kanlı savaşlar sonucunda Arap halkı mağdur oluyor ve maddi olarak da çöküntüye uğruyordu. Osmanlı geldiğinde ise bu şeyhleri uzlaştırıp sükuneti sağlıyor ve onlara belirli imtiyazlar veriyordu. Bir bakıma Osmanlı onlar için bir kurtuluş gibiydi. Buna rağmen Osmanlının güçsüz duruma düşmesini fırsat bilip hemen İngilizlerle, Fransızlarla anlaşmışlar ve Osmanlı’ yı arkadan vurmuşlardır. Osmanlı’ ya karşı görünüşte bağımlı olan Araplar her zaman kendi halifeliklerini istiyordu. Müslüman Araplar arasında Arap Halifeliği hükümeti peşinde olanlar vardı ve 1. Dünya savaşı çıktığında bu düşüncelerini gerçekleştirmek için ve İngilizlerin vereceklerini vaadettikleri imtiyazlardan dolayı Osmanlı’ ya ihanet etmişlerdi.&lt;br /&gt;Osmanlının Araplara vermiş olduğu haklar, onların küçük bir anlaşmazlıkta bile isyan etmelerini sağlıyordu. Cemal Paşa zamanında çıkmış olan bir kanun ile komutanlara eğer vatan müdafaası için zaruri görülürse idam hükümlerini yerine getirmesi yetkisi verilmişti. Yani isyanlar artık kanla bastırılıyordu.&lt;br /&gt;Cemal Paşanın bir amacı da Suriye’ yi Osmanlılaştırmaktır. Bu düşüncesini gerçekleştirmek için Suriye’ de modern okullar açtırmıştır. Bunun yanında bir de hicret eden Ermenileri, Suriye içlerine dağıtarak güçlenen Araplılığa karşı bir teminat olarak kullanıyordu. Hatta Ermenileri güçlendirmek için ev ve toprak bile verilmiştir.&lt;br /&gt;Falih Rıfkı Atay, Arapları anlatırken din sömürüsü konusuna da değinmiştir. Falih Rıfkı’ ya göre din sömürüsü bütün dinler için geçerlidir. “Medine dini mallaştırmış ve maddeleştirmiş bir Asya pazarıdır. Kudüs dini oyunlaştırmış bir Garp tiyatrosudur”. Araplar çok fakirdir. Kendi ülkelerinde; ata topraklarında hizmetçi konumuna düşmüşlerdir. Filistin ikiye ayrılmıştır. Eski Filistin Arapların,yani hizmetçilerin; yeni Filistin ise tüm güzelliği ve ihtişamıyla Yahudilerin. Din satışa sunulmaktadır. Hac dönemlerinde Araplar da Yahudiler de büyük kazanç elde etmek peşindedir.&lt;br /&gt;Osmanlı Devletinin Almanlarla beraber savaşa girmesinin en büyük nedeni İttihat ve Terakki yöneticilerinden Enver Paşa’ nın Alman hayranı olmasından kaynaklanıyordu.&lt;br /&gt;Birinci Dünya harbi sonucunda Tuna yukarısındaki iki İmparatorluk, Akdeniz kıyısındaki bir İmparatorluk ve Tuna kenarındaki bir krallık devrilmek üzereydi.&lt;br /&gt;Suriye ve Filistin’ de Almanların durduramadığı İngiliz seli yine bir Türk, fakat bu sefer öz bir kumandan, Mustafa Kemal tarafından Halep aşağısında tutulmuştur. Mustafa Kemal’ in orada seçtiği savunma hattı, Milli Misak’ taki Türkiye sınırıdır.&lt;br /&gt;Cemal Paşa’ nın yerine, Suriye’ de silahlı kuvvetlerin başına geçen Alman Fon Falkenhein bozgunu durduramadı ve Kudüs İngilizlerin eline geçti.&lt;br /&gt;Artık yalnız Anadolu ve İstanbul düşünülür. İmparatorluğa ve onun rüyalarına “Allahaısmarladık! “ denir.&lt;br /&gt;Artık Şam’ dan ayrılmak zamanı gelmiştir. Cemal Paşa İstanbul’ da istifa edecektir.&lt;br /&gt;Cemal Paşa harap Anadolu topraklarını gördükçe&lt;br /&gt;- “Keşke vazifem buralarda olsaydı, keşke o altın sağanağı ve enerji fırtınası, bu durgun, boş ve terkedilmiş vatan parçası üstünden geçseydi. Anadolu hepimize hınç ve güvensizlikle bakıyordu. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya şimdi kendimiz pişmanlığımızı getiriyoruz. Kumar oynadık ve kaybettik” diye düşünmektedir.&lt;br /&gt;Cemal Paşaya sorulan :&lt;br /&gt;- Paşam bu harbe niçin girdik? sorusuna cevap ilginçtir.&lt;br /&gt;- Aylık vermemek için! Hazine tamtakırdı. Para bulabilmek için ya bir tarafa boyun eğmeli, ya öbür tarafla birleşmeli idik.&lt;br /&gt;İlim, İhtisas ve tecrübe sahibi Mustafa Kemal, vatan ve istiklal düşüncesiyle milletin nesi var nesi yoksa yüzde kırkını vatan savunması için vermesi gerektiği düşüncesindedir.&lt;br /&gt;Sakarya, Dumlupınar, İzmir ve Lozan… hepsi böyle ödenmiştir.&lt;br /&gt;Mustafa Kemal büyük harbe girmek karşıtı idi: çünkü O kafa ve sanat adamı idi.&lt;br /&gt;Mustafa Kemal Kurtuluş Harbini bırakmak fikrinde asla bulunmadı : çünkü O vatan adamı idi.&lt;br /&gt;İşte bütün kitabın özü : İlim ve vatan adamı olunuz.&lt;br /&gt;KİTABIN ANAFİKRİ:&lt;br /&gt;Anafikir olarak;vatan için bir şeyler yapmak gerektiğinde,birer komutan olarak ilk önce fikir va sanat adamı olmalıyız.&lt;br /&gt;ŞAHISLARIN VE OLAYLARIN TAHLİLİ:&lt;br /&gt;a)Şahısların Tahlili:&lt;br /&gt;Falih Rıfkı : Aynı zamanda kitabın yazarı da olan şahıs kştabı kendi hayatından alıntılarla yazmıştır.Yazarımız yedek subay olarak orduda yer almaktadır.Genç ve İttihatçı bir kişiliğe sahiptir.Fakat Enver,Talat ve Cemal Paşaları tanıyınca İttihat veTerakki hakkındaki fikirleri değişir.&lt;br /&gt;Diğer şahıslar: Mustafa Kemal,Enver Paşa,Talat Paşa,Cemal Paşa.&lt;br /&gt;b)Olayların Tahlili:&lt;br /&gt;Olaylar genellikle Garp Cephesinde ve Şam’da vuku bulmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-6876300856422090864?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/6876300856422090864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/6876300856422090864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/09/zeytinda.html' title='Zeytindağı'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-180817251160963482</id><published>2007-09-30T12:19:00.000-07:00</published><updated>2007-09-30T12:25:40.314-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cengiz Aytmatov'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyaz Gemi'/><title type='text'>Beyaz Gemi</title><content type='html'>Yazar:Cengiz AYTMATOV&lt;br /&gt;KİTABIN KONUSU : Roman, San-Taş Vadisi’nde etrafındaki beş-altı insanla yaşamak zorunda olan, dedesinden başka seveni olmayan, gerçek hayatında mutsuz olan fakat hayal dünyasında mutlu olmaya çalışan bir çocuğun psikolojisini konu almakyadır.&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ : Çocuk San-Yaş Vadisi’nde dedesi, üvey ninesi, Orozkul, Bekey hala, Seydahmet, Gülcemal ve köpeği Beltek ile berabar yaşamaktadır. Vadide sadece üç ev vardır. İlk evde dedesi ve üvey ninesi ile çocuk;ikincide Mümin dedenin büyük kızı Bekey hala ile kocası korucubaşı Orozkul; üçüncüde ise tembel işçi Seydahmet ile karısı Gülcemal ve küçük kızları yaşamaktadırlar.Çocuk bu küçük dünyada mutlu olmaya çalışmaktadır. Hiç arkadaşı yoktur ve okula henüz başlamamıştır. En büyük zevkleri dedesinin kendisine dere kıyısında yaptığı gölette yüzmek; “Deve, Kurt, Eyer ve Tank  isimlerini verdiği kayalarıyla konuşmak; dedesinden masal dinlemek ve dağa çıkıp dedesinin dürbünüyle kasabaya, Isık Göl’e ve San-Taş Vadisi’ne daha yakından bakmaktır. Her akşam eline dürbününü alıp, dağ başına çıkar ve Isık Göl’de ancak beş-altı dakika görünüp kaybolan beyaz gemiye bakar.Annesi ve babası onu çok küçük yaşlarda terketmişlerdir. Annesi şehirde kendine yeni bir yaşam kurmuştur. Çocuk babsının beyaz geminin kaptanı olduğuna, bir gün başı insan başı olan bir balık olup beyaz gemiye kadar yüzeceğine ve babasıyla konuşacağına inanmaktadır. Dedesi çok iyi kalpli, çalışkan,köse bir insandır. Çevresindekiler ona Kıvrak Mümin lakabını takmışlardır. Damadı Orozkul’un yanında çalışır ve onun emirlerini yerine getirir. Orozkul şişman, koca kafalı içki içmeyi çok seven, çabuk sinirlenen bir korucubaşıdır. Mümin’in kızı ve Orozkul’un karısı olan Bekey kısır bir kadındır. Orozkul bunu Bekey’in suçu olarak bilir ve her akşam içip onu döver. Orozkul arada bir arkadaşlarıyla içmeye gider ve sarhoş olunca yanındakilere birer tomruk sözü verir. Tomruğu kesip dağdan indirme, çayın karşısına geçirme ve kamyona yükleme zamanı gelince de verdiği söze pişman olur ama iş işten geçmiştir. Arada bir vadiye şehirden “Maşin Mağaza €? denilen içi ıvır zıvır dolu bir araba gelir. Bir gün yine Maşin Mağaza geldiğinde dedesi çocuğa bir okul çantası alır. Ertesi yıl çocuk okula başlar. Çocuk dedesinden masal dinlemeye bayılır. Her akşam artık ezberlediği “Boynuzlu Maral Ana €? masalını dinler . Dedesine göre hepsi Boynuzlu Maral Ana’nın soyundan gelmektedirler. Çocuk da buna inanmaktadır. Masala göre maral ana San-Taş Vadisi’ni terketmiştir ama onları sürekli korumaktadır. Mümin çocuğu her gün atıyla okula göyürüp getirmektedir. Okul çok uzaktadır ama hiç geç kalmamıştır.Çocuk bir gün yol kenarındaki kayalarıyla oynarken San-Taş yakınlarından kuru ot almaya gelen beş-altı kamyonluk bir konvoy görmüştür. Çocuk en öndeki kamyonun peşine takılıp koşmaya başlar. Çocuğu gören şoför durur ve çocukla biraz konuşur. Şoför genç ve yakışıklı biridir. Adı Kulubeg’dir. Çocuğa dedesini tanıdığını, kendisinin de Boynuzlu Maral Ana’nın soyundan geldiğini söyler ve ayrılır.Ertesi gün Mümin dede ile Orozkul yine dağdan bir ağaç indirirler. Bu sırada uzun zamandan beri ormanda görülmeyen maralları görürler fakat işleri olduğundan onlarla ilgilenemezler. Akşam olmuştur. Dede, Orozkul’a söyleyip çocuğu okuldan almaya gitmek ister fakat Orozkul ağacı indirmeleri gerektiğini söyleyip izin vermez. Tomruğu çaydan geçirirlerken tomruk çayda kayalara takılır. Çıkarmak için çok uğraşırlar ama çıkaramazlar. Dede vaktin çok ilerlediğini farkeder, daha fazla dayanamaz ve daha önce hiç yapmadığı bir şey yapıp Orozkul’dan izin almadan çocuğu almaya gider. Çocuk akşama kadar okulun kapısında dedesini beklemiş ve ağlamaktan gözleri şişmiştir. Dede yolda çocukla öğretmenine rastlar. Çocuğu öğretmeni eve getirmektedir. Dede öğretmenden özür dileyip çocuğu alır ve yola koyulurlar. Çocuk dedesine küsmüştür. Hiç konuşmamaktadır. Dede çocuğun gönlünü almak için Boynuzlu Maral Ana’yı gördüğünü söyler. Çocuk bu habere çok sevinir. Dedesine ormana gitmek için yalvarır fakat akşam olduğu için eve dönerler. Eve geldiklerinde Orozkul’u sabahki olaydan dolayı çok sinirlenmiş bulurlar. Orozkul o gün Bekey halayı yine dövmüştür. Çocuk evin bu durumuna çok üzülür ve yatmaya gider.O gece müthiş bir dipi çıkar. Gece yarısı Kulubeg ve arkadaşları yolda kaldıkları için Mümin dedenin evine sığınırlar. Kulubeg ve arkadaşlarının gelmesiyle evdeki hava biraz yumuşar. Sabah kamyoncular evden ayrılırlar. Aynı gün Orozkul’un tomruk sözü verdiği arkadaşı tomruğu almak için gelir. Adı Koketay’dır. İri yapılı, esmer biridir. Tomruk ise hala önceki gün bıraktılları yerde çayın içinde beklemektedir. Tomruğu almak için Orozkul, Koketay ve Seydahmet yola koyulurlar. Dede de Orozkul’un kendini affedeceği düşüncesiyle peşlerine takılır. Orozkul kıyıda emirler yağdırırken Mümin dede, Seydahmet ve Koketay tomruğu çıkarmaya çalışmaktadırlar. O sırada çayın karşısında birkaç tane maral görürler ama işlerini bırakamayacaklarından marallarla ilgilenemezler. Biraz uğraştıktan sonra tomruğu çıkarıp kamyona yüklerler.Çocuk o gün hastadır ve önceki gün akşamdan beri evde yatmaktadır. Akşam üzeri kahkaha sesleriyle uyanır ve bahçeye çıkar . Herkes neşe içindedir ve hepsi de sarhoştur. Dede ise et dolu bir kazanın yanına çökmüş sessizce kazanın altındaki ateşle oynamaktadır. Çocuk hemen dedesinin yanına gider. Ona seslenir fakat dede duymaz. Birkaç defa daha seslenir fakat dede hiç cevap vermez. Çocuk kötü birşeyler olduğu hissine kapılır. Az ilerde Bekey’i, Seydahmet’i,Gülcemal’i ve Koketay’ı görür. Hepsi de yiyip içmekte ve eğlenmektedirler. Çocuk önce neler olduğunu anlamaz. Avlunun dışında henüz kanı kurumamış geyik derisini, bağırsak eşeleyen Beltek’i ve elindeki baltayla Maral Ana’nın boynuzlarını kırmaya çalışan Orozkul’u görünce neler olduğunu tahmin eder. Çocuk bu korkunç manzara karşısında dayanamayıp içeri kaçar ve yorganın altına girip ağlamaya başlar. Bu arada Kulubeg’in gelip onu kurtaracağını ve Orozkul’a haddini bildireceğini hayal etmektedir. Az sonra sofra içeri kurulur. Çocuk hayalinden yine kahkahalarla uyanır. O sırada Seydahmet olanları anlatmaktadır. Çocuğun bir türlü anlam veremediği olaylar şöyle cereyan etmiştir: Tomruğu çıkardıktan sonra Seydahmet ile Mümin dede ormana çalışmaya giderler. Bu arada maralları yine görürler. Seydahmet onları vurmak ister, dede ise buna karşı çıkar. Seydahmet dedeyi dinlemeyip maralların peşine düşer. Dede de Seydahmet’in arkasından gider. Seydahmet maralları vuracaktır ama sarhoş olduğu için nişan alamaz ve tüfeği dedeye verip maralları vurması gerektiğini, vurmazlarsa kaçıracaklarını ve Orozkul’un dedeyi affetmeyeceğini söyleyip dedeyi kandırır. Dede ise maralları vurursa Orozkul’un onu affedeceğini ve herşeyin düzeleceğini düşünerek marallardan birini istemeye istemeye vurur.Çocuk bunları duyunca çıldıracakmış gibi olur ve dışarı kaçar.Dedesini yerde toz toprak içinde yatarken bulur. Ona birkaç defa yine seslenir ama dede yine duymaz. Olanlara dede kendi de inanamamaktadır. Çocuk dedesinden bir tepki alamayınca balık adam olup babasına ulaşacağını düşünerek koşar ve kendini dereye atar. Hızla akan su çocuğu alıp götürür fakat çocuk hiç bir zaman balık olmayacaktır.&lt;br /&gt;KİTABIN ANAFİKRİ : İnsanları güçsüz ya da hoşgörülü oldukları için ezmeye çalışmamalı ve küçük çıkarlar uğrunda doğaya zarar vermemeliyiz.&lt;br /&gt;KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ :&lt;br /&gt;a.OLYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Romanda olaylar belli bir sıra dahilinde anlatılmamış; atlamalar yapılmıştır. Buna rağmen okuyucu olaylar arasında bağlantı kurmakta zorlanmamaktadır. Kitaptaki olaylar genelde bir-iki kişi arasında yaşanmış küçük olaylardır.Olayların tasviri iyi olduğu için okuyucu olayları kolayca hayal edebilmektedir.&lt;br /&gt;b.KİŞİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ :&lt;br /&gt;(1)MÜMİN DEDE : Çok iyi kalpli, yardımsever,çalışkan bir insandır. 60-70 yaşlarında köse bir ihtiyardır.Damadı Orozkul’un yanında çalışmaktadır. Vadideki üç evin birinde ikinci karısı ve torunu ile yaşamaktadır.&lt;br /&gt;(2)ÇOCUK : 5-6 yaşlarında, kısa boylu, kepçe kulaklı, çirkin bir çocuktur.Hiç arkadaşı yoktur. Hayalperest ve mutsuzdur. Doğayı çok sever.&lt;br /&gt;(3)OROZKUL : Şişman, koca kafalı, içki içmeyi çok seven, insanlardan ve doğadan nefret eden, sinirli,umursamaz biridir. Korucubaşıdır fakat ormana en çok o zarar vermektedir.&lt;br /&gt;(4)BEKEY : Orozkul’un karısı ve Mümin’in kızıdır.Kısırdır,sabırlı ve hoşgörülü bir kadındır.&lt;br /&gt;(5)SEYDAHMET : Uzun boylu, çirkin biridir.Tembeldir. Orozkul’un ve dedenin yanında çalışmaktadır. Bir karısı ve bir kızı vardır.&lt;br /&gt;(6)GÜLCEMAL : Seydahmet’in karısıdır. Günlerini genelde çocuğun ninesine ve Bekey’e yardım etmekle ve kızına bakmakla geçirir.&lt;br /&gt;(7)KULUBEG : Genç , yakışıklı ve güçlü bir şofördür.Mümin dede ve çocuk gibi boynuzlu maral ananın soyundan geldiğine inanmaktadır.&lt;br /&gt;(8)KOKETAY : Orozkul’un arkadaşıdır. İri yapılı ,esmer tenli bir adamdır.&lt;br /&gt;Romanda ayrıca çocuğun annesi, babası,boynuzlu maral ana, köpeği Beltek, kayaları “Eyer, Tank, Deve, Kurt  karakterlerinden de bahsedilmektedir ama bu karakterler hakkında çok fazla bilgi sunulmamıştır.&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ : Cengiz Aytmatov&lt;br /&gt;Dünyanın yaşayan büyük edebiyatçılarından Kırgız, Türk romancısı Cengiz Aytmatov Kırgızistan’ın Talas bölgesinde, Şeker adlı köyde 12 Aralık 1928′de dünyaya gelmiştir. Babası Törekul Aytmatov ;Annesi, Tatar Türklerinden Nagim Gamzeyova hanımdır. Çocukluk yılları 2. Dünya harbine rastlayan ve 1945′te savaşın bitmesiyle yeniden eğitim hayatına dönen Aytmatov, 1950′de Kırgızistan Ziraat Enstitüsü’nü bitirmiş bir ziraatçıdır. Ancak edebiyata olan tutkusu onu ziraatçılıktan ziyade edebiyata çekmiş ve edebiyat eğitimi almak için Devlet Edebiyat Enstitüsü’ne devam etmiştir.Eserlerini Rusça ve Kırgızca kaleme alan Cengiz Aytmatov eserlerinde başta Ruslaştırma politikası olmak üzere, Kırgız Türkleri’nin tabii hayatlarını, yabancılaşmayı, modernizm karşısında tabiatın tahrib edilişine kadar pek çok meseleyi eserlerinde usta bir uslübla kaleme alma başarısını göstermiş nadir sanatkarlardan biridir. Dünya çapında ünlü bir edebiyatçı olarak adına iki defa jübile yapılan (1988′de 60.yıl , 1998′de 70.yıl) , hakkında konferanslar ve sergiler düzenlenen Aytmatov  halen yazarlığın yanında Kırgızistan ‘ın Lüksemburg Büyükelçiliği görevini yürütmektedir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-180817251160963482?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/180817251160963482'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/180817251160963482'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/09/beyaz-gemi.html' title='Beyaz Gemi'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-7669211059095886362</id><published>2007-09-30T12:14:00.001-07:00</published><updated>2007-09-30T12:17:28.487-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Don Kişot.'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cervantes'/><title type='text'>Don Kişot</title><content type='html'>Yazar:Cervantes&lt;br /&gt;Kitabın Özeti:&lt;br /&gt;İspanya, Meça Kenti’nin köylerinden biride elli yaşlarında soylu bir adam yaşardı. Bu adam boş zamanlarını şövalye romanları okuyarak geçirirdi. Bu onda öyle bir tutku haline gelmişti ki kendini okuduğu romlarda anlatılan “gezici şövalye” olarak görmeye başlamıştı. Artık o, evinde oturamazdı, Romalarda olduğu gibi zırhını ve silahlarını alıp serüvenden serüvene koşmalıydı. Fakat bir eksiği vardı, okuduğu romanlarda her şövalyenin yaptığı kahramanlıkları adadığı bir prensesi olurdu. Prenses olarak kendi köyünde yaşayan ve çok güzel bir kız olan Aldonz Lorence’yi seçtikten sonra yola koyuldu yolda kendisinin şövalye ilan ettirmediğini hatırladı, bu yüzden yolda gördüğü ilk kişiye kendini şövalye ilan ettirecekti. Biraz daha yol aldıktan sonra bir han gördü, bu hanı bir şatoya benzetti, içindede kendini şövalye ilan edecek bir soylunun yaşadığını düşündü. Hancı Don Kişot’u ilk gördüğünde onun nasıl bir insan olduğunu ve onun suyuna gitmeyi kendisi için uygun olacağını düşündü ve Don Kişot’un isteğini geri çevirmedi. Sabaha karşı uydurma bir tören düzenleyip Don Kişot’u şövalye ilan ettiler. Hancı şövalyeye iyi bir şövalyenin parasının ve bir seyisinin olmasını gerektiğini söyler. Buna inan Don Kişot köyüne dünüp biraz para ve birde seyis bulmaya karar verir. Dönüş yolunda bir grup tüccarla karşılaşır ve onları duelloya davet eder, düello esnasında atından düşen sövalye birde dayak yer. Olaydan sonra oradan geçmekte olan bir köylü tarafından bulunur ve köyüne getirilir. Köye döndüğünde ailesi onu bu işten vaz geçirmeye çalışsada o gezici şövalye olmaya kararlıdır. Yanına kendi köyünde yaşayan Sanço Panza bir delikanlıyı seyis olarak almak ister. Delikanlıyı ikna ettikten sonra sabah erkenden yola koyulurlar. Bir süre yol aldıktan sonra bir ovaya vardılar. Burada birçok yel değirmeni vardır ve Don Kişot bunları dev sanarak üzerlerine yürümeye başlar, seyisinin tüm engellemelerine rağmen vazgeçmez atını tüm gücüyle en yakındaki yel değirmenine sürmeye başlar. Hayali bir deve saldıran şövalye yel değirmenin kanadına takılarak yirmi metre ileri fırladı. Don Kişot kendine geldikten sonra tekrar yola Lapice limanına doğru yola çıkarlar. Yolculuk sırasında kendileri yorgun hisseden çift biraz mola verirler. Bu sırada bir grup katırcının Don Kişot’un atının eğerini ve Sanşo Panza’nın eşeğinin yüklerini çalmaya çalıştığını geçte olsa fark ederler ve katırcılarla kavga eden Don ve Sanço kavgadan bir hayli kötü durumda çıkarlar.Zor da olsa kendilerini bir hana atarlar, içeriye perişan halde girdiklerini gören hancı, karısı ve kızı onlara yardım ederler yaralarını sararlar. Birkaç gün sonra handan ayrılı ve yeniden yola koyulurlar.&lt;br /&gt;Yolculuk sırasında yolun karşısından kendilerine doğru gelen bir atlı görürler. Atlının başındaki gümüş tası Mambrrinin büyülü miğferi sanır ve adama saldırır adam canını kurtarmak için her şeyini bırakır ve kaçar. Aslında adam bir berber ve kafasındaki tasta yağmurdan korumak için taktığı bir traş tasıydı. Sonra yeniden yola koyulurlar.Yine yolculuk sırasında bir kalabalık gördüler ve bu kişiler zincirlerle birlerine bağlı idiler Sanço bunların birer şuçlu olduklarını anladı ve efendisini bu adamlardan uzak durması konusunda uyardı fakat Don Kişot gezici şövalyenin görevleri arsında bu durumdaki kişileri kurtarmak ta olduğunu savunarak onların yanlarına gitti. Onlara eşlik eden şövalyelere saldırarak suçluların serbest kalmasını sağladı. Buna karşılık olarak Don Kişot suçluları prensesi ilan ettiği Aldonz Lorence’ya göndermek isteyince mahkumlar Don Kişotu taşlarlar ve hepsi kendi yoluna gider.&lt;br /&gt;Kara Dağa doğru yola koyulan kahramanlarımız oraya vardıkların birkaç gün dinlemeye karara veriler. Burada Don Kişot’un aklına dünya şövalyelerinin en kahramanı olan Aamadis de Gaules’ün yaptığını yapıp, tuhaf delilikler yapıp, çile çekecek ve onları prensesine adayacaktı. Prensesin bunlardan haberdar olması içinde seyisiyle bir mektup yazıp ona gönderdi. Seyis bir hanın yanından geçerken köylüsü olan papaz ve berberi gördü, papaz ve berber Don Kişotu gezici şövalyelikten vaz geçirmek istiyorlardı. Sançodan Don Kişotun yerini öğrenip bir plan yaparak Don Kişotu yeniden köyüne götürdüler. Fakat Don Kişot ve seyisinin bu işten vazgeçmeye niyetleri yoktur. Bir plan yaparak evden kaçmayı başarırlar. Bu kaçışa sinirlenen Don Kişotun ailesi ve arkadaşlar berber ve papaz bu kaçıştan Sançoyu sorumlu tutmaktadırlar. Don Kişotu eve getire bilmek için tekrar plan yaparlar. Bu sefer berber bir gezici şövalye kılığına girip Don Kiştu yenicek ve şartlarını ona kabul ettirecektir. Fakat işler umduğu gibi gitmez ve dövüşü kayıp eder, bunun sonucunda berber Don Kişotun şartlarını kabule etmek zorunda kalır.Don Kişot Saragosa doğru yola çıkar. Saragos yolunda kocaman ve üzerinde renk renk bayraklar olan bir yük arabasını durduran Don Kişot onun krala altın götürdüğünü sanmaktadır. Abracıyı sorgular. Abracı arabadaki kafesin içinde iki Afrika aslanı bulunduğunu söyler. Don Kişot a göre bu Fresto adında bir büyücünü işidir ve bu yüzden aslanlar savaşma ister. Abracıya zorla aslan kafeslerinin kapısını açtırır. Arabanın etrafında aslan bakıcısından başka kimse kalmamıştır. Bakıcının kapıları açmasına rağmen aslanlar dışarı çıkmak istemez. Don Kişot asların kendiden korktuğunu düşünür ve kapıların kapatılmasına izin verir.&lt;br /&gt;Aslan serüveninden sonra Don Kişot bir köy düğününe katılır. Düğünde ters giden olayları düzeltir. İki sevenin birbirine kavuşmasını sağlar. Daha sonra Saragosa doğru yola koyulurlar.&lt;br /&gt;Saragosa doğru ilerlerken yolları Dük ve Düşeşle kesişir. Dük ve Düşeş onların komik öykülerini duymuşlar, şakayı ve eğlenceyi seven bu insanlar. Bunları ağırlamak bu soyluların tek düze yaşantısında bir değişiklik yaratacaktır diye düşünürler. Onlara gerçek Şövalye ve dünyanın en üstün seyisi muamelesi göstererek eğleneceklerdi. Don Kişot ve Sanço şato da misafir edildi şato halkı da bu eğlencelere katıldı. Sanço bir yere vali olmayı çok isteyen biriydi. Bunu öğrenen Dük Sançoya bir oyun oynayarak onu bir yere vali olarak atadı. Don Kişot ve Sançonun yolları burada ayrılmıştı. Sanço’nun geçici valiliğinden hemen herkes memnundu . Etrafındakiler bir köylünün bu kadar akıllı, sağ duyu sahibi olmasına hayrandı, emir ve önlemler çok akıllıca idi. Dük bile valinin ipe sapa gelmez işlerine gülsede çoğu zaman Sanço’yu övmek durumunda kalıyordu. Bazıları ise artık bu oyununu bitmesini istiyordu. Bu geclerden birinde vali Sanço dinlenmeye çekildiğinde, olağan dışı sesler duyan Sanço yaşadığı olaylı geceden sonra, işiden iğrendi. Oyunu tertipleyenler. İşi bu kadar ileri götürdüklerinden dolayı pişman olmuşlardı. Sanço olaylı gecenin sonunda eşeğini alarak valilikten vazgeçip köyünün yolunu tuttu.Valiliğin sorunlarının eşeğinin yanında Don Kişot’un dostluğunun yanında kıymeti olmadığını anlamıştı. Şuanda efendisi ne yapıyordu acaba?Sanço sonunda şatoda yaşadıklarının hatırladıkça Dük ve çevresindekilerin onlarla alay ettiklerini fark ediyordu.&lt;br /&gt;Don Kişot’tan ayrıldığına çok pişmandı. Onu dünya zenginliklerine feda ettiğini düşündü. Onun yüzüne nasıl bakacaktı. Bu düşüncelerle ilerlerken eşeği ile beraber bir kuyuya düştü. Akşama kadar uğraştı kuyudan çıkamadı. Dışarıdan bir gürültü işitti, yardım istedi. Gelen Don Kişot’tu. Epey uğraştıktan sonra Don Kişot Sanço’yu kuyudan çıkarttı. İkisi birlikte uğraşıp Sanço’nun eşeğini de çıkartılar.&lt;br /&gt;Don Kişot’ta Dük’ün kendisi ile alay ettiğinin fark edip şatodan ayrılmıştı. Beraber yeni serüvenlere doğru kucak açarak Barselona’ya doğru yöneldiler. Sonunda Barselona’nın surlarına vardılar. Bir sabah sahilde seyisi ile gezinen Don Kişot kendi gibi zırhlı bir şövalye ile karşılaştı. Adam beyaz ay şövalyesi olduğunu söyledi ve çarpışmaya karar verdiler. Bu sırada oradan geçen Barcelon’a valisi onları en doğrusu cirit oyunu düzenlemek olduğunu söyledi. Beyaz Ay şövalyesi Don Kişot’u yenerek, Don Kişot’tan 1 yıl boyunca şatosuna çekilmesini istedi. Don Kişot kabul etti. Beyaz Ay şovalyesi aslında Don Kişotun dostu berber idi.&lt;br /&gt;Köylerine dönerler iken Don Kişot şatosunu gördüğünde “Bütün yaptıklarımın delilik olduğunu anladım. Benimle alay ettiklerini şimdi anlıyorum.” Dedi ve özür diledi. Don Kişot şatosunu döndüğü günden beri hasta idi ve günden güne eriyordu. Don Kişot bir gün papaz ve berberle konuşup Allah’ın ona aklını yeniden bağışladığını ve artık Don Kişot olmadığını söyledi. şövalye öykülerine inanmadığını belirtti. Bir süre sonra herkesi toplayıp notere son arzularını yazdırdı. Bu günün akşam saatlerinde huzurlu ve sakindi. Şatonun yakınındaki bir çalılıkta karatavukların sesi, gürgen dalında öten güvercinin sesi duyuluyordu. Don Kişot dünyadan gelen bu selama gülümsedi sonra temiz ve günahsız ruhunu Allah’a teslim etti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-7669211059095886362?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/7669211059095886362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/7669211059095886362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/09/don-kiot.html' title='Don Kişot'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-2257693595541654017</id><published>2007-09-05T06:14:00.000-07:00</published><updated>2007-09-05T06:16:16.677-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dale Carnegıe'/><title type='text'>ÜZÜNTÜYÜ BIRAK YAŞAMAYA BAK</title><content type='html'>Yazarı: Dale CARNEGİE&lt;br /&gt;Yayınevi: Deniz Kitaplar Yayınevi&lt;br /&gt;I.BÖLÜM:&lt;br /&gt;‘Sorun Sızdırmayan Bölmelerde Yaşayın’ Başlığının kullanıldığı bölüm:&lt;br /&gt;Burada 1871’yılının baharında Montreal Hastanesi’nde stajyer tıp öğrencisi olan ve geleceğini, bir de nasıl para kazanacağını düşünüp üzülen ve daha sonra 11 kelimelik bir sözcüğü okuduktan sonra üzülmeyi bırakıp kendi adına belirlediği amaç doğrultusunda yapması gerekenlere çalışan William Osler’in hayatı ve ünlü bir doktor oluşunu anlatır.&lt;br /&gt;Osler daha genç ve yalnız bir öğrenci iken nasıl hayatta yaşayacağını ve zengin olacağını düşünerek çok üzülür ve hayatını kaosa sokar. Bu arada 11 kelimelik şu cümleyi bir kitapta okuyunca onun hayatı değişir. Devrinin en iyi doktoru olur. Ve öldükten sonra hayatı iki ciltlik bir eserde yayınlanır.&lt;br /&gt;Bu sihirli söz:&lt;br /&gt;‘Asıl görevimiz uzaktaki belirsiz şeylerle uğraşmak değil elimizdeki belli olanla ilgilenmektir’. Sözüdür.&lt;br /&gt;Osler bu sözün etkisinde kalarak geçmiş hatalarını ve kötü olayları unutup geleceğe bakmıştır. Ayrıca gelecekle ilgili tüm korku ve endişelerini bırakmıştır. Böylece kendi deyimiyle ‘Sorun sızdırmayan bölmeler’ oluşturmuştur. Ve kendi anını, hayatın bulunduğu anı yaşamaya ve elindeki imkanları değerlendirmeye çalışmıştır. Bu teknikle Osler genç bir asistanken, Oxford Üniversitesi Tıp Profösörü olmuş, Britanya Kralı ona şövalye ünvanı vermiştir.&lt;br /&gt;Bu konuda Said Nursi hazretleri: ‘Sabrınızı geçmiş ve geleceğe dağıtmayın’ demektedir. Şeytan insana gelecekte yapacağı işleri çok göstererek sanki onların hepsini o anda yapacakmış gibi bir ruh sıkıntısı vermektedir. Bundan dolayı geçmiş ve gelecek, insan olarak bizi ilgilendirir. Fakat daha gelecek gelmemiş; geçmiş ise bitmiştir. Bizim için önemli olan şimdiki andır. Onu değerlendirirsek, başarıya ulaşırız.&lt;br /&gt;II.BÖLÜM&lt;br /&gt;Herhangi bir kötü olay karşısında insanın üzüntüsünü nasıl yenmesi gerektiği Amerikalı ünlü işadamı ve aynı zamanda Cornegie’nin öğrencileri olan bu kişilerin hayatlarından örnekler verilerek anlatılır.&lt;br /&gt;Herhangi bir üzüntüden kurtulmanın sihirli yöntemini bu sefer işadamı Willies Corrier’in hayatından anlatacaktır. Bu kişi hava soğutma sisteminin mucidi ve şu andaki Corrier Klimaları’nı üreten şirketin sahibidir.&lt;br /&gt;Corrier bir şirkette çalışmaktadır. Burada kendisinden gaz temizleme sistemi kurmasını isterler ve bunun maliyeti şirketin neredeyse yarı fiyatıdır. Ama başarılı olursa karlı bir iştir. Carrier bu sistemi uygulamaya başladı. Fakat başarısız oldu. Hem şirket çok büyük kayba uğradı. Hem de kendi kariyeri sıfırlandı. O, buna çok üzülmüş bir şekilde, yerinden kımıldayamıyordu. Bu ortamdayken üzüntüyle hiçbir yere varamayacağını anlayarak üç basamaktan ibaret olan şu yöntemi uyguladı.&lt;br /&gt;1-Olayı inceleyip, en kötü olasılık nedir? Bunu araştırmak.&lt;br /&gt;2-Gerekirse bu en kötü olasılığa hazırlanmak.&lt;br /&gt;3-Sonra sakince zararı azaltmanın yollarını aramak.&lt;br /&gt;Bu yöntemle işe eğilen Carrier 20.000 Dolar zarar yerine 15.000 dolar kar elde etti.&lt;br /&gt;III.BÖLÜM&lt;br /&gt;Üzüntü size ne getirir?&lt;br /&gt;Yazar, ‘İşadamları ve yöneticiler işlerinden ve kişilerden dolayı çok üzülmekte ve bunun etkisiyle genç yaşta ölmektedirler’ diye yorum yapmaktadır.&lt;br /&gt;Mayo Clinic’den doktor Alvarez, ülser ağrılarının sinirsel gerilimin şiddetine göre arttığını ve azaldığını söylemektedir.&lt;br /&gt;Platon, doktorların en büyük hatasının hastaları ile ruhsal ve fiziksel olarak ilgilenmeleri olduğunu söyler. Platon’a göre ruh ve beden bir bütündür.&lt;br /&gt;Carnegie tıp biliminin gerçeği kabul etmek için iki bin yıl beklemesi gerektiğini ve buna bağlı olarak da ‘Psikosomatik’ adlı hem ruhsal, hem bedensel tedavi biliminin yeni geliştiğini söylüyor.&lt;br /&gt;Montaigne, Bordeaux’ya belediye başkanı seçildiğinde ‘sorunlarınızı ciğerlerimle değil ellerimle çözeceğim’ demişti.&lt;br /&gt;Cornell Üniversitesi Tıp doktorlarından Russel Lecid eklem hastalıklarının sebebini şöyle açıklıyordu:&lt;br /&gt;1-Ailede geçimsizlik&lt;br /&gt;2-Para sıkıntısının getirdiği üzüntü&lt;br /&gt;3-Yanlızlık ve sıkıntı&lt;br /&gt;4-öfke.&lt;br /&gt;Çin Derebeyleri tutsak aldıkları düşman askerlerinin ellerini ve ayaklarını bağlayarak bir su fıçısının altına koyarlar, oradan bir delik açarak, tutsağın başına küçük su damlacıkları bırakırlar ve tutsağı çıldırtana kadar bunlar devam ederlermiş.&lt;br /&gt;Doktor A. Carrel ise:&lt;br /&gt;‘Modern şehirlerin kargaşası içinde kendini rahatlatabilen insan sinir hastalıklarına karşı aşılanmış sayılır’ diyor.&lt;br /&gt;Carnegie üzüntü, stres ve iç sıkıntısının verdiği maddi ve manevi tesirin önlenmesi için yukarıdaki örnekler gibi yaşanmış olaylardan örnekler vererek insanın kendini üzüntü kurbanı yapmaması gerektiğini söyler.&lt;br /&gt;Yazar, yaşam ve olaylar karşısında insanoğlunun üzülüp, bunalıma girmesi gibi kötü sonuçların önlenmesi için örnekleri Amerika’da yaşayan ve Hristiyan olup inancı yarım olan insanlar üzerinde durmaktadır.&lt;br /&gt;Halbuki Müslüman olan bir insan Allah’a inanmış, tam tevekkül etmiş ve kainattaki tüm olayların Allah’ın kudretinde olduğuna inanmaktadır. Bir sineği O (c.c.)’nun yarattığı gibi, koca bir Güneş’i de O (c.c.) yaratmıştır. Dolayısıyla herşeyde Allah’ın ve kaderin payı vardır.&lt;br /&gt;Said Nursi Hazretleri: ‘İman Tevhidi, Tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyn’i iktiza eder’ sözü bize çıkış noktası olmaktadır.&lt;br /&gt;IV.BÖLÜM&lt;br /&gt;Üzüntü veren sorunları nasıl çözebiliriz?&lt;br /&gt;Sorunları çözmenin üç ana yöntemini öğrenerek her türlü üzüntüyle savaşabiliriz.&lt;br /&gt;1-Olayı ve özelliğini kavramak&lt;br /&gt;2-Olayı ve özelliğini çözümlemek&lt;br /&gt;3-Bir karara varıp ona göre hareket etmek.&lt;br /&gt;Yazar bu kurallarla üzüntüye ve strese girmiş bir insanın, ondan kurtulmak için önce olayı incelemesi ve daha sonra çözüm kurallarını gerçekleştirmesi gerektiğini söyler. Örneklerle ve yaşanmış olaylarla buna örnek gösterir.&lt;br /&gt;Andre Maurois: ‘Kişisel isteklerimize uyan herşey gerçek gibi görünür; uymayan ise bizi öfkelendirir’ demektedir.&lt;br /&gt;V.BÖLÜM&lt;br /&gt;İşinizle ilgili sorunların verdiği üzüntünün yarısını yok etmenin yolu&lt;br /&gt;Carnegie, ‘Sizin üzülmenize sebep olan olayı inceleyerek bir kağıt, kalem alın ve şu soruların cevaplarını yazın’ der:&lt;br /&gt;1-Sorunu inceleyin. Colombia Üniversite dekanı Hawkes’in şu sözünü hatırlatarak, ‘Üzüntünün yarısı, sorunu yeterince anlamadan çözmeye çalışmaktan kaynaklanır’ demektedir.&lt;br /&gt;2-Elde ettiğiniz bilgileri yeterince inceledikten sonra karar verin.&lt;br /&gt;3- Kararınızı verince hemen harekete geçin. Olası sonuçları düşünüp kuşkuya kapılmayın.&lt;br /&gt;4-Eğer uygulamada herhangi bir kuşku oluşursa şu soruları cevaplayın:&lt;br /&gt;a-Sorun nedir?&lt;br /&gt;b-Sorunun nedenleri nelerdir?&lt;br /&gt;c-Olası çözüm yolları nelerdir?&lt;br /&gt;d-Sizin öğrendiğiniz en iyi çözüm yolu nedir?&lt;br /&gt;VI.BÖLÜM&lt;br /&gt;Üzüntüyü kafanızdan çıkarmanın yolları&lt;br /&gt;Üzüntüye zaman kalmıyor. II.Dünya savaşının en kızgın zamanında Churchill günde 18 saat çalışırken üzerine aldığı sorumluluktan dolayı üzülüp, üzülmediği sorulunca ‘fazla meşgulüm, üzülmeye zamanım kalmıyor’ cevabını vermişti.&lt;br /&gt;Doktor Cabott ‘Üzüntünün en iyi ilacı çalışmaktır’ diyor. Öyleyse üzüntüyü yenmenin birinci kuralı ‘Boş kalmayın acı sizi yutmadan eyleme başlayın’&lt;br /&gt;VII.BÖLÜM&lt;br /&gt;Kuruntuya kapılmayın.&lt;br /&gt;En korkunç felaketlere göğüs gereriz fakat parmağımızın ağrıması gibi küçük şeylere yeniliriz.&lt;br /&gt;Harry Vane’nin başının kesilmesi sırasında giyotinin bulunduğu platforma çıkınca cellattan bıçağı, ensesindeki çıbana dokundurmamasını istemişti. Dolayısıyla küçük sorunların yaşamımızı zehir etmesine izin vermemeliyiz. Unutmamak gerekir ki yaşam küçük şeylerle uğraşmaya değmeyecek kadar kısadır.&lt;br /&gt;VIII. BÖLÜM&lt;br /&gt;Üzüntülerinizin önemli bir bölümünü yok edecek bir yasa:&lt;br /&gt;Olaylar karşısında sakin, dikkatli ve hoşgörülü olmak gerekir. Sinirlenildiği zaman telaşlanma olayını bir kez ayrıntıları ile düşünelim. Niçin üzülüyorsun?&lt;br /&gt;Üzüntüyü yenecek diğer kural ‘Kayıtlara bakalım, sonra soralım kendimize’ olasılıklar yasasına göre beni üzen olasılığın gerçekleşme olasılığı nedir.&lt;br /&gt;IX.BÖLÜM&lt;br /&gt;Kaçınılmaz olan şeylerle işbirliği yapın.&lt;br /&gt;Hepimiz yıllarca hoş olmayan birçok durumla karşılaşırız. Bunlar başka türlü olamaz. Önümüzde iki seçenek var: Ya onları zorunlu diye kabul edip alışacağız ya da isyan edip yaşamımızı zehir edeceğiz.&lt;br /&gt;William James: ‘Öyle olmasını kabullenin, olayları kabullenmek, hoş olmayan sonuçları önlemeye doğru atılan ilk adımdır’.&lt;br /&gt;Epiktetos dokuz yüzyıl önce ‘Mutluluğun tek bir yolu vardır. O da irademizin gücünden üstün olan şeylere üzülmekten vazgeçmektir’ demiştir.&lt;br /&gt;CARNEGİE bu bölümde yaşamış birçok örnek vererek ve Batıllı filozoflardan okuduğu kitaplardan öğrendiği hayatla ilgili fikirleri yazmıştır.&lt;br /&gt;Müslümanlıkta Kader İnancı’nın bir nevi açıklamasını yapmaktadır. Tevekkül eden, olaylar karşısında Allah’a sığınan insan mutlu olur. Hem de iki saadeti birden elde eder. Hem dünya, hem ahiret saadetini.&lt;br /&gt;Böylece diğer kural; ‘Üzüntü sizi yenmeden siz onu yenmek isterseniz zorunlu şeylerle işbirliği yapın’&lt;br /&gt;X.BÖLÜM&lt;br /&gt;Kaygılarınıza ‘Dur’ demeyi bilin.&lt;br /&gt;Bir olayın gerçek değerini saptayıp, ona göre davranmak, zihni rahatlığa kavuşturan en önemli etkenlerden biridir. Bunun için, ‘Üzülmeye neden olan şeyin gerçek değeri nedir? Ve bu olaya ne zamana kadar üzülmeliyim?’ Bu soruları cevaplayarak üzüntünün insanın hayatını mahvetmesine izin vermemek gerekir.&lt;br /&gt;XI. BÖLÜM&lt;br /&gt;‘Talaş biçmeye çalışmayın’.&lt;br /&gt;Geçmişte meydana gelen olaylar, bitmiştir. Bugün artık onların tesirinde kalmanın hiç bir olumlu tesiri olmayacaktır. Yani ‘Talaş biçilmez’. Çünkü daha önce biçilmiştir. Geçmiş de öyledir. Olmuş bitmiş şeylere üzülmeye başlamak talaş biçmeye uğraşmak gibidir.&lt;br /&gt;Onun için insanların gözyaşlarını boş yere dökmesinin gereği yoktur. Tabii ki hepimizin yanlışı, kabahati olmuştur. Olsun! Kim yanlışlık yapmamış ki Napoleon bile önemli savaşlarının üçde birini kaybetmiştir. Belki bizim yanlışlarımız Onunkinden daha kötü değildir.&lt;br /&gt;XII.BÖLÜM&lt;br /&gt;İnsanın huzur ve mutluluk getirecek ruhsal ve zihinsel yapıya ulaşması gerekir. Bunun için de insan kendini devamlı mutlu kılmalıdır. Yoksa hem yaptığı işte, hem de insanlarla arasındaki ilişkilerde başarısız olur.&lt;br /&gt;XIII.BÖLÜM&lt;br /&gt;‘Kin tutmanın büyük bedeli’&lt;br /&gt;Shakespeare: ‘Düşmanınız için öyle çok kızdırmayın ocağı. Çünkü o ocak sizi yakacaktır’ demektedir. Yani kin tutan ve nefret eden insana bunların çok zararı vardır. Bunun için. ‘Düşmanlarımıza kin beslemeyelim. Aksi halde onlar verdiğimiz zarardan fazlasını kendimize veririz.&lt;br /&gt;‘Sevmediğiniz insanları düşünmeye bir dakika bile harcamayın’.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-2257693595541654017?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/2257693595541654017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/2257693595541654017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/09/znty-birak-yaamaya-bak.html' title='ÜZÜNTÜYÜ BIRAK YAŞAMAYA BAK'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-8874530884647674472</id><published>2007-09-05T05:35:00.000-07:00</published><updated>2007-09-05T05:54:55.661-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dost Kazanma Ve İnsanları Etkileme Sanatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dale Carnegıe'/><title type='text'>Dost Kazanma ve insanları Etkileme Sanatı</title><content type='html'>Yazar : Dale CARNEGIE&lt;br /&gt;Yayınevi : Akış&lt;br /&gt;Carnegie, Missouri’de tren yoluna on mil uzaktaki bir çiftlikte doğmuş ve 12 yaşına kadar araba-tramvay görmemiştir. Fakat bu çocuk Hong Kong’dan Kuzey Kutbu’na kadar dünyanın dört bucağını dolaşmayı, bütün kurumların yöneticilerine ders vermeyi başarmıştır. Güney Dakota’da sığır çobanlığı yapan bir çocukken, İngiltere’de veliahtın himayesinde konferans veren birisi olabilmiştir.&lt;br /&gt;Carnegie yaptığını şöyle açıklıyordu:&lt;br /&gt;‘İnsanların korkularını yenmelerine çalışıyorum. Başarısızlık, korkunun neticesidir. Korkularının yenenler, kendilerine güveniyorlar, atak oluyorlar.&lt;br /&gt;Gün geçtikçe kurslarıma katılanların yalnız etkili konuşmak değil, sosyal münasebetlerden başarı sağlamanın diğer yollarını da öğrenmek ihtiyacında olduklarını gördüm.&lt;br /&gt;Teknik bir meslekte bile başarının % 15 bilgiye, % 85 insanları idare etme sanatındaki maharete bağlı olduğu ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;Yaşayan meşhurlarla yüz yüze görüşmeler yaptım. Marconi, Roosevelt, Young, C. Gable, Pickford, Johnson bunların arasındaydı.&lt;br /&gt;Yanımda çalışan 314 kişi bana selam bile vermezdi. Beni gördüklerinde yollarını değiştirirlerdi. Şimdi 314 düşmanım yerine, 314 dostum var. Çünkü artık onları başaramadıkları ile değil, başarabildikleri ile değerlendiriyorum. Azarlayarak değil, takdir ederek yaklaşıyorum’.&lt;br /&gt;İNSANLARI İDARE ETMENİN TEKNİK ESASLARI&lt;br /&gt;1-Tenkit Çok Tehlikeli Bir Kıvılcımdır&lt;br /&gt;Yıllarca birçok cinayet işlemiş, insanları sindirerek haraca bağlamış, bir sürü soygun yapmış insanlar bile suçlu olduklarına inanmadıklarına göre, sizinle her gün görüşen insanlar, tenkitlerinizin doğru olduğunu hemen kabul edecekler midir? Sert tenkitleriniz bir işe yarayacak mıdır?&lt;br /&gt;Bütün tenkitler yuvalarından uçan güvercinler gibi yuvalarına dönmeye mahkumdurlar.&lt;br /&gt;Tenkit, insanın en çok değer verdiği ‘benliğini’ yaralıyor. O’nun hiddetlenmesine sebep oluyor.&lt;br /&gt;Alman Ordusu’nda hiçbir asker olayın hemen sonrasında şikayette bulunamaz. Önce hiddeti yatışacak, olayı daha soğukkanlı değerlendirebileceği bir zaman geçecek, sonra şikayette bulunabilecektir.&lt;br /&gt;Karısı veya başkaları iç harp sırasında Güney halkı için ağır sözler sarf ettiklerinde Lincoln şöyle diyordu: ‘Onları tenkit etmeyiniz. aynı şartlar içinde bulunsaydık, aynı şekilde hareket edebilirdik’.&lt;br /&gt;Dünyadaki karışıklıkların ve anarşinin birçok sebeplerinden biri de kendisi düzeltilmeye muhtaç olan insanların dünyayı düzeltmeye kalkmalarıdır.&lt;br /&gt;Konfiçyus der ki: ‘Evinizin eşiğini temizlemeden, komşunuzun damındaki karlardan şikayet etmeyiniz.&lt;br /&gt;Çok tehlikeli bir kıvılcımdır tenkit. Bu kıvılcım, bir barut fıçısından farksız olan insan gururunu anında infilak ettirebilir.&lt;br /&gt;Büyük adam, küçük adamlara karşı takındığı tavırlardan anlaşılır.&lt;br /&gt;2-İnsanları İdare Etmenin Büyük Sırrı&lt;br /&gt;İnsanlara iş yaptırmanın en kestirme yolu insanlarda o işi yapma arzusu uyandırmaktır. İnsanlara tehditle, zulümle, kaba davranışlarla da iş yaptırmak mümkündür ama bu tarz davranışların, katlanmanız gereken ağır neticeleri vardır.&lt;br /&gt;Samimi bir takdiri, iltifatı hangimiz özlemeyiz? Hangimiz bulduğumuz zaman reddederiz?&lt;br /&gt;Yoksul bir bakkal çırağını bir evin döküntüleri arasında bulduğu hukuk kitaplarını okumaya sevk ederek sonunda onu Lincoln yapan duygu önemli olma arzusuydu.&lt;br /&gt;George Washington kendisine Haşmetli Birleşik Devletler Başkanı denilmesini isterdi. Kristof Kolomb Okyanus Amirali ve Hindistan Naibi ünvanını istemişti. İmparatoriçe Büyük Katerina üzerinde İmparatoriçe Hazretleri yazmayan zarfları açmazdı.&lt;br /&gt;Bazı ilim adamlarına göre, yaşadığımız dünyada önemli olma fırsatı bulamayanlar kendilerine ayrı bir dünya kuruyorlar. O dünyada çok önemli biri olarak yaşıyorlar.&lt;br /&gt;Ben insanlara heyecan verebiliyorum. İnsanın yeteneklerini geliştirmesi ve kullanması takdir ve teşvik edilmesine bağlıdır. İdarecilerin tenkitleri kadar insanın çalışma ve başarma ihtirasını öldüren bir şey yoktur. Ben insana hız vermek için O’nu överim. İnsanlarda kusur bulmaktan nefret ederim. Beğendiğim bir şeyi takdir etmekte gecikmem. Bundan da zevk alırım. Ünü makamı ne olursa olsun tenkit yerine iltifat duyup da daha çok gayrete gelmeyen hiç kimseyi tanımadım.&lt;br /&gt;Burada kendisinden daha akıllı ve yetenekli insanları etrafında toplamayı bilen bir adam yatıyor.&lt;br /&gt;İnsanların iyi taraflarını düşünelim. Bunları takdir edelim. Takdirimizi söyleyelim. O zaman bu sözleriniz siz öldükten ya da söylediğinizi unuttuktan sonra bile söylediğiniz insanlarda yaşarlar.&lt;br /&gt;3-Oltaya Uygun Yem Takmayanlar, Balık Tutamazlar&lt;br /&gt;Ben kremalı çilekten hoşlanırım. Balıklar ise kurt yemeyi seviyorlar. Onun için Maine üzerinde balığa çıktığımda oltaya kremalı çilek takmayı aklımdan bile geçirmem. Oltamdaki kurtlara koşan balıkları kolaylıkla avlayabilirim. İnsanları elde etmek için de aynı yolu takip etmek mecburiyetindeyiz. İşte, vazgeçilmez kural: Oltaya doğru yemi takmak...&lt;br /&gt;Bir insanı etkilemenin biricik çaresi, onun istekleriyle ilgilenmek, onun isteklerine değer vermek, onun isteklerinin önemini kabul etmektir.&lt;br /&gt;Oğlunuza saatlerce sigara içmemesini istediğinizi anlatsanız ne elde edebilirsiniz? Sizin bu isteğiniz onu niçin etkilesin? Siz onun isteğini ön plana çıkarın. Oğlunuz futbolu çok mu seviyor? Ona sigara içtiği takdirde iyi bir futbolcu olamayacağını anlatın. Kendi isteğinin gerçekleşemeyeceği ihtimali onu daha çok etkileyecektir.&lt;br /&gt;Prof. Harry A. Averstreet şöyle yazar: ‘Davranışlarımızın kaynağı arzu ve isteklerimizdir. Hangi alanda çalışıyor olursanız olun, başkalarında kuvvetli bir istek meydana getirebilirseniz insanlar yanınızda olur. Bunu başaramayan yalnızlığa mahkumdur.&lt;br /&gt;Carnegie, ilk oğlundan uzun zaman mektup alamadığı için üzgün olan baldızına ‘Endişelenme’ demişti: ‘Şimdi onlara bir mektup yazacağım ve derhal cevap gelecek’ Carnegie annelerini ihmal eden çocuklara bir mektup yazdı ve zarfın içinde para yolladığını söyledi. Derhal cevap geldi: ‘Mektubunuzu aldık. Ama zarfın içinden para çıkmadı’.&lt;br /&gt;Yarın siz de belki başkasına bir şey yaptırmak isteyeceksiniz. Kendinize sorun: ‘Bu adamın (veya bu kadının) bu işi yapmak istemesini nasıl sağlayabilirim?’&lt;br /&gt;Başarının bir sırrı varsa, karşınızdakinin bakış açısını kavramak ve onun gözüyle görebilmektir.&lt;br /&gt;Kendisini başkalarının yerine koyup, onları anlayabilen kimsenin geleceği için kaygı duymasına gerek yoktur.&lt;br /&gt;İnsan tabiatının en zaruri ihtiyacı kendini tanımak ve ifade etmektir.&lt;br /&gt;SEVİLMEK İÇİN ALTI YOL&lt;br /&gt;1-Başkaları ile ilgileniniz.&lt;br /&gt;Tippy herkesi severdi. O, herkesi sevdiği için de herkes onu severdi.&lt;br /&gt;Psikoloji ilminin zirvelerinden Alfred Adler diyor ki: ‘Başkaları ile ilgilenmeyen insanlar hayatta daima büyük güçlüklerle karşılaşmaya mahkumdurlar’.&lt;br /&gt;Roosevelt, yerini Taft’a bıraktıktan sonra bir gün Beyaz Saray’ı ziyaret etmişti. Bütün görevlileri, hizmetçileri hatta mutfakta çalışan kadınları bile isimleri ile selamlamıştı. Archie Butt diyor ki: ‘Roosevelt mutfakta çalışan Alice’i gördüğünde ona hala çavdar ekmeği yapıp-yapmadığını sordu. Alice de ona, yaptığını, ama yalnızca hizmetçilerin yediğini söyledi. Roosevelt, Alice’in tepsi içinde ikram ettiği bir dilim çavdar ekmeğini yiye yiye bahçeye çıkmış, bahçıvan ve işçileri selamlamıştı. Bu adamlar o günü gözyaşları içinde hatırlarlar. Bunlardan Ike Hoover der ki: ‘O gün, son iki yıl içinde mutlu olduğum tek gündü’.&lt;br /&gt;Telefonla konuşurken bile muhatabınız ses tonunuzdan bu konuşmadan ne kadar mutlu olduğunuzu anlamalıdır. Sizin ona değer vermeniz, onu size samimi olarak yaklaştıracaktır.&lt;br /&gt;Başkalarına karşı samimi ve derin bir ilgi gösteriniz.&lt;br /&gt;2-Gülümseyiniz&lt;br /&gt;İnsanın yüzünde taşıdığı, sırtında taşıdığından daha önemlidir.&lt;br /&gt;İnsanları hareketleri kelimelerden daha yüksek bir sesle konuşur. Kelimelerinin dilini pek sevmediğimiz nice insanlara hallerinin güzel dili yüzünden bağlanıveririz.&lt;br /&gt;Büyük bir şirketin yöneticisi ‘İşe alacağım insanları seçerken, gülümsemeyi bilen bir lise mezununu, asık suratlı bir üniversite mezununa tercih ederim’ demişti.&lt;br /&gt;Gülümseyin. Öyle samimi ve sıcak olunuz ki, her sıktığınız ele, ruhunuzu da katınız.&lt;br /&gt;Düşmanlarınızı düşünerek zaman kaybetmeyin.&lt;br /&gt;Korkuya kapılıp hedef değiştirmeyiniz.&lt;br /&gt;Aklınızı hedefinizde yoğunlaştırınız.&lt;br /&gt;Güçlü ve faydalı olma düşüncenizi zihninizde yaşattıkça gerçekten de öyle olmaya başladığınızı göreceksiniz. Siz ısrar ettikçe fırsatlar çıkacaktır.&lt;br /&gt;Fikir, imanla bağlanırsa, kudret haline gelir. İmanla bağlanın. Cesur, açıkgöz ve neşeli olun.&lt;br /&gt;Kalbiniz neye bağlanırsa, varlığınız onun mahiyetine bürünür. Bürüneceğiniz mahiyeti doğru tespit edin.&lt;br /&gt;3-İsimleri Hatırınızda Tutunuz&lt;br /&gt;Sıradan bir adam bile kendi ismine dünyadaki bütün isimlerden fazla önem verir.&lt;br /&gt;Bir insanı uzun zaman sonra hatırlayıp, ismi ile hitap etmek, büyük bir iltifat kabul edilir. Fakat ismi yanlış hatırlasanız veya yanlış telaffuz ederseniz, bu, zararlı olabilir. Adam yeterince önemsenmediğini düşünüp, gücenebilir.&lt;br /&gt;Eserlerini kendilerine ithaf ettirmek için yazarlara para teklif eden zenginleri de biliyoruz. Siyasal adamlarının aldıkları ilk ders şudur: ‘Bir seçmenin ismini hatırlamak devlet idaresine hazır olmanın ilk şartıdır. Başkalarının isimlerini hatırınızda tutunuz. Çünkü bir insan için dünyanın en tatlı ve önemli sesi, kendi ismidir.&lt;br /&gt;4-Dinlemeyi Biliniz&lt;br /&gt;Dinleyen birisini bulduğunuzda dinletmeyi sevmeyenimiz yoktur.&lt;br /&gt;Heyecanlı dikkat ve ilgiden zevk almayacak insan yoktur.&lt;br /&gt;En sert, en saldırgan, tenkitçiler bile sabırlı ve sevimli bir dinleyici karşısında yumuşarlar. Böyle dinleyiciler zehirini akıtan tenkitçinin dilinin tutulacağını bilirler ve sabırla zehirini akıtmasını beklerler.&lt;br /&gt;Detner Yünlüler Şirketi’nin 15$’lık borcu için mektup yağmuruna tuttuğu bir müşteri, şirketin kurucusu Julian F. Detner’in odasına öfke ile dalmıştı: ‘Muhasebeniz hesabımı yanlış tutmuş. Size borcum falan yok 15$ ödemeyeceğim gibi, bir daha on paralık alışveriş de yapmayacağım’ diye gürleyen müşteriyi Detner dikkatle dinlemişti:&lt;br /&gt;-Hiç sözünü kesmedim. İçini boşalttı. Rahatladığını görünce şöyle konuştum: ‘Şikago’ya kadar gelip bu gerçekleri bildirdiğiniz için teşekkür ederim. Siz dikkatli bir müşterisiniz. Hatayı binlerce hesapla uğraşan memurlarımızın yaptığına eminim. Bir daha bizden alışveriş de yapmayacağımıza göre, ben size diğer iyi firmaları tanıtayım’.&lt;br /&gt;Çok etkilenmişti. Şikago’ya geldikçe beraber yemek yerdik. Bu defaki yemek davetimin sonunda yüklü bir sipariş vererek ayrıldı. Birkaç gün sonra da hesapları tekrar incelediğini, 15$’lık bir borcunun olduğunu bildiren mektubu geldi. Bu adam oğluna Detner adını vermiş ve ölünceye kadar dostumuz olarak kalmıştır.&lt;br /&gt;Önemli insanlarla çok sevilen röportajlar yapan Isaac Marcosson der ki: ‘Birçok insan dikkatle dinlemeyi bilmediğinden, iyi bir izlenim bırakmaz. Bunlar hep daha sonra söyleyeceklerini düşündükleri için, kulak açmazlar. Benim röportaj yaptığım büyük adamların hepsi de, konuşmaktan çok, iyi bir dinleyici olmayı tercih ettiklerini söylemişlerdir’.Karşınızdakini dinlemeyi biliniz. Başkalarına kendilerinden bahsetme imkanı veriniz.&lt;br /&gt;5-İnsanların İlgilerini Paylaşınız&lt;br /&gt;Bir insanın gönlünü kazanmak için onun ilgilendiği konuları konuşmanın çok etkili olduğu bilinmelidir.&lt;br /&gt;Avrupa’da düzenlenen büyük bir izci toplantısına katılacaktık. Oymağımdaki izcilerden birisi yol masrafını karşılayamayacak durumdaydı. Dev şirketlerden birinin yöneticisinden bu çocuk için yardım istemeye karar verdim.&lt;br /&gt;Görüşmeye gitmeden önce şirket yöneticisinin bir zamanlar bir milyon dolarlık bir çek yazdığını, karşılığı ödendikten sonra bu çeki çalışma odasına astığını öğrenmiştim. Odasına girer girmez bu çekten bahsetmeye başladım. Şimdiye kadar hiç bir milyon dolarlık bir çek görmediğimi, şimdi böyle bir çeki gördüğümü izcilerime anlatacağımı söyledim. Yöneticiden çekin hikayesini de anlatmasını istedim. Bana o günü, tekrar yaşayarak, zevkle anlattı.&lt;br /&gt;Görüyorsunuz ya, Chalif söze yardım isteği ile değil, yöneticiyi çok heyecanlandıran bir konuyla başlamıştı. Bakalım bunun sonucunda ne elde etmiş?&lt;br /&gt;-Çek bahsi bitince yönetici candan bir ilgiyle ziyaretimin amacını sordu. Ben de anlattım. O, bir değil, beş çocuğun masrafını karşılayabileceğini söyledi. Bin dolarlık bir çek yazdı. Şirketin Avrupa’daki şubelerine bize her konuda yardımcı olmalarını isteyen birer mektup hazırlattı. Üstelik Paris’te bizi bizzat karşılayıp şehri gezdirdi. Çek hikayesi aramızda öyle bir dostluk doğurdu ki, hala elinden gelen hiçbir yardımı izcilerimden esirgemez. O gün sözlerime onu çok ilgilen bir konu ile başlamamış olsaydım, herhalde bu başarıyı elde edemezdim.&lt;br /&gt;Karşınızdakilerin ilgilerini paylaşınız.&lt;br /&gt;6-Başkalarına Önemli Birisi Olduklarını Hissettiriniz&lt;br /&gt;Başkalarına, size nasıl davranılmasını istiyorsanız, öyle davranın.&lt;br /&gt;Hepimiz saygı görmek, samimiyetle takdir edilmek isteriz. Hakkımızda güzel sözler söylenilmesinden hoşlanırız. Önemli birisi olduğumuzun farkedilmesinden mutluluk duyarız. Evet, hepimiz önemli birisi değil miyiz?&lt;br /&gt;Bu takdir etme uygulamasına başlamanız için Amerika’nın Ankara Büyükelçisi ya da FIFA Başkanı olmayı beklemeyiniz. Herkesin takdir edilmeye ihtiyacı vardır ve takdir etmesini bilmelidir. İşimiz dost kazanmak değil mi?&lt;br /&gt;Size zahmet verdiğim için üzgünüm’, ‘Rica ederim’, ‘Lütfen’, ‘Teşekkür ederim’ gibi söylenmesi hiç de zor olmayan cümleler karşınızdaki insana kendisine değer verildiğini düşündüreceği gibi sizin iyi yetişmiş olduğunuzu da gösterir. Başkalarına önemli biri olduklarını hissettiriniz. Bunu samimiyetle yapınız.&lt;br /&gt;İNSANLARI KAZANABİLMENİN ON İKİ YOLU&lt;br /&gt;1-Hiçbir Münakaşanın Galibi Yoktur&lt;br /&gt;Bir münakaşayı kazanmanın en iyi yolu, o münakaşaya hiç girmemektir. Uzun politika hayatım, bana bir gerçeği öğretti: ‘Cahil bir adamı münakaşa yoluyla mağlup etmeye imkan yoktur.&lt;br /&gt;2-Kimseye Yanlış Düşündüğünü, Yanlış Bir Şekilde Söylemeyiniz&lt;br /&gt;Hiçbir zaman yüzde yüz isabetli davranamayacağınıza göre, niçin yanlış hareket ettiklerini başkalarının yüzüne vurup duruyorsunuz?&lt;br /&gt;Bir şey ispatlayacaksanız, bunu iddianızı ve niyetinizi belli etmeden yapınız. Öğreniyormuş gibi davranarak öğretiniz. Hatırlamaya çalışıyormuş gibi hatırlatınız.&lt;br /&gt;Acaba yanlış mı düşünüyorum?&lt;br /&gt;Çünkü bizim esas korumaya çalıştığımız şey fikirlerimiz değil, şahsiyetimizdir.&lt;br /&gt;3-Yanlışınızı Kabul Ediniz&lt;br /&gt;Hatayı kabullenmek hatta üstlenmek aynı zamanda bir asalet işidir. Üstün bir karakterin belirtisidir.&lt;br /&gt;Yanıldığınız takdirde bunu çabuk ve kesin bir şekilde kabul ediniz.&lt;br /&gt;4-İşe Dostça Başlayınız&lt;br /&gt;Bir damla bal, bir varil ziftin çekemeyeceği kadar sinek toplar.&lt;br /&gt;Nezaket ve dostluk, sertlikten kuvvetlidir.&lt;br /&gt;5-Hayır’ın Geri Dönüşü Zordur&lt;br /&gt;Söze doğrudan doğruya anlaşmazlık bulunan konulardan başlamayınız. Başlangıç noktanız ortak düşünceleriniz olsun.&lt;br /&gt;Muhatabınızın ilk sözlerinin ‘Evet’ olmasını sağlayınız. Muhatabınıza konuşmanın başında ‘Hayır’ dedirtmeniz büyük strateji hatası olacaktır.&lt;br /&gt;6-Şikayete Karşı Sigorta&lt;br /&gt;Çok kimse düşüncelerini kabul ettirebilmek için çok konuşmaları gerektiğini zanneder.&lt;br /&gt;Değişik bir fikri dinlerken sabırsızlanıp lafa karışmayın. Kendi fikrinizi ifade etmek için konuşmanın bitmesini bekleyin. Muhatabınızı düşündüğü bir şeyi anlatması için teşvik edin. Bunu samimimi olarak yapın. Konuşmasına müsaade etmediğiniz biri, sizin düşüncelerinizden etkilenmez. Onun aklı, söyleyemediklerinde kalır.&lt;br /&gt;New York Herald Tribune gazetesinin ekonomi sayfasındaki ilanda yetenekli bir adam arandığı bildiriliyordu. Charles T. Cubellis de müracaat etti ve mülakata çağırıldı. Cubellis mülakata girmeden önce görüşeceği adam hakkında Wall Street’de epey bilgi topladı. Mülakat esnasında şu bilgileri araya sıkıştırdı: ‘28 yıl önce büyük bir odada tek memurla bu işe başladınız ve bu noktaya geldiniz değil mi? Sizinle çalışmak, benim için şereftir’.&lt;br /&gt;Hayattaki mücadelesini anlatmaktan hoşlanmayan adam var mıdır? Bu adam da neler çektiğini, engelleri nasıl aştığını, işlerini nasıl büyüttüğünü saatlerce anlattıktan sonra Personel Müdürü’nü çağırmıştı: ‘Aradığınız adam bu. Hemen işe başlatın’.&lt;br /&gt;Cubelis önce bilgi toplamakla, sonra da bu bilgiler vasıtasıyla karşısındaki adama uzun uzun konuşma, kendinden bahsetme imkanı vermekle bir iş sahibi olmayı başarmıştı.&lt;br /&gt;7-Düşüncelerinizi Başkalarına Söyletebilmenizin Önemi&lt;br /&gt;Kendi fikirlerimize başkaları tarafından fikirlerden daha çok önem veririz. Başkalarının fikirlerini daima belirli bir direnmeyle karşılarız. Öyleyse fikrimizi kabul ettirmenin yolu nedir? Çok basit, Kendi fikrimizi karşımızdakine sanki kendi fikriymiş gibi söyletebilmek.&lt;br /&gt;Theodore Roosevelt New-York valisi iken siyasi liderlerin sıcak bakmadığı işleri, onların onayını alarak yapıyordu. Nasıl mı?&lt;br /&gt;‘Önemli bir makama atama yapacağım zaman, siyasi liderlere haber verir, teklifte bulunmalarını isterdim. İlk verdikleri ismin yeterli birisi olmadığını söyler, ikinci bir isim isterdim. Bunun da sakıncalı olabilecek taraflarını anlatır başka bir teklifte bulunmalarını rica ederdim. Bu, biraz daha iyi bir isim olurdu. Onlar benim istediğim adamı teklif ettiklerinde ‘tamam’ derdim, ‘kabul ediyorum’. Böylece onların istediği adamı atamış olurdum. Sonra da döner şöyle derdim: ‘Ben size destek oluyorum. Şimdi sıra sizde.. Bu usulle hiç istemedikleri konularda bile yanımda olmalarını sağlıyordum’.&lt;br /&gt;Bir fikrimi ona, üzerine giderek kabul ettirmeye çalışmazdım. Laf arasında şöyle bir dokunup geçerdim. fikrim, onda adeta demlenir, birkaç gün sonra Wilson tarafından kendi fikriymiş gibi açıklanırdı.&lt;br /&gt;Beni alacağım sonuç ilgilendirdiğinden, bu fikir benimdi demezdim. Böylece demleme olunu devam edebilirdi. Wilson da öne sürdüğü fikirlerin bana ait olduğunu anlamazdı bile.&lt;br /&gt;Karşınızdaki insana fikrin kendisine ait olduğunu düşündürünüz. Başkalarının, fikirlerinizi kendilerine mal etmelerinden kaçınmayınız.&lt;br /&gt;8-Büyük Neticelerin Küçük Formülü&lt;br /&gt;Çocuklar işbirliği yapmak, bir işi birlikte başarmak fikrinden çok etkileniyorlar. Başarımı, olaya onların gözüyle bakmama borçluyum.&lt;br /&gt;Unutmayın ki karşınızdaki insan hatalı olduğunu hemen kabul etmeyecektir. Bu yüzden onu suçlamadan önce, düşüncesine kuvvet veren sebepleri anlamaya çalışmalısınız. İnsanların düşüncelerinin sebeplerini keşfederseniz. onun şahsiyetinin anahtarını ele geçirmiş olursunuz. Kapıyı açmak kolaydır artık. Bunu sağlamak için kendinizi onun yerine koymalısınız. ‘Onun yerinde olsaydım, onun şartları altında bulunsaydım, nasıl hareket ederdim acaba?’&lt;br /&gt;Olayları tam bir samimiyetle başkalarının bakış açılarından da görmeye çalışınız.&lt;br /&gt;9-Sempatinin Gücü&lt;br /&gt;A-Bu şekilde insanların ihtiyacı olan şey sempati görmektir. Çocuk, yarasını herkese bunun için gösterir. Hatta daha fazla sempati görebilmek için bir yerini yaraladığı bile olur. Büyük insanlar da yanı sebepten maddi-manevi yaralarını-berelerini anlatıp dururlar. Geçirdikleri kazalardan, ameliyatlardan bahsederler. Neler çektiklerini, başlarına ne felaketler geldiğini anlatıp aniden sırlarını dökerler. Bütün dünyada herkes kendi gerçek ya da hayali ızdırablarına karşı acınıp durur.&lt;br /&gt;Diğer insanların düşüncelerine, arzularına, tavırlarına sempati gösteriniz.&lt;br /&gt;10-Asil Duyguların Harekete Geçirilmesi&lt;br /&gt;Gerçek şu ki, karşılaştığınız herkes, aynada gördüğünüz adam dahil, kendisine büyük bir saygı duyar. Başkalarının da bu saygıyı kendisine göstermesini ister.&lt;br /&gt;John D. Rockfeller Jr. a gazetelerde çocuklarının resimlerinin basılmasını asil duygulara hitap ederek önlemişti. Onun dediği şuydu: ‘Sizler de çocuk sahibisiniz. Küçüklere vaktinden önce şöhret sağlamanın iyi yetişmelerini engelleyeceğini takdir edersiniz’.&lt;br /&gt;Bir müşteri hakkında kesin bilgileriniz yoksa, ona dürüst, samimi, namuslu borcuna sadık adam olduğuna inandığınızı söyleyin. Siz böyle söylerseniz, o da kendisini böyle olmak zorunda hisseder. Kendisine bu vasıflar verilen bir insan başka türlü hareket etmek istemez. A-Bir adama namussuz olduğunu söylerseniz, o zaman da namuslu davranmak istemez. Bu kuralın istisnası çok azdır.&lt;br /&gt;11-Fikirlerin Gösterisi&lt;br /&gt;Rakamlar, konuşmaktan çok daha büyük bir fayda sağlar. Grafiğin gücü ise rakamı aşar. Rakamların şekillerle ifadesi daha etkili olur.&lt;br /&gt;12-Son Çare&lt;br /&gt;İyi ve çok iş yaptırabilmek için rekabeti körüklemek gerekir. Bu, herkesi birbirine ezdiren bir rekabet değildir. Daha mükemmeli yakalama arzusunun ateşlenmesidir.&lt;br /&gt;İnsanlara vasıflarını ortaya çıkarabilecek cesareti veriniz. Bu cesareti vermenin en emin yolu da onlara meydan okumaktır.&lt;br /&gt;İNSANLARI KOLAYLIKLA DEĞİŞTİRMENİN DOKUZ YOLU&lt;br /&gt;1-Mutlaka Kusur Bulacaksanız...&lt;br /&gt;Sekreter bu uyarıdan hiç alınmadı. Çünkü az evvel üstün bir yanı söylenmişti. İnsan övüldükten sonra, kusurunun söylenmesine tahammül edebilir. Tamamen gözden çıkarılmadığını düşünüp, rahatlar. Kusurunu düzeltecek gücü kendisinde bulabilir. Berber de traş etmeden önce, müşterisinin sakalını sabunlamaz mı?&lt;br /&gt;Önce övgü, sonra tenkit sonra itimat. İşte insanı öldürmeden kazanmanın formülü: ‘Çok iyisin. Şu hataların var. Sana itimat ediyorum’.&lt;br /&gt;Söze samimi bir takdirle başlayınız.&lt;br /&gt;2-Düşman Kazanmadan Tenkit Etmenin Yolu&lt;br /&gt;İnsanlara hatalarını dolaylı olarak anlatınız. Böylece kaş yapayım derken, göz çıkartmazsınız; düşman kazanmazsınız.&lt;br /&gt;3-Önce Kendi Hatalarınızı Söyleyiniz&lt;br /&gt;Hatan, benim yaptığım hatadan daha küçük ama sen bunu yapmamalısın.&lt;br /&gt;Kendi hatalarımızdan bahsetmemiz, başkalarının da kendi hatalarını kabullenmelerini kolaylaştırır.&lt;br /&gt;4-Hiç kimse Emir Almaktan Hoşlanmaz&lt;br /&gt;Doğrudan emirler yağdırmak yerine yapmaları gerektiğini insanlara hissettiriniz.&lt;br /&gt;5-İnsanların Gururlarını Koruyunuz&lt;br /&gt;Yıkılan gurur çoğu zaman beraberinde başkalarını da alır götürür.&lt;br /&gt;6-Küçük Bir Takdir Büyük Başarıya Sevk eder&lt;br /&gt;Her insanda gördüğünüz en küçük bir yeteneği ve başarıyı bile samimiyetle takdir ediniz. İnsanlar bu takdir cümlelerin verdiği hızla büyük başarı yollarına girerler. Unutmayınız, böyle davranılmaya sizin de ihtiyacınız var.&lt;br /&gt;7-Değer Vermek&lt;br /&gt;Herhangi bir insana bir meziyetinden veya faziletinden ötürü saygı duyduğunuzu hissettirirseniz, onu idare etmek son derece kolaylaşır.&lt;br /&gt;Baştan çıkmış bir adamı yola getirmek için ona namuslu adam muamelesi yapmak gerekir. Bu muamele onu öyle sevindirir ki, layık görüldüğü şekilde karşılık vermek ister. Bir başkasının gösterdiği itimat ona gurur verir.&lt;br /&gt;Bir insana öyle bir değer veriniz ki, o değere gerçekten sahip olmak istesin. İnsanlara değerli olarak yaşama imkanlarının ve fırsatlarının önünü açınız.&lt;br /&gt;8-Zorlaştırmayınız&lt;br /&gt;Bir çocuğa, bir eşe, bir memura beceriksiz ve yeteneksiz olduğunu söylerseniz, onun bütün gelişme, başarılı olma ümit ve arzusunu kırarsınız. Tam tersini yapınız. Yapılacak işin zor değil kolay olduğunu söyleyiniz. Teşvik ediniz. Yapamadıklarını tenkit etmeden önce yapabildiklerini övünüz. Onun yeteneğine güvendiğinizi hissettiriniz. O zaman daha iyi olmak için elinden geleni yapacaktır. İnsanlara eksikliklerinin kolayca getirebileceğini, hatalarının kolayca düzeltilebileceğini söyleyiniz. Yapmaları gereken işlerin zor olmadığını hissettiriniz. Ne kendi işinizi, ne onların işini zorlaştırmayınız. Daima cesaret aşılayınız.&lt;br /&gt;9-Sevdiriniz&lt;br /&gt;Yapılmasını istediğiniz işi karşınızdakine sevdirerek yaptırınız.&lt;br /&gt;AİLE HAYATIMIZI DAHA MUTLU YAPACAK YEDİ YOL&lt;br /&gt;1-Aile Hayatınızın Mezarını Kazmak İstemiyorsanız...&lt;br /&gt;Kıskançlığın zehirli dumanları bu evliliği de boğmuştu. Kadın dırdırı ile imparatoru bile evinden kaçırtmıştı.&lt;br /&gt;Kocaların evlerini terk etmelerinin en önemli sebebinin karılarının dırdırı olduğunu gördüm.&lt;br /&gt;2-Sev ve Yaşat&lt;br /&gt;Karşısında kendisinde kusur arayan, kusurlarını büyüten bir kadın değil, sadece yorgun başını dinlendirmeye çalışan bir kadın bulmuştur.&lt;br /&gt;Karısının kendisine güvendiği bir erkek dik durur, güçlü olur. Bu konuda verilebilecek en çarpıcı örnek Hz. Muhammed ile Hz. Hatice’nin bir konuşmasıdır. Günlerce süren ruhi gerginlikten sonra Hz. Muhammed eşi Hz. Hatice’ye Peygamberlikle görevlendirildiğini açıkladığında tereddütsüz aldığı cevap şudur: ‘Eğer hakikaten bir Peygamber gelecekse, bu ancak sen olabilirsin’.&lt;br /&gt;Evlilikte başarı yalnızca aranan eşi bulmak değildir. Aynı zamanda aranılan eş olmalıdır.&lt;br /&gt;Eşinizi ‘Aradığım bu değildi’ diye suçlamayın. Acaba onun da aradığı siz miydiniz?&lt;br /&gt;Hayat arkadaşınıza önem veriniz. Onu olduğu gibi kabul ediniz.&lt;br /&gt;3-Soluğu Mahkemede Almamak İçin&lt;br /&gt;İmparatoriçe Katerina da evinde aynı diplomasiyi uyguluyordu. Güçlü bir imparatorluğun bütün tebaasını avucunun içinde tutan, düşmanlarına işkence yapmaktan çekinmeyen, hasımlarını kurşuna dizdiren gereksiz savaşlar ilan eden bu kadar evinde kimseyi incitmezdi. Aşçısının önüne koyduğu yanmış eti bile hiç bir şey söylemeden yerdi. Hatta aşçısına gülümserdi. Catherine dışarıda ne kadar zalimse, evinde de o kadar sabırlı, kibar ve hoşgörülüydü.&lt;br /&gt;Evlilik gemisinin sert kayalara çarpıp parçalanmasına sebep olan dev dalgalar yıkıcı tenkitlerden başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;Kırıcı, aşırı, lüzumsuz, yıkıcı tenkitten kaçının. Aksi halde soluğu mahkemede alırsınız.&lt;br /&gt;4-Herkesi Mutlu Etmenin Kestirme Yolu&lt;br /&gt;Kadının mutlu ve evine bağlı olması için kocası tarafından takdir edilmesi gerekir. Katını mutlu eden erkek kendisinin de mutluluğunu sağlamış olur.&lt;br /&gt;5-Kadın İçin Küçük Bir Dikkatin Büyük Değeri Vardır&lt;br /&gt;Lütfen bir demet çiçek götürmek için karınızın hasta olmasını beklemeyin.&lt;br /&gt;Kadınlar doğum, nişan, nikah günlerine büyük önem verirler. Bunların unutulmasını kendilerinin sevilmediği şeklinde yorumlarlar. İçlerinde hakaret kabul edenler de vardır. Erkeklerin eşlerinin doğum günlerini, evlilik yıldönümlerini, benzeri önemli günleri mutlaka ezberlemelidirler. Bunların hatırlanmaması halinde üzülebilecek erkekler varsa, kadınlar bu günleri unutmadıklarını göstermelidirler...&lt;br /&gt;Birçok insan küçük dikkatlerinin değerini takdir etmez. Küçük ihmaller birikir, ortaya koskocaman bir boşanma davası çıkar. Küçük bir dikkatsizliğin orman yangınına sebep olduğunu unutmamalıyız.&lt;br /&gt;6-Bunu İhmal etmemelisiniz&lt;br /&gt;Hollanda’da bir eve girmeden önce ayakkabılarınızı çıkarmak zorundasınızdır. Bu, günün sıkıntılarını kapının önünde bırakmak anlamına gelir. Hepimiz ayakkabılarımızı çıkarıp, eve öyle girmeliyiz. Bu çok önemli bir derstir.&lt;br /&gt;Müşterisine kötü söz söylemeyi aklından bile geçirmeyen adam, karısına ağzına geleni söyler. Ne budalalıktır. Mutlu olması için karısı ona daha çok lazımdır. Bir kadın, yüz bin müşterinin veremeyeceği mutluluğu verebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-8874530884647674472?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/8874530884647674472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/8874530884647674472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/09/dost-kazanma-ve-insanlar-etkileme-sanat.html' title='Dost Kazanma ve insanları Etkileme Sanatı'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-5662023065757791375</id><published>2007-09-03T10:05:00.000-07:00</published><updated>2007-09-03T10:08:18.310-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ann Chamberlın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Safiye Sultan'/><title type='text'>Safiye Sultan</title><content type='html'>&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;1. BÖLÜM :&lt;br /&gt;İsmihan Sultan, Kanuni Sultan Süleyman'ın Torunu, Sokullu Paşa'nın karısıdır. Giysiden yana zengin, ilgiden yana yoksul büyütülmesine karşın altın gibi bir kalbe sahiptir. Çoğu Harem kadının olduğu gibi onunda kendine ait bir hadımı vardı. Hadım Abdullah Venedikli bir İtalyandır. Amcasının gemisinde 2.Kaptan olarak gelmiş, daha sonra ise kötü kaderi onu köle pazarına sürüklemiş arkasından, Pera'da acımasız bir el bütün güzel şeyleri, aşklarını ve umutlarını koparıp atmıştır. Bu haliyle ona bütün yaşama ümidi veren sahibesi İsmihan'dır. Aralarındaki bağ büyük bir aşktan dahada güzeldir. Onun için herşeyi yapabilir, ancak İsmi-han'ın en büyük sıkıntısı Sokullu Paşa'ya bir çocuk verememesidir. Doğan bebekleri bir-iki saat yaşayıp ölürler.Abdullahın bu durumda dahada fazla tedirgin olduğu şey İsmihan'ın üvey annesi Nur Banu Sultan'ın hareminde bulunan kadınlardan biri olan Safiye'dir.Safiye'ninde bir İtalyan olmasına karşın sarı saçları, badem gözleri ile bir hilale benzeyen bu kadının bütün kötülükleri yapabileceğine inanır ki ondan korku ile birlikte nefret eder.&lt;br /&gt;2. BÖLÜM :&lt;br /&gt;Venedikli Safia Baffo 1562'de hareme katıldığında henüz 14 yaşındadır. Gelmesinin asıl amacı güç ve bunun ona sağlayacağı sınırsız imkanlardır. Bu imkanları Venedik'te kalsaydı asla sağlayamazdı. Gençti ve erkekleri çıldırtan bir güzelliği, çılgın bir zeka ve doymak bilmeyen arzuları vardı. İmparatorluğun kadınları daima kalın perde ve tahta kafeslerin ardında sıranın onlara gelmesini beklerken Safiye bunu istemez, o sadece güç hatta imparatorluğu ister, bunu elde etmek içinde engelleri tek tek aşmak için planlar yapar. Sultan Süleyman yaşlı olmasına karşın çok dinamiktir. Ondan sonraki varis oğlu Selim'dir. Ancak Selim böyle bir konumu kaldıracak gibi görünmemekte ve içkiye düşkünlüğü yüzünden sık sık babasından uyarılar alır. Safiye'ye göre en uygun aday Selim'in oğlu Murat'tır. Muratın annesi Nur Banu durumun farkındadır. Ancak Safiye Murat'ı çoktan ele geçirmiştir. Kısa zamanda onun gözdesi olur. Murat her konuda Safiye'ye danışır ve onu yanından hiç ayırmaz. Sultan Süleyman bu durumdan çok memnundur. Selim'e vermesi gerekirken Manisa Sancak Beyliğini Murat'a verir. Safiye halinden memnundur çünkü Murat onuda Manisa'ya götürmüştür. Nur Banu Venedikli Şeytana oğlunu kaptırmamaya niyetlidir ve Murat'a Safiye ile evlenmeyeceğine söz verdittirir. Bu kötüdür çünkü Safiye'nin tek amacı padişahın karısı olmak ve perde arkasından da olsa Osmanlı'yı yönetmek ister. Murat Manisa'da Safiye için bie camii yaptırır. Bu bir kadın için en yüce mertebedir. Manisa yerine Kütahya'ya gitmek zorunda kalan Nur Banu içinse bu bir kıskançlık krizidir.&lt;br /&gt;3. BÖLÜM :&lt;br /&gt;Bütün çabalarına karşın Safiye Murat'tan hamile kalır. Bu sırada İsmihan'da hamiledir ve haremin ebelerinden Ayva daima İsmihan'ın yanındadır. Ancak İsmihan'ın çocuğu yine doğduktan birkaç saat sonra yine sessizce annesinin kucağında can verir. İsmihan artık dayanamıyordur ve Manisa'ya hem kocasının yanına hemde Safiye'nin yanına gitmek ister. Ancak karadan gitmek uzun zaman alacağı için denizden gitmek en uygunudur. Fakat Manisa'ya gidecek bir gemi bulmak çok zordur. Abdullah uzun çabalar sonucunda hanımını kırmamak için Sakız Adası'nda bir hristiyan gemisi bulur. Geminin kaptanı Guistıniani Abdullah'a özğürlüğünü seçebileceğini ve gemisinde 2. kaptan olarak çalışabileceğini de söyler. Abdullah büyük bir kararsızlık yaşar bir yanda kendince yarım bir özğürlük diğer yanda sevgili, bircik sahibi İsmihan vardır. Yola çıktından sonra ilk durak Sakız Adası'dır. Yalnız Osmanlı İmparatorluğu ile Sakızlar arasında bir vergi anlaşmazlığı olmuştur. Osmanlılar gemilerini Sakıza doğru yollarken Prenses İsmihan'ın orada olması çok büyük tutarsızlıktır ama akıllı hadım kendi özğürlüğü pahasına hanımını kurtarır ve Manisa'ya götürür. Bu arada Safiye Şehzade Murat'tan bir oğlan doğurmuş ve adını Mehmet koymuşlardır. Osmanlı hanedanının pek çok şehzadesinin olduğu gibi, tahtın ilk varisi Murat'ın oğlu Mehmet'inde annesi Venedikli bir hristiyandır. İsmihan , Abdullah ile İstanbul'a geri dönerken Safiye Murat ile Manisa'da kalır. Bu sırada Macaristan seferi sırasında Kanuni Sulatan Süleyman ölür. Sokullu Paşa bunu orduya belli etmemek için çok çalışır. Orduya kışın bastırması ile geri dönüleceği söylenir. Çünkü seferin tam ortasında Sultanın öldüğü haberi ordunun dağılmasına sebep olabilir. Uzun çabalar sonunda İstanbul'a yaklaşılması ile haber herkese verilir. Kanuniden sonra yerine Safiye'nin beklediği gibi Murat degil Kütahya Sancak beyi Selim tahta çıkar. Ancak Selim babası gibi korkusuz ve cesur bir insan olmadığı gibi içkiye düşkünlüğü, ters ilişkileri ile ordunun inanılmaz nefretini kazanmıştır. Yeniçeriler Sultan Selim'den bahsederken sarhoş, ayyaş gibi benzetmeler kullanırlar. Aslında bu Safiye'nin işine gelir. Çünkü Murat'ı yeniçerileri ayaklandırmak, bir isyan çıkarmalarını sağlamak için kışkırtır. Selim'in tahta geçmesi için yapılan kutlama törenlerinde yeniçeriler ayaklanır ancak Sokullu'nun üstün yetenekleri sayesinde ve askerlere verilen yeni imtiyazlar ile birlikte ki bunların arasında evlennmelerinin serbest bırakılması gibi maddelerde vardır. İsyan bastırılır. Safiye planlarının gerçekleşmemesine çok kızar ve Murat'ın yanına Manisa'ya gitmeyi reddeder. Sarayda kalarak kendisini iç ve dış politikada, askerlerin yapacağı seferler ve hazine konusunda geliştirmeye başlar. İlk önce Sokullu'nun planlarını ögrenmek ister. Sokullu Paşanın en büyük ideali Akdeniz ve Kızıldenizi birleştirecek bir kanal yapmaktır. Böylece kısa bir su yolu ile Hindistan'dan Çin'e kadar olan bölge hatta daha ilerisi kontrol altına alınabilir. Bu amaç ile çıkılan sefer sonunda, askerlerin arasına sokulan nifak tohumları, Padişah Selim'in beceriksizliği ile birleşince büyük bir bozguna uğranılır ve Astragon ölür.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-5662023065757791375?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/5662023065757791375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/5662023065757791375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/09/safiye-sultan.html' title='Safiye Sultan'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-4368912406391800339</id><published>2007-09-03T09:52:00.000-07:00</published><updated>2007-09-03T09:59:32.881-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ramses'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kardeş Savaşı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='.Christıan Jaco'/><title type='text'>Ramses, Kadeş Savaşı</title><content type='html'>KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;    Kitap, M.Ö. 13. yy.da Mısır firavunu I. Seti’nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu II. Ramses’in firavunluk döneminde ülkesinde ve çevresinde dönen entrikaları ve Mısır’ı tehdit eden Hititlilerle yapılan Kadeş savaşını anlatmaktadır. Kitapta öne çıkan karakterler, Mısır kralı II. Ramses, karısı Nefertari, II. Ramses’in yakın arkadaşları Musa, Dışişleri Bakanı Aşa, sandalet taşıyıcısı ve Başkatip Ameni, yılan oynatıcısı Setau, II. Ramses’in ağabeyi Şenar, kızkardeşi Dolant, Libyalı büyücü ve casus şebekesi başı Ofir, vazo ticaretiyle uğraşan Hitit casusu Raya’dır.&lt;br /&gt;    Eser bir tarih kitabı veya bilimsel araştırma şeklinde değil, Jean François Champollion’un hiyeroglifleri çözerek aydınlattığı papirüslerden yola çıkarak kaleme alınmış bir romandır.&lt;br /&gt;    II. Ramses, babası I. Seti’nin ölümünden sonra M.Ö. 1279 yılında tahta çıkmış, genç yaşı ve deli dolu haraketleri ile tepkiler almıştır. Bu işi yapabilecek, yani Mısır’I yönetecek bir firavun olarak görülmemiştir. Ayrıca kendisinin firavun olması gerektiğini düşünen ağabeyi Şenar’ın da büyük düşmanlığına maruz kalmıştır. Bunlara rağmen Ramses, büyük başarılara imza atmış, çeşitli yerlere tapınaklar yaptırmış, Pi-Ramses adında bir kent kurmuş ve Memfis’te bulunan ülke merkezini buraya taşımıştır. Böylece çevre ülkelerin oluşturdukları tehlikelere karşı yapılan savunma savaşlarını da daha hakim bir yerden yönetmeyi amaçlamıştır.&lt;br /&gt;    Fakat ağabeyi Şenar, vazo ticareti ile uğraşır görünen bir Hitit casusu ile işbirliği yaparak, kardeşi Ramses’I Hititliler karşısında yenik duruma düşürüp onun yerine firavun olmayı ve ülkeyi yönetmeyi amaçlamıştır. Kızkardeşi Dolant ve kocası, kendini Libyalı bir büyücü olarak tanıtan Ofir isimli, Hitit casus şebekesinin başı olan birinin yalanlarına kendilerini kaptırarak Ramses’e ve karısı Nefartari’ye karşı çeşitli kötülükler yapmaya kalkışmışlardır. Ofir, tek tanrılı bir dini yaymaya çalışan biri olarak kendini tanıtmış, Ramses’in veyandaşlarının inandığı tanrıların sahte olduğuna ve ülkeyi felakete götüreceğine halkı inandırarak taraftar toplamaya başlamıştır. Böylece, çoktanrılı bir din anlayışı olan Mısır’da iç kargaşalık yaratmaya çalışmıştır. Aynı zamanda Ramses’e ve karısına karşı büyüler yaparak onları yok etmeye çalışmıştır. Fakat bütün bunların altında yatan asıl amaç yaptığı casusluğu örtbas etmek, Hititlilere daha rahat bir biçimde mesajlarını iletmektir.&lt;br /&gt;    Bütün bu olumsuzluklara karşın talih, Ramses’ten yanadır. Ayrıca yakın arkadaşlarından dışişleri ustası Aşa, yılan oynatıcısı ve büyücü Seatu ve başkatibi Ameni ona her konuda yardım etmekte, bütün kötülüklere karşı onun yanında yer almaktadırlar. Ayrıca Ramses’in yakın korumalığını üslenen aslanı ve köpeği de ona hiçbir düşmanı yaklaştırmamaktadır.&lt;br /&gt;    Ülke içinde bu kadar entrika, ülkeyi ve Ramses yönetimini yok etmeyi amaçlayan bu kadar faaliyetin yanında dış tehdit olan Hititliler de boş durmamakta, Mısırlılara karşı bir saldırı planlamaktadırlar. Bunun öncesinde Mısır yönetimindeki çeşitli kaleler ele geçirilmiş fakat kesin bir savaş ilanında bulunulmamıştır.&lt;br /&gt;    II. Ramses, bütün bunları izledikten sonra ülkesini ve askerlerini bu savaşa hazırlamaya başlamıştır. Emrindeki komutanlar ve askerler ise, bu savaşın ülkeyi felakete sürükleyeceğini, Hititlilerin Mısır’ı yenip ülkeyi paramparça edeceklerini savunarak bir anlamda korkularını ifade etmişlerdir. Fakat Ramses, kendinden emin bir şekilde savaşın ülkesi ve firavunluğu için gerekli olduğunu ileri sürerek adamlarını ikna etmiştir.&lt;br /&gt;    Bir süre sonra hazırlıklarını tamamlayan Ramses, ilk olarak Hititlilerin ele geçirdiği, dah adoğrusu satın aldığı kaleleri kolaylıkla geri alır. Daha sonra gözde kalesi olan, eski Mısır dilinde Kode, bugünkü adıyla Tele-Nebi-Mind olarak adlandırılan Kadeş’te çarpışmaya karar verir. Bu kararda en önemli etken, Hititlilerin içine casus olarak sızan Aşa’nın verdiği bilgiler olmuştur; çünkü Aşa Hititlilerin içine sızıp onların saldırı planladığını öğrenmiş, fakat ülke dışına çıkarken yakalandığı için sadece “Kadeş-Tehlike-Çabuk” mesajını iletebilmiştir.&lt;br /&gt;    Ramses de bu mesajla Kadeş’e doğru harekete geçmiştir. Amacı Humus’un güneybatısında, Asi ırmağı kıyısında bulunan Kadeş’i ele geçirmektir. Bu amaçla emrindeki 4 tümen ve yardımcı kuvvetlerle bugünkü Suriye’de çeşitli kaleleri ele geçirir, oradan da Kadeş’e yönelir. Buna karşılık da Hititlerin imparatoru Muvatallis Kendisine bağlı devletlerden büyük bir birlik oluşturur. Tabii bu arda Hititliler arasında da çeşitli entrikalar ve iktidar savaşları olmaktadır. Hitit İmparatoru Muvatallis, oğlu Urhi-Teşhup’a orduyu eğitme görevi vermiştir fakat ona güvenmemektedir. Bu nedenle asıl savaş planını oğluna açıklamamış, yerine onun kardeşi iyi bir diplomat olan Hattuşil ile ortaklaşa bir plan geliştirmiştir. Muvatallis, bu savaşın kendi imparatorluğunu sağlamlaştırmak ve Hititlilerin yayılmacı politikasına ters düşmediğini göstermek ister. Oğlu Urhi-Teşhup da savaşın başarısına sahip çıkarak iyi bir komutan olduğunu kanıtlayıp babasının tahtına geçmeyi planlamaktadır.&lt;br /&gt;    Muvatallis, kendi birliklerini ve bağlı devletlerden oluşturduğu birliği kentin arkasındaki tepeye saklar; fakat ordunun daha kuzeyde Halep’te olduğu yönünde yanıltıcı haberler yayar. Ramses’in Kadeş yakınlarına geldiğinde çıkardığı bir keşif kolu, köylü kılığında iki Hititli öncü askeri yakalayıp getirir. Bu askerlerin söylediklerine kanarak Asi ırmağı vadisi boyunca dar bir yürüyüş kolu halinde ilerlemeye başlayan Ramses ve ordusu tepenin ardından çıkan Hititlilerle karşılaşınca şaşkına döner. Hititliler ırmağı geçerek Mısırlıların 2 nci Tümenini bozguna uğratır ve Mısır kampına doğru hücuma başlarlar. Ardından 1 nci Tümeni de dağılan Ramses, Hititlilere arkadan saldıran yardımcı kuvveti, aslanı, ve kendisinde bulunduğu iddia edilen güneşin gücüyle Hititlileri ırmağın kıyısına kadar itmeyi, böylece savaş alanını elinde tutmayı başarmıştır. Hatta Hititliler bir süre sonra Kadeş kalesine sığınmak zorunda kalırlar. Ramses kaleyi kuşatır, fakat ele geçiremez. Muvatallis, savaşın galibi olarak Ramses’i gösteren ve kendisini yenilmiş ilan eden resmi bir belgeyi Ramses’e vererek kuşatmayı kaldırmasını ister. Ramses bunu kabul eder, fakat bu kararında esas etken, Hititlilerin elinde esir bulunan yakın arkadaşı Aşa’dır. Böylece Ramses, Aşa’yı kurtarır ve arkadaşlığa verdiği önemi kanıtlar.&lt;br /&gt;    Daha sonra ülkesine dönen Ramses, muzaffer bir komutan ve güçlü bir firavun olarak ülkesinde coşkuyla karşılanır. Burada ağabeyi Şenar, yaptığı kötülükler ve işlediği suçlardan dolayı Maat yasasına uygun olarak tutuklanır, fakat ellerinden kaçar. Casus Ofir de ülkeden kaçar. Ofir’in etkisinde kalan Musa, Ramses’in kızkardeşinin kocasını öldürdükten sonra ülkeden kaçar ve Yahudileri biraraya getirmeye çalışır. Yavaş yavaş tektanrıcı anlayış içinde Tanrı’ya yönelmiş, peygamberliğini ilan ederek firavuna karşı çıkmaya hazırlanmaktadır. Bu arada casus Raya, bir kaza sonucu ölür. Dolant ise, Ofir’in öldürdüğü kişiler hakkında bilgi sahibi olduğundan, Ramses’in gazabından kurtulmak için geride ipucu kalmaması amacıyla Ofir ile birlikte kaçar.&lt;br /&gt;    Firavun II. Ramses’in ülkesi ve firavunluğu o anda tehlikeden arınmış görünmektedir, fakat tehlikeler tamamen yokolmamıştır. Ramses’in bütün düşmanları, ona ve Mısır topraklarına karşı tekrardan güçbirliği yapıp saldırmak için uygun zamanı beklemektedirler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-4368912406391800339?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/4368912406391800339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/4368912406391800339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/09/ramses-kade-sava.html' title='Ramses, Kadeş Savaşı'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-7088468654215976521</id><published>2007-09-03T09:34:00.000-07:00</published><updated>2007-09-03T09:40:32.504-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pozitif Yaşama On Adım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='WINDY DRYDEN'/><title type='text'>POZİTİF YAŞAMA ON ADIM</title><content type='html'>KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;BİRİNCİ ADIM : KİŞİSEL SORUMLULUK ÜSTLENİN&lt;br /&gt;Kişisel sorumluluk kavramı, akıl sağlığının çok önemli bir parçasıdır. İnsan, kendi etki alanındaki konulardan sorumludur. Etkileyebildiğiniz başlıca alanlar, bir birey olarak size ait olanlardır; düşünceleriniz, duygularınız, verdiğiniz kararlar ve davranış biçiminiz. Hareketlerinizin olası sonuçları üzerinde de biraz olsun etkiniz vardır.&lt;br /&gt;Düşüncelerinizin, duygularınızın, kararlarınızın, hareketlerinizin ve bu hareketlerin olası sonuçlarının sorumluluğunu üzerinize almanız çok önemlidir. Kişisel sorumluluk üstlenmezseniz, değiştirebileceğiniz bir şeyi değiştirmek için uğraşmaz; bunun yerine, düşünme, hissetme, hareket etme biçiminiz ve aldığınız kararlar için başka insanları ya da yaşamdaki olayları suçlamaya eğilim gösterirsiniz. Aslında sizin sorumlu olduğunuz şeyler için başkalarını ve dış olayları suçlamak, zihinsel sağlığın kötülüğünün işaretidir. Bunu yaptığınızda, kendinizi kurban olarak görme eğiliminde olur ve yaşama aciz bir bakış geliştirirsiniz. Kişisel sorumluluk almayı reddetmeniz, kendi hayatınızın denetimini de ele almayı reddetmeniz demektir. Böylece başkalarından sizi kurtarmalarını bekler ve onlara aşırı muhtaç hale gelirsiniz. Bir kurban olarak, yazgınız ve başkalarının size nasıl haksız davrandığı hakkında acı şikayetlerde bulunmaya yönelirsiniz.&lt;br /&gt;Sizin etki alanınız içindekilerin sorumluluğunu alın. Düşünceleriniz, duygularınız ve hareketlerinizin sorumluluğunu almak, kendi sonunu hazırlayan duygu ve davranışlarla bağlantılı olan, sağlıksız düşünce biçiminizi değiştirmek için sizi yüreklendirecektir.&lt;br /&gt;İKİNCİ ADIM : EMİR VERİCİ OLMAYAN ESNEK BİR FELSEFE BENİMSEYİN&lt;br /&gt;Eğer zihinsel açıdan sağlıklı olmak istiyorsanız, böyle olmanızı sağlayacak bir dizi inanç ve tavır geliştirmeniz önemlidir. Bana göre, zihinsel olarak sağlıklı bir felsefenin en önemli özelliği esnekliğidir.&lt;br /&gt;Eğer insanlar dogmatik olmayan esnek tercihlerine sımsıkı tutunurlarsa, istediklerini alamadıklarında olumsuz duygular yaşarlar. Fakat bu olumsuz duygular, onların duruma uyum sağlamalarına yardımcı olur ve onları, durumu değiştirmeye çalışmak için yapıcı eylemlerde bulunmaya yüreklendirir.&lt;br /&gt;Bir insan olarak, hayatınızı bir dizi isteğe göre yaşarsınız. Bazı şeylerin olmasını ister, diğerlerinin olmamasını yeğlersiniz. Kendiniz için bazı tercihleriniz vardır. Diğer insanlardan bazı şeyler istersiniz ve içinde yaşadığınız dünyayla bağlantılı, sağlıklı bir dizi istek ve dileğe sahipsinizdir. Esnek, emir verici olmayan tercihlerinizle kaldığınız sürece, istediğinizi elde etmeseniz de duygusal olarak sağlıklı olursunuz. Bazı olumsuz duygular, isteklerinizin karşılanmadığı durumlara verdiğiniz sağlıklı tepkilerdir. Bu, emir verici olmayan, esnek tercihler dizisi, dilekler ve istekler, değiştirebileceğinizi değiştirmenize ve hayatınızın değiştiremediğiniz yanlarına, kendinizi duygusal rahatsızlığa düşürmeden, yapıcı biçimde uyum sağlamanıza yardımcı olur. Bu istekler aynı zamanda sizi, arzularınızı karşılamaya yönelik, yapıcı bir eylemde bulunmaya yüreklendirir. O yüzden, bu, emir verici olmayan, esnek istek ve tercih felsefeleri, kişisel mutluluğu elde etmeye çalışmak için size cesaret verir.&lt;br /&gt;Fakat isteklerinizi kesin zorunluluklarla, gerekliliklere dönüştürdüğünüzde, iki şey olur. Birincisi, istediğinizi almadığınızda duygusal rahatsızlık yaşama olasılığınızı ve istediğinizi alırsanız da, duygusal rahatsızlığa karşı savunmasızlığınızı artırmış olursunuz. İkincisi, dogmatik istekler geliştirdiğinizde, hayatta istediğinizi elde etme şansınızı azaltan biçimde davranırsınız. Endişe, büyük ölçüde dogmatik zorunluluklardan ileri gelir ve endişeliyken olumlu biçimde hareket etmeniz olası değildir.&lt;br /&gt;Farklı insanlar farklı arzulara sahiptir. Örneğin, sevgi ve onaylanma ya da hayatta bir iz bırakma yüksek bir yere erişme isteğiniz olabilir. Yetki sahibi olmayı ya da dünyada adaletin olmasını arzulayabilirsiniz. Bütün bu istekler, ardlarına AMA sözcüğü koyduğunuz sürece sağlıklıdır. Öyleyse, eğer sevilmek istiyorsanız, “ Özel biri tarafından sevilmek istiyorum, AMA bu sevgiye sahip olmak zorunda değilim” demeniz sağlıklıdır. Eğer adalet istiyorsanız, “Dünyada bana adil davranılmasını istiyorum ve bunu oluşturmak için çalışacağım AMA dünyanın adalet kurallarına göre işlemesini sağlayan kesin kanun yok” inanışına sahip olmanız sağlıklıdır. AMA’yı isteklerinizden çıkardığınız an, esnek arzularınızı, sert ve emir verici zorunluluklar haline getirdiğiniz andır. Bu boyun eğmez, sert felsefe, duygusal rahatsızlığın merkezindedir ve sizi, sahip olmanız gerektiğine inandırdığınız şeye sahip olsanız bile bu rahatsızlığa karşı savunmasız hale getirir.&lt;br /&gt;Bu nedenle, eğer zihinsel yönden sağlıklı olmak istiyorsanız, isteklerinizi tanımanız, onlara ulaşmak için çabalamanız ve bu isteklerin peşindeyken size engel olan durumlardan kurtulmak için problemleri çözmeniz önemlidir. Üstelik bu istekleri, katı, esnek olmayan emir ve zorunluluklara dönüştürmekten kaçınırsanız, zihinsel yönden sağlıklı kalırsınız. Ancak eğer bunda ısrar ederseniz, her zaman kötü akıl sağlığının insafına kalırsınız.&lt;br /&gt;Katı ve emir verici felsefelerinizin mantıksız olmasının üç ana nedeni vardır. İlki, istediğinizi almanız gerektiğinde ısrar ettiğiniz sürece sonuç alırsınız. İkincisi, katı zorunluluklar gerçekle bağdaşmaz. Aslında evrende, istediğinizi elde etmeniz gerektiğini söyleyen bir kanun olsaydı, dünya bu kanuna göre işlemek ve ne olursa olsun size istediğinizi vermek zorunda kalacaktı. Böyle bir kanunun yokluğu apaçık olduğundan, emir verici zorunluluklar dünyanın haliyle uyuşmadıkları için mantıksızdır. Üçüncüsü, emir ve zorunluluklarınız sağlıklı tercihinizin sonucu değildir. Örneğin ; hemen şimdi kucağınıza bin pound düşmesini istiyorsunuz. Ama kucağınıza bin pound düşmesini istemenizden, bunun mutlaka olması gerektiği sonucunu mantıksal olarak çıkarabilir misiniz ? Belli ki hayır ! Bu nedenle; zorunluluklar, tercihlerinizin mantıksal sonuçları olmadıkları için usa aykırıdırlar.&lt;br /&gt;ÜÇÜNCÜ ADIM : GERÇEĞİ KABULLENİN&lt;br /&gt;Zihinsel açıdan sağlıklı olmaya çalışırken, gerçeğe karşı kabullenici bir tutum geliştirmeniz çok önemlidir. Gerçeği kabullenmek, gerçeğe boyun eğmek demek değildir. Boyun eğme, var olanı değiştirmek için yapabileceğiniz hiçbir şey olmadığı veya çok az şey olduğu anlamına gelir. Bu yüzden eğer kendinizi bir duruma boyun eğmiş hissediyorsanız, onu değiştirmek için çaba harcamazsınız ve sonuç olarak durum değişmez.&lt;br /&gt;Gerçeği kabullenmek üç ana adımı içerir :&lt;br /&gt;a. Durumun varolduğunu ve varolması için bütün koşulların yerinde olduğunu kabul edersiniz;&lt;br /&gt;b. Varolan durumun isteklerinize karşı olduğunu ve bundan etkin biçimde hoşlanmadığınızı kabul ederseniz;&lt;br /&gt;c. Denemek ve durumu değiştirmek için yapıcı eylemde bulunup bulunmamaya karar verirsiniz.&lt;br /&gt;Eğer durumu değiştirme denemeleriniz başarısız olursa, bu gerçeği kabullenmek, durumu değiştirme çabalarınızın başarısızlığa uğradığını ve bunun da şansızlık olduğunu kabul etmeniz anlamına gelir.&lt;br /&gt;İnsan olmak, çok sayıda isteğe sahip olmanız anlamına gelir. Arzularınızdan bazıları hafif, bazıları ılımlı ve bazıları da güçlü olur. Pratik olarak, isteğiniz ne kadar güçlenirse, bunun gerçekleşmesi engellendiği zaman yaşayacağınız olumsuz duygular da o kadar fazla olur. Genellikle, güçlü arzularınız gerçekleşmediğinde, yukarıdaki üç adımı izlemeyi güç, “kötüleştirme” denen bir işleme girişmeyi kolay bulursunuz.&lt;br /&gt;Kötüleştirme felsefesi şu adımları içerir. Birincisi, mantıklı olarak, arzularınızı gerçekleştirememiş olmanızın kötü olduğu sonucuna varırsınız. İkincisi, sağlıksız bir biçimde, bu durumun kesinlikle varolmaması gerektiğine inanırsınız. Üçüncüsü, aslında kesinlikle olmaması gereken bir şey olduğu için, bunun yalnızca kötü değil %100’den de kötü olduğu sonucuna varırsınız. Bu tam anlamıyla dehşet vericidir, korkunçtur ve dünyanın sonudur.&lt;br /&gt;Bu kötüleştirme felsefesi, gerçekte fena halde abartılmış bir olumsuz değerlendirmedir. Kötüleştirme felsefesine bağlı kaldığınızda, o anda hiçbir şeyin daha kötü olamayacağına inanırsınız.&lt;br /&gt;Kötüleştirme felsefenizi değiştirmek için, bu felsefeyi oluşturan kanılara savaş açmanız gerekir. Her şeyden önce, kendinize, bu olumsuz olayın kesinlikle varolmaması gerektiği inancınızdan yana kanıt bulunup bulunmadığını sormalısınız. Eğer, bir şey var ise, ne yazık ki, bunun varolması için gereken bütün koşulların da varolduğunu kabul etmelisiniz. Kesinlikle varolmaması gerektiğinde direniyorsanız, gerçeği kabullenmeyi başaramıyorsunuz demektir. Siz aslında gerçeğin kesinlikle gerçek olmaması gerektiğine, varolanın kesinlikle varolmaması gerektiğinde diretmektesiniz. Bu, iki kısım hidrojenin bir kısım oksijenle karıştırıldığında kesinlikle su oluşturulmaması gerektiğinde ısrar etmek gibidir. İki hidrojen ve bir oksijenin su oluşturmamasında ısrar etmenin, bu koşullarda suyun meydana gelmesi üzerinde hiçbir etkisi yoktur.&lt;br /&gt;Trajedilerin olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Haksızlığın da varolduğu bir dünyada yaşadığımızı hatırlatayım. Haksız davranılmayı ne kadar hak etmeseniz de bu, haksızlığa karşı bağışıklığınız olduğu anlamına gelmez. Haksızlık gerçeğini kabullenmek, şu adımları atmanızı gerektirir. İlk olarak, haksız bir şekilde davranılmayı hak etmediğiniz için, böyle bir haksızlığın varolmaması gerektiği ısrarınızdan vazgeçmenizi gerektirir. İkincisi, ne yazık ki, haksızlığa yol açan koşulların o anda gerçekten varolduğunu ve deneyimsel anlamda, tıpkı iki hidrojenle bir oksijenin su oluşturması gibi, varolmak zorunda olduğunu kabul etmenizi gerektirir. Üçüncüsü, haksızlığı, yüzde 95 ya da yukarısına ulaştığınızda, bunun kol ve bacaklarınızın kesilmesi gibi trajedilere eşdeğer olduğuna dikkat ederek, gerçekçi bir kötülük ölçüsüne göre derecelendirmenizi gerektirir. Dördüncüsü, haksız durumu, elinizden gelirse değiştirmeye çalışmanızı ya da değiştiremiyorsanız, ondan hoşlanmasanız da incelikle kabullenmenizi gerektirir.&lt;br /&gt;Yaşamdaki olayların açıkça belirlenmiş olmasını yeğleyebilirsiniz. Öyleyse, olayları siyah ya da beyaz diye iki kategoriye sokmaktan hoşlanan türde birisiniz demektir. Ne yazık ki dünya ve yaşam koşulları bundan çok daha az belirlidir. Yaşam deneyimlerinin karışık niteliği yalnızca iki ayrı kategoriye uyduramazsınız. Bunu yapmayı denerseniz, ne yazık ki zarar gören kendiniz olursunuz. Yalnızca siz öyle olmasını istediğiniz için dünya belirli hale gelemez.&lt;br /&gt;Bağlı kalabileceğiniz ve sizi duygusal rahatsızlığa götüren, başka bir kabule yanaşmayan tavır, haklı olma isteğidir. Böyle bir inanca sahipseniz, bir şeyi yapmanın tek bir doğru yolu, bağlı kalınacak tek bir doğru tutum ya da olaylara bakmanın tek bir uygun biçimi olduğunu ve diğer insanların sizin görüşünü paylaşmak zorunda olduğunu düşünebilirsiniz.&lt;br /&gt;Bu tutum diğer insanlarla aranızda sık sık büyük zorluklara neden olacaktır. Bu, diğer insanların sizinle aynı fikirde olmayışını çekilmez bulduğunuz, bir konu hakkında farklı ve aynı derecede geçerli düşünceler olabileceğini kabul edemediğiniz içindir. Bu dogmatik tutum, fanatisizmin ve terörizmin kökündedir.&lt;br /&gt;Gerçekte yaşam, böyle açıkça belirli, doğru-yanlış kategorilerine ayrılmaz. Kısacası evrende çoğulculuk vardır ve çaba alanlarının çoğunda, herkesçe kabul edilmiş görüşler bulunmadığı açıktır. Çoğulculuk gerçeğini kabullenmek için, sizin, doğru saydığınız özel bir görüşünüz olduğunu, fakat başka insanların, savunmaya hakları olduğu farklı görüşleri bulunduğunu onaylamanız gerekir.&lt;br /&gt;DÖRDÜNCÜ ADIM : YENİLGİYE KATLANMA FELSEFESİ GELİŞTİRİN&lt;br /&gt;İnsanlar için en zor şeylerden birisi, kısa süreli rahatsızlıklara katlanarak uzun vadeli amaçları doğrultusunda çalışma zorunluluğudur. Anlık zevk ya da rahatlıktan vazgeçmeyi, böyle yapmak hayatlarımızı zenginleştirip daha değerli kılacakken, neden bu kadar zor buluruz ? Başlıca neden, sık sık, yenilgiye tahammülü az bir felsefeye göre hareket etmemizdir. Eğer yenilgiye tahammülünüz azsa :&lt;br /&gt;- Sık sık işlerinizi erteleyebilir,&lt;br /&gt;- Disiplinsiz bir yaşam tarzı sürdürebilir,&lt;br /&gt;- Çoğu kez, sürdürmekten en çok zevk alacağınız işlerde azimli davranmayı başaramayabilir,&lt;br /&gt;- Bu sıkıntılarla uğraşmanın yaşama becerinizi artırdığı gerçeğine karşın, yaşamdaki kavgalardan sakınmak için çaba harcayabilirsiniz.&lt;br /&gt;Eğer rahatlık tuzağına yakalandıysanız, yenilgiye tahammülü az bir felsefeye sahip olduğunuzdan kuşkunuz kalmasın. Kendi sonunu hazırlayan bu felsefeye bağlı kalındığınızda savunacağınız başlıca inançlar şunlardır :&lt;br /&gt;- “Yenilgiye Uğramamalıyım”&lt;br /&gt;- “Şu Anda Rahat Olmayalım”&lt;br /&gt;- “Olumsuz Duygular Yaşamamalıyım”&lt;br /&gt;- “İyi hisler Duymalıyım&lt;br /&gt;Duymazsam, bu dehşet verici olur ve sürekli mutlu, neşeli, zevk içinde olmazsam yaşam dayanılmaz olur.”&lt;br /&gt;İyi duygular tatmanız gerektiğine inanmanızın sonucu olarak, daha tehlikesiz bir yaşam tarzı geliştirebilirsiniz. Başka bir deyişle, sürekli olarak ve kolayca sıkılabilirsiniz. Sadece iyi duygular yaşamanız gerektiğinde diretirseniz, zevkli etkinliklerin bile olumsuz yönleri üzerinde yoğunlaşırsınız.&lt;br /&gt;Eğer yukarda sözü edilen dört inançtan birine sahipseniz, kolayca, işlerinizi ertelemeye eğilim göstereceğiniz açıktır. İşleri ertelemek, tam tamına, bugün yapmanız akıllıca olacağı bir şeyi yarına kadar geciktirmek anlamına gelir. Eğer işleri ertelerseniz, kolaylıkla, bugün yapmanız gereken işe başlamamak için iyi nedenler uydurursunuz.&lt;br /&gt;Yenilgiye Katlanmak Düzeyinizi Yükseltin&lt;br /&gt;Yenilgiye tahammülü olan bir felsefe geliştirmenin en önemli yanı, yenilgiye katlanamama felsefesinden meydana gelen fikirlere savaş açmanızdır. Bunu yapmanız için, ne zaman yenilgiden kaçındığınızın ya da o anda iyi hissetmek için kendi sonunu getiren etkinliklerle meşgul olduğunuzun farkına varmanız gerekir.&lt;br /&gt;“Buna Dayanamam” Felsefesine Savaş Açmak&lt;br /&gt;Üzerinde yoğunlaşmanız ve değiştirmeniz gereken ikinci esas düşünce, yenilginin rahatsızlığın, olumsuz duyguların dayanılmaz olduğu ve kesinkes bunlara katlanamayacağımız düşüncesidir. “Buna dayanamam” felsefesi iki anlama gelir. Birincisi, yenilgiyi tattığınızda tam anlamıyla düşüp öleceksiniz demektir. İkincisi, yenilginin varolmasına izin verilir, bu derhal yok edilmezse; hayatınızın geri kalanında bir daha asla mutluluğu yaşayamayacağınız anlamına gelir.&lt;br /&gt;“Buna dayanamam” felsefesi hakkında da, kendinize aynı üç soruyu sormanız gerekir. Birincisi, yenilgiye katlanamayacağınıza inanmak, daha verimli yaşamanıza mı yardımcı olacak, yoksa sizi baltalayacak mı ? İkinci olarak, evrende yenilgiye dayanamayacağınızı söyleyen bir yasa var mıdır ? Eğer varsa, yenilgiye hiçbir koşulda, bu sevdiğiniz birinin hayatını kurtarmak anlamına bile gelse, katlanamazsınız. Böyle düşünüldüğünde, yenilgiye dayanamayacağınız düşüncesinin tam anlamıyla saçmalık olduğunu görebilirsiniz.&lt;br /&gt;“Buna dayanamıyorum” felsefenizi, “Bundan hoşlanmıyorum ama dayanabilirim” diyen bir felsefeye dönüştürmek için, yenilgiye tahammülsüz düşüncelere tekrar tekrar meydan okumalı ve bunlar sizin için adet haline gelene dek, yenilgiye tahammülü olan düşünceler göre hareket etmelisiniz.&lt;br /&gt;Yenilgiye tahammülü yüksek bir felsefe geliştirmek, akıl sağlığı psikolojisinin en önemli ve ne üzücüdür ki; en çok ihmal edilen konularından biridir.&lt;br /&gt;5.    BEŞİNCİ ADIM : KENDİNİZE KARŞI SAĞLIKLI BİR TAVIR GELİŞTİRİN&lt;br /&gt;Kendinize karşı akıl yönünden sağlıklı bir tavır oluşturacak maddeler aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir.&lt;br /&gt;Kendini Kabul Etme&lt;br /&gt;İlk ve önemlisi, kendini kabul eden bir tavır geliştirmenizdir. Kendini beğenme felsefesini benimsemeyiniz. Kendinizi beğenmeniz aslında kendinize evrensel bir derece vermeniz anlamına gelir. Sizin zahmete değer biri olmanız için sizin hakkınızdaki her şeyin de öyle olması gerekirdi. Bu olanaksızdır. Çünkü hata yapmak insanoğlunun özünde vardır, bu da hata yapabildiğimiz ve yaptığımız anlamına gelir. İyinin, kötünün, nötrün karmaşık bir bileşimi olduğumuz bir gerçektir.&lt;br /&gt;Daha gerçekçi olan düşünce, kendinize evrensel bir derece vermekten ne olursa olsun kaçınmaktır. Bu noktada, insan olarak, tek bir dereceyle değerlendirilmeyecek kadar karmaşık olduğunuzu ve böyle yaparsanız aşırı genelleme yapmış, kendinize haksız bir etiket yapıştırmış olacağınızı görürsünüz. Bunun yerine, kendinizi karmaşık iyi, kötü ve nötr niteliklere sahip, hata yapabilen bir insan olarak kabul edersiniz. Böyle yapmak, iyi niteliklerinizi en üst düzeye çıkarmaya, olumsuz niteliklerinizi ise, asla tamamen yok edemeseniz de en aza indirgemeye çabalamanıza yardımcı olur.&lt;br /&gt;Kişiliğinizi Yüceltin&lt;br /&gt;İnsan olmanın bir parçası da eşsiz bir birey olduğunuzu kabul etmeyi gerektirir. Sizinki gibi bir, özellikler, yetenekler, güçler ve zayıflıklar bileşimine sahip biri, bir daha asla varolmayacaktır.&lt;br /&gt;Bütün bunları göz önüne alarak, kişiliğinizi yüceltmekle, kendinize bir ucube, garip bir adam gözüyle bakmak arasında seçim yapabilirsiniz. Daha sağlıklı, gerçekle daha bağdaşır olduğu ve yaşama daha mantıklı ve gerçekçi bir yaklaşımı temsil ettiği için, ilkini yeğlemelisiniz. “Öyleyse sizi, eşsiz bir birey olmanın sayısız yönünü dikkate almaya ve kendi kişiliğinizi yüceltmeye çağırıyorum.”&lt;br /&gt;Kişisel özelliklerinizin eşsiz toplamını da yüceltin. Kişiliğinizin niteliklerini bilip anlayın ve bu nitelikleri dışa vurabileceğiniz ortamları arayıp bulun, böyle yapmak kendinize zarar vermedikçe, niteliklerinizin dışavurumunu kısıtlayan ortamlardan kaçının.&lt;br /&gt;Kişisel Çıkarların Açıklığa Kavuşturulduğu Bir Felsefe Geliştirin&lt;br /&gt;Kişisel çıkarların açıklığa kavuşturulduğu bir felsefeyle, esas olarak kendi çıkarlarınızı gözetmeniz, bunu yaparken de, başkalarıyla ilişki kurduğunuzda, onlara verdiğiniz sözlere saygı göstermenizin ve onların çıkarlarını da aklınızda bulundurmanızın önemini kavramanız kastedilmektedir. Açıklığa kavuşturulmuş çıkarla, her zaman kendinizi öne çıkarıp diğerlerini geride tutmanız söz konusu değildir. Bazen diğer insanların çıkarlarını, özellikle kendi çocuklarınızınkini, sizinkilerin üzerinde tutabilirsiniz. Öyleyse, açıklığa kavuşturulmuş kişisel çıkarın özünde esneklik vardır. Temelde kendi çıkarınızı gözetirsiniz fakat, bencil, başkalarının çıkarlarına aldırmayan bir tavırla değil, esnek, farklı durumların gerektirdiklerine karşı sorumlu bir biçimde.&lt;br /&gt;Öyleyse, esas olan, akıl sağlığınızın hizmetinde, tüm sorumluluklarınızı, etkinliklerinizi dikkate almanız ve bu alanların her birine zaman ayırmak için plan yapmanızdır. Bu, elbette, verdiğiniz öncelikler hakkında iyice düşünüp, bu sorumluluklara yeterli nitelik ve nicelikte zaman ayırmanız anlamına gelir. Bunu yapmak için, duygusal açıdan sağlıklı biri olmanın başka bir işareti olan, zamanı verimli biçimde kullanma becerisine gereksinim duyarız.&lt;br /&gt;ç. Kendinize Karşı Yükümlülüklerinize Saygı Gösterin&lt;br /&gt;Başkalarını ve bazı etkinlikleri kendilerinden önde tutmayı göze alan çok sayıda insan vardır. İnsanların şöyle dediğini kaç kez duymuşsunuzdur : “Hayatımı tekrar yaşama imkanım olsaydı, şunları yapmazdım.” Bu size korkunç gelecek ama, ölüm döşeğinde yattığınızı hayal etmeniz yararlı olabilir. Orada yatarken hangi “keşke”leri söylüyor olurdunuz ? Bu etkinliklerinize öncelik tanıyın. Daha az önceliği olan maddelerin asla yapılamayabileceğini kabul edin. Fakat kendinizi değer verdiğiniz etkinliklere adamakta kararlı olun ve bu yükümlülüklere saygı gösterin.&lt;br /&gt;d. Bedeninize ve Sıhhatinize Karşı Sağlıklı Bir Tavır Geliştirin&lt;br /&gt;Bedeninize, fiziksel iyiliğinize dikkat etmeniz gerektiğini kavrayın. Fiziksel sağlığınıza bir ölçüde dikkat etmenizin önemini ve bunu yapmazsanız, fiziksel açıdan yıpranmanız sonucu akıl sağlığınızın da zarar göreceğini kavramalısınız. Burada da esnek ve ılımlı olmak önemlidir.&lt;br /&gt;e. Kendinize Bakmayı Öğrenin&lt;br /&gt;Kendinize bakmanızla, kendinize, sevdiğiniz birine davrandığınız gibi davranınız. Rahatlatıcı ya da eğitici bulduğunuz etkinlik ve çabalara düzenli olarak katılmaya gayret ediniz. Bu, düzenli biçimde masaja gitmek ya da ormanda yürüyüş yapmak olabilir. İnsanlar ilgileri ve de eğitici buldukları şeyler bakımından çok çeşitlilik gösterirler. Öyleyse, kendiniz için başkalarıyla yapabileceğiniz ya da başkalarının sizin için yapabileceği eğitici etkinlikleri bulun ve bunları düzgün bir temele oturtun. Bunun duygusal yaşamınız üzerindeki etkisi sizi şaşırtacaktır.&lt;br /&gt;f. Standartlarınıza, Değerlerinize ve Etiğinize Uyarak Yaşamaya Çalışın&lt;br /&gt;Deneyimlerime göre en mutlu insanlar, standartları, değerleri ve etikleriyle makul bir uyum içinde yaşayanlardır. Onlar, kendilerinin yaşamak isteyeceği bir dünya yaratılmasına katkıda bulunduklarını hissederler. Hem de, kendileriyle bağlı oldukları etik ve değerlere sürekli aykırı düşen başkalarının olduğundan daha barış içindedirler.&lt;br /&gt;İçten Olmaya Çalışın&lt;br /&gt;Kendinize karşı içten ve dürüst olunuz. İdealleştirilmiş fakat insanlığa yakışmayan bir imaja uygun yaşamak için boş bir çabayla, gerçek duygularınızı saklamaya çalışmayınız. Eğer kendini kabul etme felsefesine, elinizden geldiğince egemenseniz, kendinize karşı dürüst olmak, elbette çok daha kolaydır. Kendinizi olduğunuzdan başka türlü olduğunuza inandırmaya çalışmayın. Kendileriyle barışık insanlar, zayıf yanları bulunduğunu kabul eder, bunu rahat fakat kararlı bir şekilde beyan ederler. Fakat kendileriyle kavgalı insanlar, eksiklerini ve zaaflarını yadsır, başkalarına yansıtır ya da umutsuzca bunları değiştirmeye çalışırlar. Başkalarına karşı içten olmaktan duyduğunuz korkunun kökünde, tuhaf görünse de, güçlükleriniz yüzünden kendinizi kabul etme eksikliğiniz olduğunu gösterir. Bir kez kendinizi kabullendiniz mi, başkalarına karşı içten olmanız daha olasıdır.&lt;br /&gt;Duygularınız dürüstçe, fakat özen ve incelikle ifade etmelisiniz. Her yerde olduğu gibi burada da içtenliğinizin dışa vurumunda esnek olmanız gerekir.&lt;br /&gt;6.    ALTINCI ADIM : SAĞLIKLI OLUMSUZ DUYGULARI YAŞAMAKTAN KAÇINMAYIN&lt;br /&gt;Akıl yönünden sağlıklı insanların yalnızca olumlu duygular duyacağına ya da yaşamdaki olumsuz olayları sakin karşılayacağına ilişkin fikirler mevcuttur. Akıl sağlığına bu tür bir bakış hiç de gerçekçi değildir. Duygularınız ve tavırlarınız inanışlarınızdan kaynaklandığı için, eğer olumsuz bir olay hakkında olumlu duygular hissediyorsanız; bunun sebebi olay hakkında gerçekdışı bir olumlu bir tavra sahip olmanızdır.&lt;br /&gt;Sağlıklı olumsuz duyguların akıl sağlığının bir belirtisidir. Yaşamda yalnızca olumlu duygulara sahip olmanız, hayatın olumsuz olayları hakkında da olumlu hissettiğiniz anlamına gelir ve bu da çok gerçekdışı bir durumdur. Gerçekten istediğiniz bazı şeylere karşı kayıtsız kalıyorsanız, kendinizi kandırıyor ve sizin gerçekten önemli bir şeyi yadsıyorsunuzdur.&lt;br /&gt;Sağlıklı olumsuz duygular, şu felsefeden kaynaklanır :&lt;br /&gt;Esnek bir arzu felsefesi,&lt;br /&gt;Gerçeği kabullenmeyle birleşen kötüleştirme karşıtı bir felsefe,&lt;br /&gt;Yenilgiye katlanma felsefesi,&lt;br /&gt;Kendilerini ve başkalarını kabullenme felsefesi.&lt;br /&gt;Sağlıksız olumsuz duygularsa şu felsefelerden kaynaklanır :&lt;br /&gt;Katı, dogmatik bir diretme felsefesi,&lt;br /&gt;Sizi olayları abartmaya yönelten bir kötüleştirme felsefesi,&lt;br /&gt;Uzun vadeli sağlıklı hedefleriniz pahasına kısa vadeli zevkin peşine düşmenize yol açan, yenilgiye katlanamama felsefesi&lt;br /&gt;Kendinizi ve diğer insanları, kabahatler, hatalar ve zayıflıklar için yerdiğiniz, kendini ve başkalarını kötüleme felsefesi.&lt;br /&gt;Yaşamınızda olumsuz deneyimler ortaya çıktığında, cesur bir yüz takınıp olayın yalnızca iyi yönünü aramak sağlıklı bir durum değildir. Kayıtsız ve ilgisiz tavrı benimsemek de sağlıksız bir davranıştır. Tersine, yaşamınızda olumsuz bir durumla karşılaştığınızda, kaygılı, üzgün, kızgın, pişman ya ada hayal kırıklığına uğramış olmanız sağlıklıdır. Bu duyguları değiştirmeye çalışmayın. Bunları yaşamaktan kaçınmayın, çünkü bunlar sizin durumla yapıcı biçimde uğraşmanıza ve eğer yaşamınızdaki olumsuz olayları gerçekten değiştiremiyorsanız, sağlıklı bir ayarlama yapmanıza yardımcı olacaktır. Yine de telaş, bunalım, öfke, suçluluk, kırgınlık ya da kendine acıma duyarsanız, böyle duyguları destekleyen mantıksız tavırları arayıp onlara savaş açın, onları değiştirin ve yerlerine sağlıklı, olumsuz duygular yaşamak için çabalayın.&lt;br /&gt;7.    YEDİNCİ ADIM : ELEŞTİRİSEL VE YARATICI DÜŞÜNÜN&lt;br /&gt;Zihinsel yönden sağlıklı olan insanlarla ilişkilerimizde, onların eleştirisel ve yaratıcı düşünme yetenekleri dikkatimizi çeker. Böyle insanlar, kendilerine söylenen şeyleri, kendileri üzerinde iyice düşünmeden kabul etmezler. Bu, kendileri için düşünme yeteneği, reklamın gücüne ve sözde uzmanların yalanlarına karşı koymalarına olanak verir. Bu nedenle kendileri için düşünen insanlar, saf ve kolay aldanır olmamaya eğilimlidirler. Tersine, anlatılanları dikkatle dinler, karşılarındakinin gerçeklerini göz önünde tutar ve kendi yargılarını oluştururlar.&lt;br /&gt;Bilimsel Düşünün&lt;br /&gt;Bilimsel metodun edinilmesi, eleştirisel düşünme yeteneğinin çok önemli bir yönüdür. Bilimsel düşünme sağlıklı kuşkuculuğun işaretidir. Bilimsel düşündüğünüzde daha sonra onu destekleyecek ya da yalanlayacak kanıtlar arayarak sınayacağınız bir hipotez geliştirirsiniz. Bunu yapmak için nesnel olmaya ihtiyacınız vardır.&lt;br /&gt;Zehirli Pedagojinin Etkilerini En Aza İndirgeyin&lt;br /&gt;Ana babalar, öğretmenler, din adamları gibi bazı önemli kişiler tarafından size, kendiniz, başkaları ve dünya hakkında fazlaca olumsuz şeyler öğretilmesi, sizin de bunlara inanarak kendinize zarar vermeniz zehirli pedagojidir.&lt;br /&gt;Çarpık Düşüncelerinizi En Aza İndirgeyin&lt;br /&gt;İnsanlar, duygusal yönden sıkıntılı olduklarında, sık sık, kendileri, başka insanlar ve dünya hakkında düşünme biçimlerinde çarpıklıklar gösterirler. Eğer diretme, kötüleştirme, yenilgiye katlanamama, kendini ve başkalarını alçaltma felsefelerine bağlı kalırsanız, düşüncelerinizde bir çok çarpıklıklar göze çarpacaktır. Düşüncelerinizi çarpıklıklardan arındırmanın başlıca yollarından biri, düşünme biçiminizdeki örtülü kalmış “zorundayım”ları, “berbat”ları, “buna dayanamıyorum”ları, kendinizi ve başkalarını alçaltan ifadeleri tanımlayıp değiştirmektir. Eğer sağlıklı, esnek bir istek felsefesine göre hareket eder, kötüleştirme karşıtı bir tavır edinir, yenilgiye katlanma gücünüzü artırır, kendinizi ve başkalarını kabul etme görüşünden yola çıkarsanız, olaylar üzerinde açık ve doğru uzun bir yol almış olursunuz.&lt;br /&gt;ç. Düşünce Çarpıklarınızı Düzeltiniz&lt;br /&gt;Düşünce çarpıklıklarını düzeltmenin en iyi yolu, bu kitabın 2’den 5’e kadar ki adımlarında söz edilen sağlıksız olumsuz tavırlara savaş açmaktır. Bunun için önce diretmelerinizi, kötüleştirme tavırlarınızı, yenilgiye katlanamama felsefenizi, kendinizi ve başkalarını alçaltan inançlarınızı tanımlayıp bunlara meydan okuyun. O zaman, olaylara bakma biçiminizde kalan diğer düşünce çarpıklıklarını da tanımlayıp düzeltebileceğiniz gerçekçi bir duruma ulaşacaksınız.&lt;br /&gt;Sorunları Çözmeye Yönelik Bir Tavır Geliştirin&lt;br /&gt;Sorun çözme, günlük hayatımızda hem pratik, hem de duygusal problemlerle karşılaştığınızda kullandığınız, değerli ve kapsamlı bir metottur. Sorun çözmenin amacı, sizi problemlerinizin sorumluluğunu üstlenmeye ve onlarla uğraşmanın, problemlerle başa çıkmanın alternatif ve daha başarılı olması mümkün yollarını vurgulayan bir metodu geliştirmeye teşvik eder.&lt;br /&gt;Karar Verme Yeteneğinizi Geliştirin&lt;br /&gt;Bir çok insan, karar vermeyi zor bulur. Bilgisizlikten kaynaklanan karar verme zorluklarını, kararsızlık yüzünden ortaya çıkanlardan ayırmak önemlidir. Kararsızlık, şunlara inandığınızda ortaya çıkabilir :&lt;br /&gt;“Doğru kararı vereceğimden emin olmalıyım.”&lt;br /&gt;“Karar verirken rahat olmalıyım.”&lt;br /&gt;“Doğru kararı vereceğimden emin olmalıyım, yoksa bu benim aptal ve yetersiz olduğumu kanıtlar.”&lt;br /&gt;Yaratıcılığınızı Geliştirin&lt;br /&gt;Yaratıcı olmak, çeşitli düşünme denen bir yöntemi içerir. Bu, mantığı hiçe sayabilecek, saçma görünebilecek, başkalarına aptalca gelebilecek biçimlerde düşünme riskini göze almanızı zorunlu kılar. Aslında yaratıcı düşünce, sık sık, aklınızda yeni fikirlerin gelişmesine, yeni çağrışımların oluşmasına, yeni fikirlerin gelişmesine, yeni çağrışımların oluşmasına, yeni perspektiflerin doğmasına olanak tanımak için eleştirisel düşüncenin geçici olarak askıya alınmasını gerektirir.&lt;br /&gt;8. SEKİZİNCİ ADIM : SİZİ VAZGEÇİLMEZ BİÇİMDE ÇEKEN İLGİ ALANLARI GELİŞTİRİN&lt;br /&gt;Bütün insanlar gibi siz de, en çok, vazgeçilmez derecede çekici, sizin için anlamalı bir merakınızla uğraşırken mutlu olursunuz. Bu yüzden, eğer zihinsel açıdan sağlıklı olmak için çabalayacaksınız, hem size anlamlı gelen, hem de sizi vazgeçemeyeceğiniz biçimde meşgul eden bir takım ilgiler, tasarılar, etkinlikler saptamanız gereklidir. Böylece hem mutluluğa, hem de akıl sağlığına kavuşabilirsiniz.&lt;br /&gt;Sizin için neyin anlamlı olduğunu keşfedin ve önem verdiğiniz insanların ilgilerine engel olmadığı ve başkalarına zarar vermediği sürece, ne kadar özgün olsalar da, diğer insanlara ne kadar saçma görünseler de bu ilgileri sürdürün.&lt;br /&gt;İnsanlar, vazgeçilmez derecede çekici buldukları ilgi alanlarıyla aktif biçimde meşgul olduklarında daha mutlu olurlar. Bu yüzden, sizin için anlamlı olan ve sizi esaslı biçimde çeken ilgilere atılmanız önemlidir.&lt;br /&gt;Sizi vazgeçemediğiniz biçimde çeken bir uğraşı sürdürmenin tehlikelerinden biri, buna esir olmanız ya da bu konuda dogmatik davranmanızdır. İlgi duyduğunuz uğraşıya kendinizi adayın fakat esir olmayın.&lt;br /&gt;Şu anda vazgeçilmez derecede ilginizi çeken bir konu, ya da merak duyduğunuz bir konu sizin için giderek daha az vazgeçilmez oluyorsa yapmanız gereken şey, sizin için vazgeçilmez olabilecek yeni ilgi alanlarını deneyerek bulmaya çalışmanızdır.&lt;br /&gt;9. DOKUZUNCU ADIM : BAŞKALARIYLA İLİŞKİNİZİ GELİŞTİRİN&lt;br /&gt;Birçok araştırma, başkalarıyla iyi ilişkiler geliştirmenin akıl sağlığı üzerinde önemli etkileri bulunduğunu oldukça açık biçimde göstermektedir. Doğrusu, başkalarıyla kötü veya yüzeysel ilişkilere sahip, ya da aslında yaşamını başka insanlardan uzağa sürmüş birinin, zihinsel açıdan sağlıklı olacağını düşünmek zordur. Eğer zihinsel yönden sağlıklı olmak istiyorsanız, başka insanlarla ilişkilerinizi geliştirmeniz önemlidir.&lt;br /&gt;Başkalarıyla ilişkileri geliştirmede dayandırılacak başlıca temel esaslar;&lt;br /&gt;Diğer İnsanlara Karşı Bir Kabullenme Felsefesi Geliştirin&lt;br /&gt;Başkalarına Karşı Sağlıklı Bir Güven Tutumu Geliştirin&lt;br /&gt;c. Özenli İletişim Kurun&lt;br /&gt;ç. Başkalarına Verdiğiniz Sözlere Saygı Gösterin&lt;br /&gt;Toplumsal İlgiler Geliştirin&lt;br /&gt;Sağlıklı Karşılıklı Bağımlılıklar Geliştirin&lt;br /&gt;10. ONUNCU ADIM : KİŞİSEL DEĞİŞİME İLİŞKİN GERÇEKÇİ BİR GÖRÜŞ GELİŞTİRİN&lt;br /&gt;Akıl sağlığını güçlendirmenin önemli bir yönü, kişisel değişime ilişkin gerçekçi bir görüş benimsemektir. Bu son adımda, eğer gerçekçi bir değişim programına girişmek istiyorsanız, geçmeniz gereken on aşama dizisi şunlardır.&lt;br /&gt;Birinci Aşama : Bir sorununuz olduğunu itiraf edin ve kendinizi bu sorununuzla birlikte kabul edin.&lt;br /&gt;İkinci Aşama : Kesin olun.&lt;br /&gt;Üçüncü Aşama : Rahatsızlık hissinizi tanımlayın.&lt;br /&gt;ç. Dördüncü Aşama : Durumun sizi en çok rahatsız eden yönünü tanımlayın.&lt;br /&gt;d. Beşinci Aşama : Mantıksız inançlarınızı tanımlayın.&lt;br /&gt;Emir verici bir felsefe. Burada, sizin, başka insanların ve dünyanın belli bir biçimde olmaları gerektiğine inanırsınız.&lt;br /&gt;Bir kötüleştirme felsefesi. Burada, varolmaları gerektiğinde ısrar ettiğiniz koşulların gerçekleşmemesinin, berbat, korkunç ve dünyanın sonu olacağına inanırsınız.&lt;br /&gt;e. Altıncı Aşama : Mantıksız inançlarınız savaş açın.&lt;br /&gt;İnancınızın gerçeğe ne kadar uygun olduğu;&lt;br /&gt;Ne kadar mantıklı olduğu;&lt;br /&gt;Ona bağlı kalmanın olası sonuçları.&lt;br /&gt;f. Yedinci Aşama : Dördüncü aşamada yaptığınız yorumlarla ilgili çarpıklıkları düzeltin.&lt;br /&gt;g. Sekizinci Aşama : Mantıklı inançlarınızı sağlamlaştırma egzersizi yapın.&lt;br /&gt;Bir istek felsefesi,&lt;br /&gt;Kötüleştirme karşıtı bir felsefe,&lt;br /&gt;Yenilgiye tahammülü yüksek bir felsefe,&lt;br /&gt;Kendini ve başkalarını hata yapabilen insanlar olarak kabul etme felsefesi.&lt;br /&gt;h. Dokuzuncu Aşama : Diğer ilgili durumlara da yayın.&lt;br /&gt;I. Onuncu Aşama : Kazançlarınızı koruyun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-7088468654215976521?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/7088468654215976521'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/7088468654215976521'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/09/pozitif-yaama-on-adim.html' title='POZİTİF YAŞAMA ON ADIM'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-8587611951339863825</id><published>2007-09-03T09:04:00.000-07:00</published><updated>2007-09-03T09:16:55.646-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Reşat Nuri Güntekin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anadolu Notları'/><title type='text'>Anadolu Notları</title><content type='html'>KİTABIN YAZARI REŞAT NURİ GÜNTEKİN&lt;br /&gt;YAYINEVİ İNKİLAP VE AKA KİTAPEVLERİ&lt;br /&gt;BASIM YILI 08.01.1984&lt;br /&gt;SAYFA SAYISI 287&lt;br /&gt;1. KİTABIN KONUSU : Bir Anadolu gezisindeki yaşanan olaylar.&lt;br /&gt;2. KİTABIN ÖZETİ : Kitap birçok kısa notlardan oluştuğu için içinde birçok olaylar vardır. Bunlardan birkaçını sizlere anlatmak ve özetlemek istiyorum. “Trende��? adlı notunda trene bindiği andaki hissettiklerini yazıyor. Trende en büyük zevk vagonda bir yolcunun olmamasıdır. Bu yüzden her duruşta gelen yolcuya ! “Burada biri var. Kantine gitti. Şimdi gelir��? diyerek onun gitmesini bekliyordu. Bazen de uğurlamaya gelenleri yanına oturtturmak ve tren hareket edinceye kadar bekleyip daha sonra salıvermektir.&lt;br /&gt;Yazarın kullandığı en büyük taktik hasta numarasıdır. Yüzüne bir tülbent bağlayıp, parmağıyla gözünün etrafına bir parça sigara külü bulaştırıvermiş. Daha olmazsa “vallahi bilmem birader, bizim dayı yılancıktan öldü. Bize de mi geçti nedir ?��? diye konuşuverir. Herifi koydunsa bul….&lt;br /&gt;Şoför notunda da kamyoncunun bir yol boyunca karşılaştığı tuhaf olayları anlatmaktadır. Yazarın en ilgisini çektiği olay yolda süregelen tel olayıdır. Her arabada tel vardır fakat yolda aracı bozulduğunda araç durup beklerken, yayına gelen kamyoncu ona tereddüt etmeden telini verir. Az ileride kendi aracıda bozulduğunda teli verdiğine pişman olur. Yazarın titiz ve seçici olması yazdığı notlardan da belli oluyor. Yatak çarşafları adlı notunda yazar, yatak çarşaflarına dikkat ediyor. Hiçbir zaman kendi gözüyle görmediği çarşaf değişimi için görevliye başvurur ve bizzat değiştirir. Ama bu onun için yine yeterli değildir. İçinde “ya diğer yataktan çıkartıp getirmişse��? diye bir ukte kalmıştır.&lt;br /&gt;Su onun için en önemli varlıktır. Yanında ihtiyatte mutlak bir su bulunmaktadır. Su bulunmazsa gidip maden suyu alıp onunla idare edermiş.&lt;br /&gt;“Yolda Hastalık��? notunda ise, geçirdiği hastalığı kendi kendine geçirmeye çalışıyor. Bilgili olmasına rağmen rezil olmamak için otele çekilip terlemek suretiyle hastalığından kurtulmaya çalışmaktadır.&lt;br /&gt;Tulüyat Tiyatrolarda yazarın kitabında 3 bölümde yer almaktadır. Onun için tiyatronun kültür ve gelişme bakımından önemi büyüktür. Fakat, köylere gelen tiyatrocular ve özellikle bayanların giyiniş tarzı köylü erkekleri kışkırtıyor ve köyle fitne yarattığı için genellikle tiyatrocular kovuluyordu. Onun için otelde yalnız olarak yatmak huzur ve güvence vermektedir. Fakat, son anda gelen davetsiz misafir onun rahatını bozar ve hiç tanımadığı kişiyle yatmanın verdiği tedirginlik onu rahatsız etmektedir.Fare adlı notunda da paranın ne denli önemli olduğunu ve onun için şantaj bile yapıldığını belirtmektedir.&lt;br /&gt;Son notu olan “Bir dost Tenkidine Cevap��? adlı notunda da dostunun birinci kitaptaki eleştirilerine cevap veriyorlardı. Dostu, ona bu hatıra türü notlarını roman metoduna kaçmış olduğunu belirtmiştir.&lt;br /&gt;3. KİTABIN ANA FİKRİ : Kısa olaylardan oluşan bu kitap ; Anadolu güzellilerini, yöre halkının yaşam tarzlarını anlatmakta ve “Çok gezen çok bilir��? atasözünü doğrulamaktadır.&lt;br /&gt;4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ : Kitaptaki olaylar, gerçekçi ve mantiki bir tarzdadır. Olaylarda savunulan bir taraf yoktur.&lt;br /&gt;Yazar olayları kendi çıkarları doğrultusunda yazmış ve kimi zaman kendinin olaylarını, hastalıklarını ön planda tutmuş ve tasvirden kaçınmıştır. Roman tarzı yazmasını da kısa notlarda açıkça belli eder.&lt;br /&gt;Köylüler, uyanık ve akıllı olduklarını tasvir etmiş ve göründüğü olmalarına rağmen bir takım hırslar-para gibi –onların şantaj yapmaya kadar götürmüştür.&lt;br /&gt;Kamyoncular, birlik ve beraberliğe düşkün insanlar olarak tanınmış ve kendi eksikliğini düşünmeden ve görmeden başkalarına yardım etmeyi kendilerine bir borç bilmiştir.&lt;br /&gt;Ayrıyeten birtakım kişilerin hala hurafelerden kurtulamadığı ve bu inançlarına devam ettiklerini görmekteyiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-8587611951339863825?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/8587611951339863825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/8587611951339863825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/09/anadolu-notlar.html' title='Anadolu Notları'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-5182260174547622101</id><published>2007-09-03T08:50:00.000-07:00</published><updated>2007-09-03T09:20:24.237-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Damga'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Reşat Nuri Güntekin'/><title type='text'>Damga</title><content type='html'>&lt;span style="color:#9999ff;"&gt;KİTABIN ADI : DAMGA&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI :REŞAT NURİ GÜNTEKİN&lt;br /&gt;YAYIN EVİ :İNKILAP VE AKA&lt;br /&gt;BASIMEVİ BASIM YILI :10.BASKI-1995&lt;br /&gt;KİTABIN KONUSU:Aşık olan bir delikanlının sevdiği kız uğruna hayatı boyunca hırsız damgasına vurulması ve bundan dolayı gelişen olayları anlatır.&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ:İffet hep abisinden farklı olmak ister.Bunu ilk anlayan Mahmut Efendi İffet’I hep Muzaffer’den ayrı sever.İffet , Kamiyap Kalfa sayesinde haftada iki gün Paşa babasından habersiz mahalle okuluna gider,oradaki çocuklarla arkadaşlık eder. Yazları ise Karamürsel’de Damlacık Çiftliğinde oturan Hatice halasında geçirir.Burada geçirdiği iki ay onun için çok farklıdır.Özellikle halasının anlattığı hayaletli değirmen öyküsünden çok etkilenir.Bu hikayede; “birbirini çok seven Fatma ve İsmail,İsmail’inaskere gitmesiyle ayrılırlar.Fatma İsmail’I iki yıl bekler ama çevresi ndekiler İ smail’in Yemen’e gittiğini ve oraya gidenin yaşama ihtimalinin çok az olduğunu söyleyerek Fatma’yı Gaffar Ağa’ya verirler.A radan zaman geçtikten sonra İsmail Yemen ‘de n döner ve Fatma ‘nın evlendiğini öğrenir. Yalnız ikisi de hala birbirlerini çok sever.Bunun üzerine geceleri değirmende buluşmaya başlarlar.Birgün basılmak üzereyken İsmail ,Fatma’nın namusunu kurtarmak için değirmenden kendisini soğuk sulara atar ve ceseti bile bulunamaz.��?İffet bu masaldan çok etkilenir ve bu masal ona seevilen kadın için kendini feda etmeği öğretir.İffet büyür,abisi hünkar yaveri olur ve sırma kordonlar takar.İffet’ babası idadi mektebe verir. İffet’in mektepte hürriyetçi ve meşrutiyetçi bir Celal Abisi vardır.Celal’I çok seviyor ve duygularını saklamayıp açıklıkla savunduğu için saygı duyar.Yalnız okulda ki bir öğretmeninin ihtilal ve meşrutiyetten söz etmesi üzerine tevkif edilmesi İffet’i’ okuldan ayrılmasına neden olur.Kısa bir zaman sonra Meşrutiyet ilan edilir ve İffet’in abbası Halis Paşa görevden atılır.Midilli’ye sürgün edilir.İffet’te babasıyla iki buçuk yıl Midilli’de yaşar .Babasının vefatından sonra İstanbul’a dönerve muallim olarak bir evde çalışır.Evin sessiz ve güzel hanımı olan Vedia Hanım ile arasında bir ilişki doğar.Geceleri deniz kenarında buluşurlar.İffet her gece kayıkhane harabesinde Vedia’yı bekler.Vedia onbeş yaşında ki kız çocukları gibi ihtiyatsız davranırve bir gün yakalanma ihtimali bile akıllarına gelmez .İffet Vedia’a “Damlacık��?taki su değirmeninin masalını anlatır.Bir köy delikanlısının sevdiğini ele vermemek için yaptığı fedakarlığınıbir gün kendisinin de yapabileceğini söylerdi. Bir gün yine ihtiyatsızca davranırken basılırlar ve İffet aynen değirmende ki masalda ki gibi sevdiği kadının namusunu kurtarmak için hırsız damgası yapar.Değirmendeki nasal en sonunda İffet’in başına gelir.Sevdiği kadın uğruna kendisi hayatı boyuncahırsız damgasına vurulur.Zorla haneye tecavüz ve hırsızlık suçlarından dolayı altı ay hapse mahkum olur.Celal’in sayesinde iyi bir koğuşa verilir.Bir mayıs günü Vasif Efendi ile hapisten çıkar.İffet dışarıda kendini iyi hissetmez.Ne yapacağını şaşırır.Bir kaç gün tanıdıklarında kaldıktan sonra ucuz bir oda kiralar.Hapisten çıktıktan sonra Celal ,İffet için yalnız bir arkadaş değil ,adeta bir baba olmuştur.İffet’in Hatice Halası kadar çok sevdiği bir Fahriye Yengesi vardır.Birgün Muzaffer’den yengesinin durumunun iyi olmadığını haber alır ve zorunlu olarak Fahriye Yengesi’ni görmeye gider,Fahriye Yenge onu çok iyi karşılar ve bir istekte bulunur:��?400 bin lirasını bankaya yatırmasını ister��?İffet çok şaşırır.Çünkü, kendi abisinin bile kendisine güveni kalmamıştır.İffet bu parayı çaldırma korkusuyla bankaya yatırır.Böylelikle İffet’in kendine güveni gelmeye başlar.Celal ,İffet’e iş bulur.Görüşmek iççin giden İffet ilk iş görüşmesinde büyük bir ümitsizliğe kapılır.Kendisinden istenen gümrükten ,eşya çıkarmasıydı .��?Yarın gelirim “diye mağazadan ayrılır.Ama bu olayın tesiri günlerce üstünden atamaz,namuslu bir iş bulmakta ki ümidi giderek azalır.Yaz bitiyorduve İffet hala iş bulamaz.Elinde ne varsa satar ,bazı geceler aç yatardı.Ev kirasını ödemek için en son babasının yadigarı olan altın saati bile satar. En sonunda Celal ,İffet’e Hukuk-I Milliye gazetesinde iş bulur.İffet bundan çok mutlu olur ve yorulmadan çalışmaya başlar.Çevresindekiler artık rahatsız olmaz çok kısa zaman sonra gazete bütün İffet ve arkadaşlarıTelgraf Gazetesi ‘nde çalışmaya başlar.Fakat kısa zaman sonra Telgraf gazetesinden de ayrılır,yine aç ve açıktadır.Celal geçinemeyip Konya’ya gider.İffet ayda bir Muzaffer abisinin gönderdiği parayla ev kirasını öder.Birgün sokakta yürürken Celal’e rastlar.Celal Konya’da avukatlık görevinden ayrılıp,ticarete başlar ve İffet’e de kendi şirketinde bir iş verirBundan sonra İffet’in işi şehirler arası yolculuklarda mal taşımaktır.İffet yeni yüzler ,yeni insanlar tanıdıkça hayata bağlılığı artmakta yaptığı işten memnun kalmaktadır.Yolda gördüğü insanlara yardım etmekte ve ihtiyaçlarını karşılar.Yine kötü hava şartlarında İzmir’den İstanbul’a hareket eder. Tren Afyon’da hareket edemez duruma gelir.Dışarı çıkar ve kendisinden hasta annesi için yardım isteyen Rana ‘ya yardım eder.Rana masum ve çocuksu bir kızdır.İffet Rana’dan çok hoşlanır,yalnıuz yediği damga yüzünden Rana’dan uzaklaşır.İffet uzun süre sonra Hocası Mahmut Efendi’yi görmeye gider.Mahmut Efendi’nin eşi ölmüş kendisine gelini bakar.Mahmut Efendi ile uzun uzun konuşurlar,eski hatıraları anarlar.Gece Mahmut Efendi’den ayrıldıktan sonra sokakta kavga eden bir kadın ve erkekle karşılaşır.Adam kadını hırsızlıkla suçlarve polise götürmekle tehdit eder.İffet ,bu kadını görünce Rana aklına gelir ve bu kadının masum olduğunu ,kendisi gibi damga yediğini düşünerek ,onu kendi himayesi altına almayı düşünür.Adama para vererek kızı kurtarır.Yalnız kadın hiç düşündüğü gibi çıkmaz.Bir geceyi beraber geçirdikten sonra kadın ayrılır ve İffet’in duyguları yine incinir.Muzaffer Ağabeyinden gelen telgraf İffet’in moralini yükseltir.Telgrafta ev ve yatırımlar hakkında ki mahkemeyi kazandıkları yazar.İffet İstanbul’a döner ve eline epeyce para geçer.İstanbulda iyi bir malikane alır.Yanınada Mahmut Efendi öldükten sonra tek başına kalan gelini ve torununu allır.Eline para geçtikten sonra eski akrabaları ile tekrar görüşmeye başlar.Birgün İffet Beyoğlu’nda dolaşırken Vedia’ya rastlar. Hiçbir şey olmamış gibi iki çift karşılıklı konuşurlar .İffet tekrardan Vedia’ya karşı duygular hisseder.Yalnız Vedia tekrardan İffet’le olmak istemez.&lt;br /&gt;KİTABIN ANAFİKRİ:Seven insanın gözünün kör olduğunu,bir anlık düşüncesiz hareketlerle kendi hayatını mahvedeceğini anlatır.&lt;br /&gt;KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:&lt;br /&gt;İFFET: O lay kahramanıdır.MUZAFFER:İffet’in abisidir.uyuşuk,tembel,miskin,kibirli biriydi.&lt;br /&gt;MAHMUT EFENDİ:İffet ve Muzaffer’e haftada iki gün ders verirdi .&lt;br /&gt;HATİCE HALA:İffet’in halasıdır,elinde iki kız çocuğuyla dul kalmış ve Karamürsel’de yaşıyor.&lt;br /&gt;HALİS PAŞA :İffet’in babasıdır.&lt;br /&gt;CEMAL KERİM BEY:İffet’in çocuklarına ders verdiği mebustur.&lt;br /&gt;VEDİA HANIM:Cemal Kerim Bey’in ikinci hanımıdır&lt;/span&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-5182260174547622101?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/5182260174547622101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/5182260174547622101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/09/damga.html' title='Damga'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-5020852866939082662</id><published>2007-08-15T16:15:00.000-07:00</published><updated>2007-09-03T09:22:33.847-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilinmeyenden Yardım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erhard F. Freitag'/><title type='text'>BİLİNMEYENDEN YARDIM</title><content type='html'>Ruh ve madde biçimsel olarak farklılık gösterseler de tek ve BİR’dirler. Evrim bana göre, maddeden ruha giden bir süreçtir. Doğanız gereği siz bir kralsınız; acıları ve dertleri yenmek, onlara egemen olmak için dünyaya geldiniz. Dünyada acı veren her şey manevi (tinsel) yasaların hafife alınması yada –dinsel anlatımıyla- Tanrının kutsal hükümranlığından sapma sonucunda meydana gelmiştir. Ruh, taşta uyuyan, bitkide düş gören, hayvanda uyanan ve insanda uyanık olduğunu bilen bilinç halidir. Madde bilincin uyuyan hali ise; bilinç de tam tersine bilincin uyanmış hali demektir ve o zaman ikisi bir’dirler. “Tanrı kendini yarattıkları ile ifade eder.” “Yaratılış ve Tanrı bir’dir.”&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………….&lt;br /&gt;Kendini anlamak Tanrı’yı anlamak demektir. Mistik bir vizyonla Tanrı’yı görmek (anlamak, öğrenmek) beş duyumuzun ötesinde, gönül gözümüzle olacak bir şeydir. Tanrı ile doğrudan, aracısız bağlantı kurabiliyor ve bunun tadına varabiliyorsak, esas başarı budur. Tanrı gerçek anlamda insan denen bütünün ulvi tarafıdır. Bunun vardığı nokta kendini her şeyle bağlantılı hissetmek, kendi benliğinin bir başka ifade şeklinin ayırtına varmak ve onu yaşamaktır. İster bitki, hayvan yada maden olsun, her şey ama her şey bizim özümüzün bir başka varoluş biçimidir sadece. Ama alt seviyedekilerin üst seviyedekilere hizmet ettiğini söyleyen bir başka perspektif daha bulunmaktadır. Alçak olan her şey temelde daha yüksek olanın yapıtaşıdır. Sebzeler pişirilmeye karşı çıkmıyorlar ki. Aksine bu sayede inansın içine giriyor ve daha yüksek bir evrime ve yaşam basamağına geçiyor. Yemek yediğimizde bir hayatı yok etmiyoruz, bizimle birlikte yaşamayı sürdürüyor.&lt;br /&gt;Biz hepimiz muazzam bir bütünün parçasıysak eğer, kendi özümüzün dışında başka bir şey yok demektir. Tanrı’yı kendi merkezimizde duyumsamak, huzur ve sonsuz bir saadet kaynağı demektir.&lt;br /&gt;O, kendi yüksek benliğimizdir ve ona ihtiyaç duyduğumuz sürece hep orada olacaktır.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………..&lt;br /&gt;İçinizde ruhla beden arasında maddiyat ve maneviyat arasında birkaç geçiş noktası vardır.&lt;br /&gt;· Hormonlar; ruhun bedene yolladığı mesajları “taşırlar”, tıpkı bir postacı gibi. Ruhunuz, yüksek benliğiniz size bir bilgi ulaştırmak istiyor ve nerdeyse bir mucize yaratarak manevi boyuttan maddi boyuta bir bilgi aktarıyor.&lt;br /&gt;· Bedenden ruha bir başka geçiş yolu ise; nefestir. Nefes, hayat demektir. Size önce oksijen sağlar; çünkü çok yönlü kimyasal mekanizmalar oksijenle harekete geçer.&lt;br /&gt;Daha ileri boyutta nefesiniz, duygularınızla aranız bir bağ oluşturur. O anki duygu halinize göre hızlı, derin yada yüzeysel nefes alıp verirsiniz. Duygularımızın derinine inmek istiyorsak, bilinçli olarak nefes çalışmaları yapmalıyız. Bilinçli bir şekilde soluk alıp vermek, yitirdiğimiz bütünlüğü içimizde yeniden kurar çünkü.&lt;br /&gt;Çok daha ileri boyutta ise nefes almak; kozmik enerjiyi içimize çekmek demektir. Küçük bir deney yapın: 2-3 dakika kadar kafanızın içine nefes alıp verin, kafanızın aydınlandığını hissedeceksiniz. Soluklarınızla Tanrısal hayat enerjisini bedeninizin her parçasına iletebilirsiniz. Ayrıca bol oksijen, bloke edilmiş duygularınızı açığa çıkaracak ve sizi enerjiyle dolduracaktır. Ve bütün bunların hepsi sizin şifa bulmanızı sağlayacaktır.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Yaşam sonsuz olduğu için, bir boyuttan diğerine geçe geçe hedefimize doğru ilerleriz. Ancak o zaman ölüm ve yeniden doğum çarkı görevini tamamlamış ve biz bilincin en yüksek noktalarına ilerlemiş oluruz.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Ruhsal Yasalar’la ilgilenmek, yüksek benliğinizi keşfetmenizi sağlar ve güçlü bir transformasyon sürecini başlatır.&lt;br /&gt;“Karma” yol demektir. Karma, tarafınızdan ileri sürülen nedenler bir reaksiyondur. Karma Yasası bilinmeyeni tutar ve bilineni açığa çıkartır. Ruhsal Yasalar hiç kimseyi cezalandırmaz, onlar tarafsızdır. Karma Yasası, bunu anlayanı özgür kılar. Tarafımdan ileri sürülen sebeplerin kendine has sonuçlar doğuracağı bilgisine ulaşmak, kendi sorumluluğumu daha iyi anlamak açısından bana yardımcı olur. Buna karşın geçmişte kalmış günahların kefaretini ödemek zorunda olduğuna inanan bir kimse bun inancın esiri olur, hiçbir sorumluluk üstlenmez. Esaret insanı kaderci olmaya sevk eder ve bu da cehennemi somutlaştırır.&lt;br /&gt;Ölüm ve yeniden doğuş çarkının durduğu o noktaya erişmek için, bilincin evrim yolunda pek çok aşamaya ihtiyacı var. Bedensel varlığın sona ermesiyle birlikte, her biri ayrı öykü içeren “senaryo” tamamlanmış oluyor. Cisim olarak sona gelindiğinde yani ölme anında, bir geri dönüş gerçekleşir ve zengin bilgi hasatı ambara kaldırılır. Geçiş anındaki birkaç saniye içinde yaşamın dönüm noktaları bir kez daha gözünüzün önünden geçiyor. Ölmekte olan kişi ilintilerin idrakine varıyor, davranışlarının ardındaki sebepleri ve motifleri algılıyor. Gereksiz hayallerini anlıyor, neyin doğru neyin daha az doğru olduğunun ayırdına varıyor ve görüyor ki, çektiği acıların nedeni “Ruhsal Yasalar” konusundaki bilgisizliğidir. “Mahşer yada Kıyamet günü” özellikle bedensel boyuta geçiş anında mutlaka başa gelir. Esasını bilgilendirmenin oluşturduğu, ruhun yeniden dirilişidir. Ben kendim hakkında bilgileniyorum ve böylece kendimden “hesap” soruyorum, bilgileniyorum ve bilgilerimin “ışığında” gelecekte bana neyin hizmet edeceğini seçiyorum. “Mahşer Günü” tanrılardan oluşan bir kurulun karşısında yargılanmak değildir; bu kendi benliğimizin bilincine vardığımız bir içsel süreçtir. Geçiş anında pek çok kişide “aydınlanma” oluşur. Aydınlanmış olmak demek; kendi varlığının başlangıcına dönmek, spiritüel bir transformasyon deneyimi yaşamak ve yüksek bilincin bir basamağında olmak demektir. Bütün bunlar için ya ölene dek beklersiniz yada hemen şimdi başlarsınız.&lt;br /&gt;Kendi kendisini idrak etmiş bir insan yalan konuşmaz, kendisinin ne olduğunu bilen kimse gerçeği ayırt eder ve samimi olur. Son perde bittiğinde, tüm aktörleriyle dünya sahnesi arkanızda kaldığında, ışıklar kapatılıp senaryo rafa kaldırıldığında yani artık hiçbir şeyin önemi kalmadığında oyun iyi mi kötü mü geçti bilirsiniz artık. Bir şeyleri başka türlü, belki daha iyi yapabilirdiniz, onu anlarsınız. Bu bilgilerin ışığında yeni bir senaryo yazmaya karar verirsiniz. Yeni bir gökyüzü ve yeni bir yeryüzü hakkında yaratıcı düşünceler üretmeye başlarsınız.&lt;br /&gt;Yaratıcı Ruhun fonksiyonlarının bilincine vardığınız ölçüde mucizeler meydana getirebilirsiniz. Dostlarınızla Ruhsal Yasalar”ı ne denli çok konuşup tartışırsanız, sebep-sonuç arasındaki bağlantı kafanızda daha netleşir ve aydınlanır. Gözünüzde camları kirli bir gözlük olduğunu düşünün. Dünyaya ardından baktığınız bu kirlilik (yıkıcı düşünceler) sizin kendi realiteniz olacaktır. O olmadan önünüzdeki resmi tanıyacaktır. Kirli gözlüğünüz, sizin “kendi malınız” olan düşünceleriniz, her yerde yanınızda olacak. “Kendi” gözlüğünüzden gördükleriniz sizin gerçeğiniz olacak. Bunu bir ölçüde kabul ederseniz, dünyayı ne tür bir filtre ile algıladığınızı bilmek hayli ilginç olacaktır. Hangi zihinsel şablonlar düşüncelerinize yön veriyor, çelişkiler yaratıyor? Bu düşünce tarzıyla realiteden ne ölçüde uzaklaşıyorsunuz? Kendinize göre öncelikleriniz var mı yada kendinizi başarısızlıklara mı programladınız? Dünyaya bakış açınız sizi engelliyor mu, teşvik mi ediyor?&lt;br /&gt;Duru bir bakış açısı edinin, ve hayatın anlamını ve hedeflerinizi mercek altına alın.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Siz daha doğarken yaşamınızı nasıl dolduracağınız, nasıl şekillendireceğiniz konusunda hak sahibi oldunuz.&lt;br /&gt;Yaşam prensibi daima bizim lehimize.&lt;br /&gt;Düşüncelerinizden yani sizin kendi içinizden, kendi dünyanız yaratılır. Sizin dışınızdaki oluşumlar, çevrede keşfedebileceğiniz her şey, kendi benliğinizin aynasıdır.&lt;br /&gt;Düşüncelerimizi özgür bırakır ve düşünen bir kimse olarak kendi alın yazımızı kendimizin çizeceğinin idrakine varırsak, işte o zaman gerçekten hür oluruz. Bunu günlük yaşamınıza yerleştirirseniz özgür olacaksınız. Cennet de cehennem de bilinç halleridir ve sizin için ne olmasını, size nelerin hizmet vermesini istiyorsanız, bunun seçimi tamamen size bırakılmıştır.&lt;br /&gt;Bilincinizi, düşüncelerinizin enerjisini, hedeflerinizde yoğunlaştırırsanız, bu, düşüncelerinizde de kendi yansımasını bulacaktır.&lt;br /&gt;Hayatın anlamı, bedeninizi manevi boyuta taşımaktır. Bunun tam tersi olarak da, ruhunuzu bedene kavuşturmalısınız. Bu düşünceleri gece gündüz aklımızdan çıkartmazsanız, eninde sonunda varlığınızdaki uyumlu değişimi fark edersiniz. Kısa süre sonra daha sakin, daha rahat, daha huzurlu ve sevgi dolu bir insan olup çıkarsınız.&lt;br /&gt;Bilinçaltınız her ama gerçekten her düşünceyi gerçekleştirmeye çalışır.&lt;br /&gt;Gerçek benliğiniz, dış dünyaya yönelmiş olan küçük, dünyevi benliğinizin oynadığı rolün ardında uykuya yatmış.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Tüm felsefemiz, tüm bilgimiz ve bulgumuz önünde sonunda "tanrıdan ayrı düşmemizi" engellemeye yönelik çalışmalardır. Bizi manevi gelişimden alıkoyan, yaradandan ayıran ve farklı kılan şey bilgiye duyduğumuz sürekli arzudur.&lt;br /&gt;Bütün bunların ötesine geçebilenler, hiçbir şey bilmediklerini bilenler ve bilgilendikçe bilinmezleri görenler aydınlanma yolunda demektir. Aydınlanmış kişi bilir ki, bildiklerinin kaynağı Tanrı ile kendisi arasındaki uçurumu aşmaya duyduğu özlemdir. Aynı zamanda bilgi yoluyla hem Tanrı'ya varacağını hem de ondan ayrı düşeceğini de bilir. Eğer bir insan sadece bilgi ile yaşayacağını düşünüyorsa kendini kandırıyor demektir çünkü bilgi neyin "gerçek" olduğunu anlamaya yarayan bir köprüdür sadece. Bir köprü ise üstünden geçmeye yarayan bir araçtır, amaç değil, sadece hedefe giden yolun bir parçasıdır.. Bu bağlamda bilgi, insanı, hedefin hiç bir şey bilmemek olduğu idrakine götürür.&lt;br /&gt;Hücre, insanın özüdür, ama insan değildir. Ve bir hücrenin derinliklerinde insanın mükemmel bir kopyası vardır. Tek bir damlada ise Okyanus bulunur ama o bunu bilmez. Bu bilmemezlik, bu idraksizlik bizi tekliği algılamaktan ve buna bağlı olarak sağlık, uyum ve huzurdan ayıran şeydir.&lt;br /&gt;Atomların seyri insanın bilincinden etkilenir.&lt;br /&gt;Zıtlıkları düşünmekten vazgeçerse, damlanın Okyanus olması an meselesidir; bu, bütünden ayrı olduğuna inanmaktan vazgeçmesi anlamına gelir. Okyanus olması için kendini değiştirmesine, herhangi bir yere gitmesine hiç gerek yok. Özlemini çektiği tabiata zaten sahip. Kendini damla olarak görmekten vazgeçtiği zaman Okyanus olacaktır.&lt;br /&gt;Tanrı bir bütünse, bizi bu bütünlükten yani Tanrıdan ayıran şey kendi çelişkilerle dolu düşüncelerimizdir. Ona ulaşmak için herhangi bir değişim geçirmeye, herhangi bir yere gitmeye, herhangi bir şey istemeye ihtiyacımız yok. Tanrının yanında olabilmek için kendimizi rahat bırakalım, ona daha çok, daha çok güvenelim ki, her şey iyi olsun!&lt;br /&gt;Bireysel insan talep etmenin ve arzu etmenin kısır döngüsünden kurtulamadığı sürece özgür olamaz çünkü isteme özgürlüğü, talep etmenin ötesine geçerek elde edilir. Ancak bireysel çabalarımızdan vazgeçerek gerçek özgürlüğe kavuşabiliriz. Özgürlük olanaklarımızın bilincine varmanın bir fonksiyonudur ve talep etmeye giden yol bu noktada başlar. Sonra insanı "Benim isteğim değil, senin isteğin olsun"a götüren en büyük manevi adım atılmış olur.&lt;br /&gt;Eğer insanın grosası küçük düşüncelerden, güce ulaşma isteğinden ve egoistçe çıkarlardan arınırsa Tanrı'nın ebedi zenginliği ayaklarının dibine serilir. Bunun bilincinde olmak demek bizi sonsuzluğa ulaştıracak yolu hedef menziline almış olmak demektir.&lt;br /&gt;Ruhsal Yasaları tanımak ve kabul etmek çok önemli. Ruhsal yasaları tüm netliği ve basitliği ile karşımda gördüğüm andan beri kendi hayat gemimin kaptanı oldum. Başarı ruhun prensibinde var. Ve bir insan evrenin uyumu ile örtüşür hale gelirse başarı kaçınılmaz olur. İç uyuma kavuştuğunuz andan itibaren, hayatınızın her alanına ışık ve mutlulukla dolar.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………….&lt;br /&gt;İnsan bir santral gibi, beyni üstünden “kollektif bilinmeyen”le sürekli bağlantı halindedir. Bu kolektif bilinmeyeni, sürekli iletişim içinde olduğunuz bilgisayar benzeri bir kayıt birimi olarak düşünün. İnsanlığın kazandığı deneyimlerin tümü kayıtları saklayan bu bellekten gerektiğinde çağrılır. Kollektif bilinmeyene sürekli yeni bulgular yolluyorsunuz ve aynı zamanda başkalarının kazanımı olan ve deneyimlere de ortak oluyorsunuz.&lt;br /&gt;İncil’de “tüm yanıtlar daha sorulmadan verildi” der. Gerçekten de içimizin bir yerlerinde var olan basiretli bir bölgede sonsuzluk oranında her şey biliniyor.&lt;br /&gt;Zaman ve mekan kavramıyla bağdaşmayan kendine özel bir şeyi açıklayabilmek için çok çaba göstermek gerekir. Bunu ne kadar erken kendimize iş edinirsek o kadar iyi olur çünkü bizlerin gerçek benliği de zamansal ve mekansal boyutların çok ötesinde.&lt;br /&gt;Kendini anlamak yada kendini anlayabilecek deneyimler yapmak için er yada geç sonsuzluğa dalmak gerekir. “Bu sonsuzluğa dalmak mecazi anlamda “zamanın sınırlarını aşmak”la eş anlamlıdır ve (bedensel) ölümle karıştırılmamalıdır.&lt;br /&gt;Meditasyon, geçici olarak mekansal boyuttan kopmak ve yine geçici bir süre için sonsuzluğa dalmak demektir. Meditasyon insanı kendi gerçek doğasını keşfetmeye götüren yola açılan bir kapıdır.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………….&lt;br /&gt;O, sizi kendi suretinde yarattı, yani nasıl olmak istiyorsanız öyle olasınız diye size özgürlük bahşetti. Bununla birlikte, onunla koşut, yaradılışın koruyucusu olasınız diye size sorumluluk yükledi.&lt;br /&gt;Bilincimizdeki değişiklikler, yaşam koşullarımızı da değiştirmeyi mümkün kılar. Bilinç gelişirse madde de gelişir. İçsel değişim başlayınca, dış şartlar da değişime uğrar. Bu nedenle korkularınızın suçunu dış koşullara yüklemekten vazgeçin. Sıkıntılarınızın nedeni dış dünya değil, dış dünyaya yansıttığınız kendi içsel, düşünsel duruşunuzdur.&lt;br /&gt;Evrenin tüm güçleri pozitif düşünen ve bir insan olarak başaracağına inananların yardımına mutlaka koşar. Karşılaştığınız sorunlar sizi içinizde biriktirdiklerinizi göstermeye zorladı. Büyük bir hedefe kilitlendiniz artık; ayrıntılarla uğraşacak zamanınız yok. Büyük düşünün ki; büyük şeyler yaşayabilesiniz.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………….&lt;br /&gt;Kendini gerçek anlamda bilmek; kendi varoluşunu bilmekten geçer. Evrim basamağının hedefi, kendi benliğimizi tanımak, kendi doğamız hakkında mümkün olduğunca geniş bilgi sahibi olmak demektir. Kendi benliğimize ait bu bilgi, yüksek bilince yolun ilk basamağıdır. “Benlik” olarak isimlendirdiğimiz şeyin doğasını sezgilerinizle daha yakından tanımaya çalışın. Bu manevi gücün doğasını, ayrıntılarını ve hedefini daha iyi anlamak, kavramak ve algılamak için bilgi toplayın.&lt;br /&gt;Kendi benliğinizin bilincine vardığınız ölçüde kendinize güven geliştirirsiniz. Özgüven ise, inancın -bilindik o büyük gücün- temelidir. İnanan kimse güvenlidir de aynı zamanda; güven dolu olan ise, manevi bütünleşme yolundadır.&lt;br /&gt;“Acı çekmek yanlıştır ve yaratıcı gücün hastalanmasıdır.”&lt;br /&gt;Yaşam kalitemizi; (öz benlik) bilincimiz, (öz) güvenimiz belirler.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………….&lt;br /&gt;Siz de Ruhsal Yasalar’ın termiğinden yararlanmayı öğrenin. Kendinize göre bir telkin geliştirin. Daha fazlası gerekmez. Ve meditasyon yapın.&lt;br /&gt;Başkalarının davranışlarını belirleyen yine sizin duruşunuz olmuştur. Size sunulan imkanları engellediğini düşündüğünüz başkaları bunu, ancak siz bu işe sebebiyet verirseniz yapabilirler. İnsanların size köstek olduğuna yada daha iyi bir yaşam kalitesine ulaşmanızı zorlaştırdığına inanmakla çok büyük bir hata yapıyorsunuz. Sorumluluğu başkalarına yükleyerek kendi sorumluluğunuzdan kaçıyorsunuz. Servet kapısında dilenci olmayın. Kendi şansınızı kendiniz yaratın. Oyunuzu şanslı olmaktan yana kullanın.&lt;br /&gt;Atacağınız diğer önemli adım da, uyum, sevgi, sağlık ve başarının size daha beşikte bahşedildiğinden kuşku duymamaktır. “Kader” sadece bu anlamda vardır; ne olacaksa sizin tercihiniz doğrultusunda olacaktır.&lt;br /&gt;Kendi doğası üstüne meditasyon yapmak, dünyanın en güzel uğraşlarından biridir.&lt;br /&gt;Varlığınızın doğasına dair bilgi toplayın, bilen kişi olun. Kendi doğanızı bilmek, bilincinize ulaşmanızı sağlayacak bir başlangıçtır. Özbilinciniz yeni bir yaşam kalitesinin temel taşlarıdır.&lt;br /&gt;Meditasyon sırasında bilgiye duyduğunuz özlemi, evrene yayacak seslenişlerle kendinizi ifade edin. Bu seslenişleri günde birkaç kez yinelerseniz yanıt bulacağınız kesin. Sizi yaratan, sevk eden ve yöneten gerçekleri kıs zamanda sezgisel olarak kavrayacak, daha iyi ayırtına varacak ve onlarla “bir olacaksınız.&lt;br /&gt;Artık bundan böyle rastgele bir şeye inanmayacaksınız. İnancınız kör sınırları içinde kalmayacak. İnancınız teoriler, felsefeler yada insana ait düşünce biçimleriyle şekillenmekten çıkacak. Sizin için tek önemli şeye yönelecek: “Parçanın bütüne olan hasretine, herkesin içinde derinlerde bir yerde olan uyuma ulaşmaya ve herkesin içinde var olan ve kendini gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu ruhun sonsuz gücüne.”&lt;br /&gt;Tüm değişiklikler şu soruyla başlamalı: “Ben kimim? Ne düşünüyorum? İçimde baskın olan huzur, sevgi ve mükemmellik mi? Yoksa saldırgan güçler mi?”&lt;br /&gt;Kendisini iyi tanıyan, doğasının prensiplerini bilen kişiye “kendine müdrik, kendini bilen kişi” denir. Kendini bilmek; özgüvenin ve özgüvenden doğan hedeflerine ulaşacağına inanmanın temelidir. Yani kendine inanmak, evrenin en büyük gücüdür. Bilincini susturan ve gerekli koşullar olmadan kendiliğinden bir şeyler yapmaya hazır olmayan, yani yaşamı için koşullara fazlasıyla güvenen bir kimse kayıtsız şartsız egosunun tutsağı olmuş demektir. Yüksek bilinci, kendi özbenliği ve bunların sağladığı bitip tükenmeyen yaşam isteği, onun dar, sınırlı ve kendi seçimi olan günlük hayata uyumlu bilincine nüfuz edemez. İntihar girişimi, nerdeyse hayata şart koşmak anlamını taşır. Bir başka bakış açısı ise, sorunları ve onların çözümlerini bir başka zamana erteleme isteğidir. Öyle yada böyle intihar, depresyondaki bir insanın kısa devre yapması gibi bir şeydir. Hemen her insan bir şekilde çözüleceklerini umarak sorunları kendinden uzak tutmaya çalışır. Kimi zaman bu durumda daha pozitif bir bakış açısı elde edilerek olaya yeniden yaklaşılabilir, ama genel olarak çözümlenmesi gereken şey istiap haddi artmış olarak size geri döner. Günü gelir herkes, sorunun çözümünü de birlikte getirdiğini, her sualin çözümün zaten verilmiş olduğunu, ertelemenin sonu iyi bitecek bir şeyi geciktirmek demek olduğunu öğrenir.&lt;br /&gt;Japonya’da bir manastırda yaşayan rahipler her sabah ilk iş aynaya bakıp kendilerine gülerler.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Özgürlük manevi hürriyet demektir. Her insana kendini bireysel olarak ifade edebilmesi için özgürlük bahş edilmiştir. Özgürlüğün nasıl yorumlandığı, onu nasıl kullandığı, insanın kendine kalmış bir şeydir çünkü onun bu bilgiden geçen kendi yoludur. Bilinçlenmek, bireysel bir süreçtir. İnsanın özgürlüğü düşüncelerinin, sözlerinin ve hareketlerinin seçiminde yatar.&lt;br /&gt;Komşularına duydukları saygıdan ötürü hareketlerini kısıtlayan insanların bu tutumları kendilerine yüklenen eğitim modelinden kaynaklanır. Bu bağlardan kurtulmak, yeryüzünde cenneti yaşamak demektir. Bu bağlantıların bilincine varmak özgürleşmesinin bir aşamasıdır ve gerçekleşmesinin tek nedeni de sizin o yola artık çıkmış olmanızdır. İnsan olarak enkernasyonunuza bağlı olan bu vaat size o yolda verildi. Bilinçlenmek özgürlük şarkısıdır ve özgür olmak insanlığın hedefidir. Gerçek insan bedensel değil, ruhsal bir varlıktır ve gerçekten de zaman ve mekan yasalarına boyun eğmez. Ruh özgürdür. Bunun bilincine vardığınız anda ne olmak istiyorsanız, o olabilirsiniz. Şu dakikadan tezi yok, bu özgürlüğü talim edin. Onu aramaya bir son verin. Her şey burada, gökyüzünün kapılarının size açılması için onu bulmak adına kendinizi serbest bırakın.&lt;br /&gt;………………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Doğal (bir çocuk gibi spontan) davrandığınızda, her şeyin sizin iyiliğinizden yana olacağına güvenin.&lt;br /&gt;İncil şöyle der: “Çocuklar gibi olun, gökyüzü onlarındır”&lt;br /&gt;Bazı şeyleri oyun gibi görün, gülün yada en azından gülümseyin. Yaradılışın mayasındaki sevinçten payınızı alın ki, yaşamınız sevinç dolu ve tanrısal bir oyun olsun!&lt;br /&gt;Kendinizi hayatın iç düzenine bırakır, ona güvenir ve “ne iyiyse o olsun” derseniz, maddi-manevi tüm arzularınız gerçekleşir.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………..&lt;br /&gt;Maddenin açılımı, bilincin açılımına bağımlıdır ve bilinç, kendisini hep özgürlükle ifade eder. Yaşam prensibi hep büyümeye gayret eder. Ama büyümek, daha iyi, daha kocaman ve daha güzel olmanın ötesinde bir anlam taşır. Kendinizi ve sahip olduklarınızı çoğaltın ve şimdikinden daha iyi, daha büyük, daha güzel olun.&lt;br /&gt;Kendini zengin hisseden, serveti kendine çeker. Yoksul insan kendisinin, düşüncelerinin ve bunların sonucunda ortaya çıkanların sorumluluğunu üstlenmeyi öğrenmeli. Hayat hiç kimseyi kayırmaz yada cezalandırmaz. Tanrı insanda onun düşünceleri kanalıyla anlam bulur ve neyi nasıl düşüneceğinizin kararı da salt size aittir. Tanrı’nın sizin kanalınızla kendisini nasıl ifade edeceğini belirleyecek olan yine sizsiniz. Tanrı yada manevi prensip, mevcut olan tek yaratıcı güçtür. Siz dünyanın nimetlerinden yararlanmakta özgür olan bir temsilcisiniz. Bu söylemin mantıksal sonucuna göre “açlık çeken birisine karnını doyurması için bir balık vereceğine balık tutmasını öğret, ki, hiç aç kalmasın.” Birisine balık tutmasını öğretmek demek onu pozitif, yapıcı, sonuca ulaşan düşünce şekli ile tanıştırmak demektir.&lt;br /&gt;Bir insanın variyeti, onun muktedir olduğu şeylerin bir sonucudur.&lt;br /&gt;Yoksul kişi sevmez, karşı çıkar, hayatı reddeder adeta. Kendine inanmayı hem başaramaz hem de bunu istemez. Kendisini, Tanrı’yı ve dünyasını sevmeyi öğrense çok daha iyi olacak halbuki. Evet demeyi bilse ne kadar iyi olacak; ama o kendisine hizmet edecek olanı seçti ve hayatı reddetti.&lt;br /&gt;Pek çok kimse kendilerince odalara bölünmüş düşünce dünyalarında kapana kısılmış bir fare gibidir. Çoğumuz başka türlü düşünmenin orjinalitesini tasavvur bile edemeyiz.&lt;br /&gt;Kendi düşüncelerimizin başkalarının düşünceleri ile örtüşmesi, bizim kendimizi güvende hissetmemize neden olur.&lt;br /&gt;Herkese kendi hayalleri kadarı bahş edilir.&lt;br /&gt;Zıtlık yaratan her düşünce doğası gereği önleyici bir aura oluşturur.&lt;br /&gt;………………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Kendinizi neyle özdeşleştiriyorsunuz?&lt;br /&gt;Stres yüklü anlarda hem içten hem dıştan sükûnetinizi nasıl koruyacağınızı, kendinizi nasıl gerginliğe kaptırmayacağınızı öğrenmelisiniz. Ruhsal Yasalar’ı öğrenmelisiniz. Bilinçaltı, kendince doğru sandığı her söylemi sorgulamadan benimser ve bedensel dönüşüme sokar. Bunları bilmek dönüşüm için çok önemlidir.&lt;br /&gt;Kendi arkadaş çevrenizi gözlemleyerek özdeşleşme yoluyla aktarılan özelliklerin belirtileri nelerdir, anlamaya çalışın.&lt;br /&gt;Bir Hint bilgesi şöyle diyor: "Her nehir denizi arar ve bulacaktır da. Kısa zaman önce nehir damlacıklardı, onlar anladılar ki, kendi kişilikleri onları birlikten, kendi gerçekten doğasından ayırmaktadır. Damla, denizle bir olduğunu anladığında, denizle zaten bağlantısı olan nehir olur. Her su damlası incelendiğinde denizin tamamıyla aynı bulguları verir. Damla kendini ayrılmış, tek başına kalmış hisseder. Deniz öyle değil, o her şeyle bir ve tek olduğunu bilir. O kendi kişiliğinden bütünün uğruna vazgeçmiştir. Damlanın evrimi son buldu. Büyümeyi sürdürecekse kişiliği arkasında bırakmalı.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………..&lt;br /&gt;Benim çektiğim acılar herkese aktarılır. Aynı şekilde hissettiğim mutluluk da öyle. Gayet tabiidir ki bir başkasına eklemlediğim acının zararı da aynı ölçüde olacaktır. İnsanlık tarihinde ilk olan bu bilimsel teoriye göre, biz hepimiz birbirimizle mükemmel bir ilişki içindeyiz ve benim başıma gelen birşey aynı zamanda diğerleri için de anlam taşır. ……………………………………………………………………………………………………………………….&lt;br /&gt;Günah işlemek, bize bahş edildiği oranda sevmemek demektir. Aynı zamanda “Yaradılışın Yasalarını red etmek” anlamına da gelir. Pek çok belanın ağırlıklı nedeni insanın kendine duyduğu sevgisizliktir. Sevgi yetersizse, bundan oluşan yetersizliklerin binbir yüzü vardır.&lt;br /&gt;Biz insanların kötü dediği her şey, sevgisizlik sonucunda meydana gelmiştir. Sonsuz felsefeye göre, kötülük yanlış yerdeki ve yanlış zamandaki iyilik ve doğruluktur. Hatalı hareket yoktur, her şeyin bir anlamı vardır. Siz de anlayacaksınız ki, kötü dediğimiz şey, ruhun enkernasyon kanalıyla gerçeği aradığı yolda yaptığı deneyimden başka bir şey değildir. Kötülük cisimsel olarak bir yer kaplamaz, tam terine iyiliğin suistimal edilmiş halidir.&lt;br /&gt;Hayatınız boyunca açığa vurduğunuz her şeyin ardında manevi bir sebep yatar. Herhangi bir yerde bir şey unutmak, hatalı bir hareket değil, aksine sizin anlayışınızla uyumlu bir icraattir. Bir şeyi unutmak, bir şeyi istemediğinizi yansıtan stratejilerden biridir çünkü. “Sözde” unuttuğunuz şeyleri bir düşünün bakalım. En az üç beş olayda “”unutma” eylemini kasten yaptığınızın bilincine varacaksınız. Birisi gittiği yerde iki, üç kere hesap ödemeyi unuttu diyelim. Tesadüfen mi? Asla! Buna dense dense borçtan kaytarma umudunun bilinçsiz bir göstergesi denebilir. Sevgilisiyle gezmeye giden bir kadın yada erkeğin uygunsuz kıyafetler giymesi de aynı şekilde zevksizlik yada yeteneksizlik değil, bir tür “benimle ilgilen, sana ihtiyacım” var mesajıdır. Bulaşık yıkarken paldır küldür hareket ederek her seferinde bir şeyler kırmak insanın beceriksizliğinden değil, yine bilinçsizce ama gayet hedefli bir şekilde gelecekte bu işin üstüne kalmaması için önlem aldığını gösterir. Bir kadın güzel yemek pişirmiyorsa, işin aslı yemek pişirmeyi sevmemesi değil, bu işi sevmemesidir.&lt;br /&gt;İnsanla uyumlu prensip mükemmeldir ve insansı özelliğinden dolayı başarıya yönlendirilmiştir. Biz insanların doğasında başarısızlık yoktur, olsa olsa kendimiz buna zemin hazırlarız.&lt;br /&gt;Kaderinizden siz sorumlusunuz. Mutlu olmaktan asla vazgeçmeyin.&lt;br /&gt;Bugüne değin yaptığınız “pislikleri” ileride gerçekleştireceğiniz daha büyük eylemlere “gübre” olarak kullanmalısınız. Beceriksizlikleriniz size ders olmalı, çünkü özellikle onlardan kendi hakkımızda öğreneceğimiz çok şey var.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………….&lt;br /&gt;İnsan denen varlığın hemen hemen %30’u varoluşunun anlamını yani yaşam enerjisini cinsellikte bulur. Ve cinselliğin yaşamı olumlayan doğal akışı engellendiğinde yoğun bir kişilik hasarı kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;Cinsel enerji yaşam enerjisidir. Bu enerjiyi kısıtlamak ve engellemek için yapılan her şey, yaşamın kendisini kısıtlamak demektir.&lt;br /&gt;Basite indirgersek, insanın temel ihtiyaçları olan yemek, uyumak ve cinsellik giderilmeseydi üst düzey yoğunlukta rahatsızlıklar baş gösterirdi. İnsanın yaşadığı cinsellikten mutluluk ve sevinç duyması, bundan haz alması en temel hakkıdır. Yaratılışımızın bilgece yanlarından bir olarak cinsellik bize armağan edilmiştir ve biz onun hakkını vermeliyiz. Doğanın isteği olan, doğallığından kimsenin kuşku duymaya hakkının olmadığı bir şeyin tadının çıkartılması hiç kimse tarafından günah olarak nitelenemez. Cinsellik, Yaradanın sevincinin ifadesine geçit veren bir kapıdır. Cinselliği olduğu gibi kabul edelim çünkü ondan vazgeçmek demek varoluşunun gereğini yerine getirmemek demektir.&lt;br /&gt;Cinsellik size bahş edilmiş bir şey, yani doğanızın gereği olan bir "nimet" ve bu bağlamda da "iyi" bir şey. Bastırılmış cinsellik insanı hatalara sürükler. Seks, erkeğin kadın yoluyla doğa ile diyaloğu, kadının erkek yoluyla doğa ile diyaloğudur.&lt;br /&gt;Ruhsal olgunluğa erişmiş iki insanın bilinçli "birleşmesi"yle cinsellik, meditasyona açılan bir kapı olabilir. Cinsellik sevgiye giden bir yoldur ve sevgi içinizdeki tanrısallığın yeşermesidir.&lt;br /&gt;Bilinçsiz cinsellik iki bedenin karşılaşmasıdır. Meditasyona dönüşmüş cinsellik ise, iki ruhun karşılaşmasıdır ve ikiliği tekliğe götürür ki, buna da gökyüzü denir. Tanrı ile aynı potada erime ve bütünleşmeye duyduğumuz özlemi böylesi bir bellik dindirebilir ancak. .&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………….&lt;br /&gt;İNANMAK:&lt;br /&gt;İnanmak ve güvenmek, istemenin çok ötesinde bir etkiye sahiptir. Bizi hedefimize götüren şey; inanç, güven ve bunlara bağlı olarak belirgin resimler kurgulayarak devreye soktuğumuz hayallerimiz (yaratıcı gücümüz) gibi enerji formlarıdır.&lt;br /&gt;İçimizdeki Yaradan hakkında ne çok şey bilirsek, arzularımızı gerçekleştirmemiz de o kadar kolay olur.&lt;br /&gt;Kendisi hakkında ikna olmuş bir kimse, kendine inanmayı da öğrenir. Kendinizden ve olanaklarınızdan emin olun.&lt;br /&gt;Yaşamınızı yeniden yapılandıracak güce ve hakka sahipsiniz, hatta bu sizin göreviniz!&lt;br /&gt;Başarılı ve mutlu bir insan olabilirsiniz: İlk adımı atarak huzura kavuşur ve Ruhsal Yasalar’ı kullanıma sokmaya başlarsanız.&lt;br /&gt;Hayat üniversitesinin öğrencisi olun ve şey’lerin ardındaki gerçekleri öğrenin.&lt;br /&gt;Aradığınız her ne ise- Tanrı yada mallı mülklü bir dünya- her seferinde arayışınızın çıkış noktasına geri döneceksiniz. Ve daima aynı şeyi bulacaksınız. KENDİNİZİ.&lt;br /&gt;Uğrunda çaba gösterdiğiniz her şey, dünyanın tüm mutlulukları sizin içinizdedir ve başlangıçtan bu yana sizi beklemektedir. Hayatın bir anlamda self servis bir dükkan olduğunun, ihtiyacınız olanları ellerinizi uzatarak kendinizin alması gerektiğinin bilincine vardığınız anda, arzuladığınız her şey gelip sizi bulacaktır.&lt;br /&gt;İnsanın şuur “bulanıklığı” ancak aydınlanma ile son bulur.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………..&lt;br /&gt;İNANCIN GÜCÜ&lt;br /&gt;Her düşüncenin aynı yaratıcılığa sahip olduğunu bilmek çok önemlidir. Sağlık, uyum, refah, sevgi yolunda en belirleyici adım, düşüncelerimize kulak verebilmektir.&lt;br /&gt;Var olan tek şey, sebep-sonuç yasasıdır.&lt;br /&gt;Saf yürekle verdikleriniz, size kat kat çoğalarak döner.&lt;br /&gt;İyilikleri kendinize çekmeyi öğrenirseniz, kötülüklerden de kurtulmuş olursunuz. Çünkü iyi ile kötü bir arada bulunamaz, ateş ile suyun bir arada bulunamayışı gibi.&lt;br /&gt;İsteğinizin gücü ne denli yoğun olursa, arzuladığınız şeyden o denli uzağa düşersiniz. Her şeyin tek ve ayrı olduğunu ama farklı şekillerde zuhur ettiğini idrak edin. Enerjinin farklı türleri olduğunu öğrenin. Fiziksel güç ve istek materyalist dünyaya aittir. İnanç, güven, sevgi düşünce maneviyata-spiritüelliğe yatkındır ve her türlü mecburiyetten daha üstündür. Üstündür çünkü başlangıçta varolan ruhtu ve dünyanın materyalist tarafı ondan geçerek zuhur etti. Siz, istediğiniz şey değilsiniz ama ne düşünüyorsanız, neye inanıyorsanız O’sunuz.&lt;br /&gt;Güven, inanç, umut istenebilir şeylere göre her zaman daha baskındır. “korktuğum şey başıma geldi” derler, doğrudur çünkü negatif inanç, isteği bastırır. Bu nedenle pek çok filozof, istemekten ve talep etmekten artık vazgeçmemiz gerektiğini söylerler. Umutların gerçekleşeceğine güvenmeyi, buna inanmayı öğrenenler, inandıkları şeyi kendi “dünyalarında” realiteye dönüştürecek şekilde davranırlar. İnsan içinde sonsuz bir güç barındırdığından dolayıdır ki, kozmik güçler onun yardımına koşarlar. Bir yoga öğrencisi öncelikle şunu kabullenmeyi öğrenir: “O, bana soluk aldırıyor; soluk alan ben değilim.” O’nu yaşam prensibi olarak nitelendirebiliriz. Bugünden itibaren şöyle deyin: “O, benim vasıtamla gerçekleşiyor.”&lt;br /&gt;İnancın, sevginin ve düşüncelerin gücünün özü, karakteri ve özellikleri hakkında meditasyon yapın. Evrendeki en büyük ve (etkin) gücün, inanç olduğunun idrakine verin.&lt;br /&gt;Planlarınızı gerçekleştirdiğinizi, bunların sonucunda başarıya ve saygınlığa kavuştuğunuzu düşleyin. Planlarınızın tutup tutmamasında belirleyici özellik, inancınız ve hayallerinizdir. Projelerinizin her şeyden önce ruhunuza işlemesi külfetine katlanın bir zahmet.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Düşündüğün şeyin tam tersinin olmasının ana nedenlerinden biri çelişkili düşüncelerdir. Arzuladığınız şeyin gerçekleşebileceğini düşünürsünüz ama bir yandan da belki de gerçekleşmez diye geçer aklınızdan. Eyüp şöyle diyor: “Korktuğum her şey başıma geldi”. Bir şey elde etmek istiyorsunuz, ama ya elde edemezsem diye korkmaktan da kendinizi alamıyorsunuz; iste bu durumda korku daha büyük bir potansiyel oluşturur. Arzuladığınız şey gerçekleşmez, ama inandığınız olur. Bir şeyden korkmak, ona inandığınızı gösterir. Bir şeyden korkmak, onun olmayacağına yada ters gideceğine inanmak demektir.&lt;br /&gt;Bir şey ummak ama aynı zamanda ondan kuşku duymak yanlıştır ve bu maneviyatla önünde sonunda yaşantımız fiyasko olur. İflas, felaket, acı ve eziyetlerden çıkaracağımız dersler bize neyi daha iyi yapabileceğimizi öğretir. Her kötü tecrübe, içimizdeki negatif potansiyeli çökertecek bir uyarıcıdır. Aydınlık ve sevindirici düşüncelerle doldurun içinizi. Karanlık zamanların sonunu getirmek için yakın ışıkları.&lt;br /&gt;Belli bir hedefe var gücüyle ve tüm isteği ile odaklanabilirsiniz ama esas sorun da tam bu noktada başlar. Bir amaca ulaşmak için çabalarken yoğun enerji harcamak ve ille de tuttuğunu koparmaya çalışmak, karşı direnç doğurur ya, aynen öyle. Bu durumda gönül gözünüzün önüne resimli hayaller getirebilmek için sakın ola ki kendinizi zorlamayın. Ne istediğinizi bildiğiniz anda, her şey kendiliğinden olacaktır. Beklentinizin yerine inancınızı koyun ki, başarı gelip sizi bulsun. Hedeflerinize ulaşmak için çabalarken sakin, sabırlı ve istikrarlı olun. Bırakın arzularınızı “bilinçaltı güç merkezleriniz” gerçekleştirsin, içinizdeki ruh kendine düşen görevi yapsın.&lt;br /&gt;Bugün sadece düşündüklerimizin değil, tüm geçmişimizin başarı yada başarısızlığımızı fazlasıyla etkilediğini biliyoruz. Bugün karşımıza çıkarak bizi şaşırtan bir şey, belki de yıllardır bu çıkışı bekliyordu.&lt;br /&gt;Şimdiki zamanda yaşanan bir “şanssızlık” çok gerilerde kalmış korkularımızın bir sonucu olabilir. Yani gerçekten de düşündüğümüzden daha faklı bir şeyi yaşamamız olası değildir. Şimdi-burada başımıza gelenler, bir zamanlar düşüncelerimizle ektiğimiz tohumların hasadı olarak bize geri döner.&lt;br /&gt;Düşüncelerinizin ne tür özelliklere sahip olduğunu irdeleyin. Yapıcı ve olumlu düşünceler mi? İçinizdeki pozitif düşünceler yeteri kadar güçlü ve sağlam mı? İçinizde neler olup bitiyor? “Manevi hava durumunuz”u gözlemleyin çünkü onlar sizin geleceğiniz! ……………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Hayallere ve sezgilere açık olmak, gönül gözünü açık tutmak; başarılı olmak demektir.&lt;br /&gt;Yaptığınız her neyse, kendinizi gevşek bırakarak yapın. Sezgilerinizin sesini algılamak için, gerginlikten uzak, beklenti dolu ve almaya hazır bir ruh haline sahip olmanız şart. Özellikle geceleri insanın kendisi başrolde değilken, içgüdülerin sesi bilinçaltından çıkar ve size yapacağınız atılım için almanız gereken kararları kolaylaştıracak vizyonlar yollar. Herhangi bir karşılaşmanın siz de uyandırdığı ilk etkiye, ilk duyguya dikkate edin, daha sonraki davranışlarınız açısından gerekli olan cesareti bunlarda bulacaksınız. Örneğin: İçsesiniz her zaman gittiğiniz yoldan gitmemenizi söylüyor, yolunuzu uzatıyorsunuz, sonradan o yolda kaza olduğunu öğreniyorsunuz.&lt;br /&gt;Kendi iç yönetiminize güven duymayı öğrenirseniz, bu ve buna benzer durumlarla sık sık karşılaşmaya başlarsınız. Sezgilerinizin şifresini çözmeye başladıktan sonra, birkaç ay içinde sevdiklerinize daha fazla zaman ayırmaya başlayacak, daha az zaman ayırıp daha çok para kazanmaya başlayacaksınız. Bilinçaltından yardım alan milyonlarca okur bunu kanıtlamıştır.&lt;br /&gt;Kendinizi huzura kavuşturun. Mantığın sustuğu yer olan düşüncelerimizin çeperine bakmayı öğrenin. İlk zamanlar düşüncelerinizin geri planında bir şey yokmuş gibi gelebilir size. Ama eğer biraz sabreder ve kendinizi dinlerseniz, kısa zamanda vizyonlarınız olur ve o güne değin gizli kalmış olan kendi ruhsal yaşamınızın aktivitelerinden siz de yararlanırsınız.&lt;br /&gt;İnsanın iç sesi zihinsel-düşünsel olandan bağımsız, kendine özgü bir ruhsal fonksiyondur ve “altıncı his” diye telaffuz edilir.&lt;br /&gt;İç sesinizi etkin kılmanın en etkin yolu ”ben hissederim” yazıp birkaç hafta boyunca göz önünde bulundurmaktır.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Mutluluk dış faktörlere bağlı değildir. Mutlu olmak maddeden tamamen bağımsız bir bilinç halidir. Mutlu olma kararı almak, aynı zamanda kendini öfkeden arındırmak demektir. Birkaç hafta boyunca şu cümleyi yineleyin: “Ben mutlu olmaya karar verdim”.&lt;br /&gt;“Ben mutlu olmaya karar verdim” telkini varlığınızın bir parçası olsun, bedensel ve ruhsal kan dolaşımınıza karışsın.&lt;br /&gt;Yaşam, güçlerin özgürce oyunudur; kendine ait bir mantığı olan.&lt;br /&gt;Ben sizi her şeyi oluruna bırakmaya devam ediyorum. Bedeninize, duygularına, içgüdülerinize, duyularınıza güvenmeye başladığınız anda, spontanlık kendiliğinden gelişecektir. Anlık yaşamak, spontan olmak hayatın şu anda tadını çıkartmak, hayatın üstüne üstüne gelmesine izin vermek ve yine anlık aksiyon ve reaksiyonlar göstermek demektir. Özel bir amacın peşinde kendini tüketircesine koşturmak, daha iyi şanslara gözlerini kapatmak anlamına gelir. Ya da ilişki yolunda gitmediği halde hayat arkadaşında ısrarcı olmak, sizi kendinize daha uygun bir başka kişiden yoksun bırakmak demektir.&lt;br /&gt;Doğal davrandığınızda her şeyin sizin iyiliğinizden yana olduğuna güvenin. Kendinizi hayatın iç düzenine bırakır, ona güvenir ve “ne iyiyse o olsun” derseniz, maddi-manevi tüm arzularınız gerçekleşir.&lt;br /&gt;Bir erkek sabahları evden karısıyla öpüşerek ayrılırsa, yaşamı en az 5 yıl daha uzun olur. Sevmek, dokunmak, öpmek, okşamak, kucaklamak, karşılıklı konuşmak, bunların hepsi sadece ruhumuzun ilacı değil, bedenimizin de özlemidir. Tavşanlar üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, şefkat gören tavşanların sağlıksız beslenme sonucunda hasta olma oranı, diğer gruba gör %50 daha azdı. Demek oluyor ki, birlikte yaşadığınız insanın sağlık durumunu etkileyebilirsiniz. Çocuklarınızın, eşinizin, akrabalarınızın ve dostlarınızın bağışıklık sistemini dostça yaklaşımlarla etkilemek sizin elinizde. Başkalarına karşı sevgi dolu olun, onların ihtiyaçlarını hissetmeye çalışın ve bilin ki, birkaç tatlı sözle mucizeler yaratabilirsiniz. Aile ve dost çevrenizde aranıza uçurumlar sokacağınıza, köprüler kurun. Korku, nefret ve kavga ayırır, sevgi birleştirir. Hem kendinizi hem de başkalarını bağışlamayı öğrenin, bir anlaşmazlığın aranızda açtığı uçurumu, onları affederek kuracağınız köprü ile geçersiz kılabilirsiniz.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;İnançları ve düşünceleri sizden farklı olanlara karşı anlayışlı olmayı öğrenin. Her şeyi anlamak demek, her şeyi bağışlamak demektir.&lt;br /&gt;Kendi yaşama yeteneğinizi sevme yeteneğinizle ölçün.&lt;br /&gt;Sevgi sonluluktan sonsuzluğa geçiştir ve Tanrının esas dinidir.&lt;br /&gt;Kendi içsel huzurunu hem kendine, hem çevresindekilere duyduğu sevgiyi yeniden keşfetmek..&lt;br /&gt;Uyumlu bir ilişki ile yeryüzünde cenneti yaşamak mümkündür. . İyi bir eş ruhsal ve zihinsel anlamda büyüme sağlayan büyük bir şanstır.&lt;br /&gt;Birbirlerinden hoşlanan ya da seven (identifikasyon) iki insanın arasında akan enerji öylesine bağlayıcı özellikler taşır ki, kişilik özelliklerinin değişiminden hastalığa kadar pek çok şey üstünde etkin olabilir.&lt;br /&gt;Dış koşullarla ittifak yapmak, kendinle ve dünya ile birlik olmanın bir sonucudur&lt;br /&gt;Siz ancak başkaları için de, varlık, bağlılık, sevgi ve mutluluk düşünceleri üretirseniz, kendi adınıza dilediklerinize de kavuşursunuz.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel yaşamında başarılı olanların işleri de iyi gider.&lt;br /&gt;Bu söylem, başarının sürekli olabilmesi için ruhsal dengenin şart olduğunu dile getiriyor. Ruhsal dengenin açılımı ise hem kendinle hem de çevrenle üst düzey bir uyum sağlamaktır. İç dünyası gergin, kırgın, düzensiz olanların, ruhsal sıkıntı yaşayanların dış dünyadan beklentileri içsel yaşamlarının izdüşümünden başka bir şey olamaz.&lt;br /&gt;İnsanın iç ve dış dünyası daima örtüşür. Eğer "işleriniz" ters gidiyorsa bunun nedenlerini önce kendinizde arayın, sonra dış sebepler ileri sürün. Başarısızlığınızı dış etkenlere yüklemeyin, hem de bin bir sebep göstererek ve üstelik çok kolayınıza gelse bile. Yaşadığınız her şeyin nedeni sizsiniz.&lt;br /&gt;Kişisel ve duygusal boyutta uyum "gökyüzünün anahtarıdır." Uyum içinde olanlar evrenin prensibine daha yakındır ve bu prensip mükemmeldir!&lt;br /&gt;Aynı şekilde, daha sakin, daha huzurlu ve daha uyumlu yüce kozmik bilirkişilerin başarısından siz de yararlanabilirsiniz. Uyumlu olmak demek yaratılışın mükemmelliğine açılan bir kanal olmak demektir. Uyumlu olmak demek hayat prensibine benzemek ve kendinizi daha fazla geliştiresiniz diye içinizdeki dahiye yardım etmek demektir.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………….&lt;br /&gt;Başarılı olmak size zevk veren şeyi istediğiniz anda yapma hürriyetine sahip olmak demektir. Zamansızlık aslında başkalarına karşı güven eksikliğinden kaynaklanan bir sorundur. Sorumluluğunuzu dağıtın, gerçek bir yardımcı bulduğunuz anda, onun sevgi dolu desteğinden kendisinizi yoksun bırakmayın. Kendime güvendiğim ölçüde başkalarına da güvenebilirim. Kendime zaman ayırmak benim için fazlasıyla önemli.&lt;br /&gt;Köklü bir değişim için; son derece şuurlu olmak gerekir. Kendiniz için dilediğiniz şeyi hak edip etmediğiniz; istediğiniz neyse ona sahip olmaya layık olup olmadığınız konusunda gerçek fikriniz nedir? Kendiniz için bir şeyler isterken içinizdeki etik anlayışı arzularınızın gerçekleşmesine karşı çıkıyorsa, işte o zaman kendinizle anlaşmazlığa düşersiniz.&lt;br /&gt;Bir olayı objektif olarak algılayabilmek için aradan biraz zaman geçmiş olmalı ve olay daha yakından incelenmeli. Bir düş kırıklığının ardında gizlenen planı ve hedefi eksiksiz anlamak pek kolay değildir.&lt;br /&gt;Başarısızlığınızın nedenini yanlış düşüncelere bağlamayı öğrendikten sonra, içinizdeki tüm olumsuzlukların silinip gitmesi için kendinizi pozitif düşünceyle beslemeye başlayın.&lt;br /&gt;İşte o zaman benliğiniz uyum bozukluğundan kurtulacak, yerini uyum ve yaşam zevki dolduracak. Aynı zamanda düşünce dinamiğinin işlevselliği sizin için kanıtlanmış olacak. İnatla asıldığınız yapıcı düşünceler hayatınıza, etkin güçlerin egemen olmasını sağlayacak. Her düşüncenin kendi etki alanı vardır ve her düşünce canlı kalmak ister.&lt;br /&gt;Kimi insanlar ölesiye çalışır. Öyle çok şey üstlenirler ki, bu ölesiye olma hali genellikle yaşamlarına hatalık olarak girer. Ruhsal Yasalar’a ilgi duyanlar bilsinler ki, baskı ve zorlama olmazsa, pek çok şey daha kolay hallolur. Biraz baskı gerekebilir belki, ama uzun vadede baskı, karşı baskıyı da getirir. Aşırı hızla bir şeye ulaşmak isteyenler, dirençle karşılaşacaklarına inanan ve buna bağlı olarak özgüven eksikliği duyan kişilerdir. Baskı altında bir hedefe ulaşmaktansa, özgüven geliştirici önlemler almak daha akılcı bir yaklaşımdır. Kendi birikiminize güvenirseniz, ulaşmak istediğiniz şeyi daha kolay elde eder ve yapılması gerekeni daha kolay yaparsınız. Başarı yada başarısızlığa geçit veren şey sizi kendi hedefinize taşıyacak olan kendi ruh halinizdir.&lt;br /&gt;Belirli bir alanda başarılı olmak istiyorsanız, o konuya ait tüm bilgileri özümsemelisiniz.&lt;br /&gt;İster mesleki alanda, ister kendine dair bilgi arayan (ve bulanlar) kendilerine ve bu bilgiye güvenirler. Bu güven “kendine güvenmenin” arka planıdır. “İnanmak” kavramında dair meditasyon yapın. Meditasyon birşeye tanrısal bakış açısıyla bakmak, daha yüksek bir bakış açısıyla bakmak demekti.&lt;br /&gt;Bilginizi, güveninizi, inancınızı pekiştirmek, genişletmek için kendinize yapacağınız yatırıma başlarken hayatı olumlayan telkinler çok yararlıdır. Bir telkin, daha sonra sık sık düşüncelerinizde ve konuşma dilinizde yineleyeceğiniz bir olumlamadır. Bir şeyi tekrar tekrar isterseniz, mevcudiyeti daha belirgin olur. Sağlıklı ve başarılı olmayı öyle çok düşünün ki, sağlık ve başarıya dair bilginiz bilincinizde çoğalıp artsın. Bilincine vardığınız şeyler, sizin kanalınızla hakikat olur. Kendine bir şeyleri telkin etmek, etki altına almak demektir. Oto telkin ise, kendi kendini etkilemek demektir.&lt;br /&gt;Bilinçaltı daima, daha güçlü olan söylemi seçer.&lt;br /&gt;Otogen egzersizlerle, hem içten hem dıştan sükunete ermeyi başararak bilinçaltınıza yapacağınız “yatırım”ın en önemli koşulunu sağlamış olursunuz. Kendinize sağlık telkininde bulunduğunuzda, bu söylem sık sık yinelendiği için sağlık bilinciniz gelişir ve istediğiniz olur. İnsanın içi dışını belirler. İnsanın dışı da daima, içinin ifadesidir.&lt;br /&gt;Yaşam kalitenizi “programlamak” için kendinize günde 2 kez yirmi dakika ayırın. Dileklerinizin gerçekleşmesi için arzularınızı içinizden hayal edin. Kendinize yaptığınız telkinlerin bir yada iki konuyla sınırlanmasına gerek yok, beş yada daha fazla dileğe “içsellik” kazandırabilirsiniz. Şunu unutmayın: Shakespeare’ye göre; siz usta işi bir esersiniz, asıl zekanız, sınırsız yeteneklerinizle Tanrı’nın bir benzerisiniz.&lt;br /&gt;Kendinize şu telkinde bulunun: “Hayatımın her alanına refah ve bolluk gelsin. Ben zenginim, zekiyim, hem bedensel, hem ruhsal bir varlığım.”&lt;br /&gt;Ruhsal ve bedensel olarak dibe vurduğunuzu hissettiğiniz zaman, en etkin ototelkin şudur: “Varlığım kusursuz uyum ve sağlıkla dolup taşıyor.”&lt;br /&gt;Hastalık yerine sağlık&lt;br /&gt;Yoksulluk yerine Varsıllık&lt;br /&gt;Depresyon yerine Özbilinç ve sevgi&lt;br /&gt;Ağrı yerine Rahatlık&lt;br /&gt;Yokluk yerine Bolluk&lt;br /&gt;Olumladığınız her şey size geri döner! Yadsıdıklarınız da öyle!&lt;br /&gt;Siz hayatın hangi tarafına onay veriyorsunuz? İşte her şey buna bağlı!&lt;br /&gt;Her gün “manevi hava durumunuz”a bir göz atın. Gün boyu neler düşünüyorsunuz, kendi içinize kulak kabartın; bilinçaltı da aynısını yapacaktır!&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………….&lt;br /&gt;Beden-Hastalık&lt;br /&gt;Bedeniniz bir enstrüman, tanrısal ruhunuzun bir tapınağı, yeryüzündeki varoluş süreniz boyunca bu dünyada yaşamanızı sağlıyor. Siz bedeninizle ve bedeninizin sayesinde anlam kazanan bir varlıksınız. Eğer almayı bilirsiniz bedeniniz size çok yönlü zevk ve rahatlık duyguları armağan eder.&lt;br /&gt;Doğal olarak hepimiz sağlıklı olmak isteriz ama kimi zaman bunu öyle yüzeysel arzu ederiz ki, sağlığımızı tehdit eden pek çok şeyi hâlâ benliğimizde barındırırız. Zamanla sağlığımızın üstünde kötü etkisi olan birtakım davranış şekilleri vardır. Korku ve bunun sonucu oluşan gerilimle stres bedenimizde birtakım kimyasal reaksiyonlara yol açarak, hastalanmamıza neden olurlar. Bunlara savaş açarak kurtulmak mümkün değil - çünkü yine stres üretirler. Tek çare yapıcı düşünmek, pozitif davranmak; Işığı açtığınızda nasıl karanlık kayboluyorsa siz de öyle bir şey yapın ki, korku ve stres kendiliğinden silinip gitsin.&lt;br /&gt;Ruh acı çektiğinde beden hasta olur. Hasta olmak, kendisiyle ve dünya ile uyumsuz olmak demektir. Ruhsal-bedensel ve zihinsel sağlık, doğal bir haldir ve yaşanabilecek her sapma insanın ruhsal dengesindeki bir uyum bozukluğuna işaret eder. Ruh, bedeni iyileştirmeyi zaten bilir.&lt;br /&gt;Uyum bir güven işaretidir. Kendisiyle uyumlu bir insan başkalarıyla asla kavga etmez. Kendisiyle ve dünya ile ahenk içinde olmak demek; Tanrı’nın bize bahşettiği gibi, kendi merkezimizden güç almak demektir.&lt;br /&gt;Bizim üstümüze düşen görev, tanrısal doğamızın farkına varmak ve onu açığa vurmaktır. Bu işi kendiliğimizden, gönüllü olarak yapmazsak, o zaman hastalık ve felaket gibi olaylar bunu bize bildirir. Kendi iç hazinelerinizi keşfedin, bunu yapabilecek denli özgürsünüz çünkü, yapın ve hayatın zengin sofrasından siz de payınıza düşeni alın. Uyanmış bilincinize kendinizi her gün biraz daha açın. Tanrısal doğanızın farkına vardıkça, bu bilinç bedeninizin her hücresine nüfuz ettikçe siz de sağlıklı olursunuz. Ve o zaman bilirsiniz ki, sağlık sizin varoluşunuza ait bir doğallıktır. Siz tüm canılar bütünün ayrılma bir parçasısınız ve yaşam bizim tanrı dediğimiz bilince her şeyiyle işler. Bu yolda özgür adımlarla ve sevinerek ilerleyin.&lt;br /&gt;Bedenindeki her hücrenin bilinci vardır, bedeniniz ona anlattıklarınızı anlayacaktır. Bedeninizi dinlemeyi, gereksinmelerini bastırmak yerine hissetmeyi öğrenin. Vücudunuz neye ihtiyacı olduğunu bilir. Ona kulak verin ki, sizinle konuşma alışkanlığı kazansın. Bedeninizdeki tüm organlarla tek tek konuşun, onlarla ilgilenin, sevdiğinizi söyleyin. Bedeninizi bir bütün olarak kabullenmeyi, şu anda nasıl görünüyorsa öyle sevmeyi öğrenin. Bazı eksiklikleri olabilir, ama sevginin gözüyle ona bakarsanız mükemmel olacaklardır.&lt;br /&gt;Sizi biraz olsun düşlere dalmaya davet ediyorum: Gözlerinizi kapatın ve bedeninizin hoşlandığı şeyleri hayal edin. Buna bir başladınız mı, son vermek istemeyeceksiniz. Bedeniniz tümüyle zeka sahibi ve kendi adına “düşünüyor”, “konuşuyor” ve davranıyor”. Tüm organların bir dili (beden dili) var ve bu dil sayesinde kendilerini gösteriyorlar ve yine onunla acil durumlarda –ve çoğunlukla ağrıyarak- kendilerini belli ediyorlar. Bedeninizin zekasından yararlanın. Bedeniniz/kendiniz için neyin daha iyi olduğuna sadece mantığınızla karar vermeyin, bırakın bedeniniz kendi diliyle konuşsun ve siz de onunla birlikte hissedin.&lt;br /&gt;Herhangi bir yerimiz ağrımıyorsa, bedenimizin dünyadaki barınağımız olduğunu aklımıza bile getirmeyiz. Bu satırları okumaya devam ederken gevşeyin, kendinize zaman tanıyın. Hiçbir şeyi yargılamadan bedeninizi hissedin. Soluklarınızın ritmine dikkat edin. Dikkatinizi vücudunuzun çeşitli noktalarına yöneltin ve daha çok beğendiğiniz yerlerde biraz fazla oylanın. Eksikliği hissedilmediği sürece kolayca “unutabileceğiniz” organlarınızın bilincine varın. Bir tören yaparak vücudunuzla dost olmaya davet ediyorum sizi. Sırt üstü uzanın, sakinlesin ve gevşeyin. Ruhen bedeninizde bir gezi yapın, saçınızdan ayak parmağınıza kadar. Her organda biraz zaman geçirin ve ona sevgi dolu sözcüklerle hitap ederek, şöyle deyin: "Var olduğun için teşekkür ederim, iyi ki varsın, sana sahip olmak çok güzel bir şey. Benim hayatta kalmamı sağladığın, bana yardım ettiğin, kendimi iyi hissetmemi sağladığın için sana teşekkür ederim. Seninle dost olmak istiyorum."&lt;br /&gt;Hastalık denen şey kesinlikle başlı başına bir sebep değil, daha çok beden tarafından dile getirilen içsel bir uzlaşmazlığın ifadesidir. Hastalığınızın esas nedenini bulanadek –genellikle duygusal ortamda aranması gerekir- hep yeni baştan hasta olursunuz (olmak zorunda kalırsınız). Ama duyarlı bir şekilde kendi iç dünyanıza eğilirseniz, “dersinizi iyi öğrenmiş” olur ve yeniden huzur bulursunuz.&lt;br /&gt;Hemen hiçbir hastalık şimşek çakar gibi aniden gelmez. Ağır bir hastalık kendini göstermeden önce bedeniniz sizi uyarmaya çalışır. Sakin bir zamanınızda kendinize şu soruyu sorun: Bedenimi dinliyor muyum? Ya da hafif, ama hiç eksilmeyen bir kaba kuvvetle onu suskunluğa mı itiyorum? Hangi uyuşturucu maddeleri kullanıyorum? Hangilerinden vazgeçmem artık pek mümkün değil? Sadece alkol, nikotin, ilaç ya da aşırı yemekten söz etmiyoruz. Kendinizi başka pek çok şekilde uyuşturabilirsiniz, örneğin sürekli stresle ya da gereğinden fazla çalışarak, "işkolik" ne demek istediğimizi pek güzel açıklayan bir sözcüktür.&lt;br /&gt;Bir düşünün bakalım: Sürekli yorgun ve bitkin miyim? Asabi miyim? Toplumsal aktivitelere fazlasıyla mı katılıyorum yoksa tam aksi mi söz konusu? Çoğunlukla fazla hassas, keyifsiz ve saldırgan mıyım? Bedenime gösterdiğim dikkat sadece ağrılarla mı sınırlı?&lt;br /&gt;Kendinizi sorgularken evhamlı falan olmazsınız, kaygılanmayın. .Evham, kişinin bedenine güvenmemesinin bir işaretidir. Halbuki siz bedeninize güvenmeyi ve hem hızlı hem de duyarlı bir şekilde onun sesine kulak vermeyi öğrenme yolundasınız. Vücudunuz aşırı duyarlı bir enstrümandır, zihinsel ve duygusal anlamda ne yaşıyorsanız hepsine tepki verir. Bu "fısıltıları anlamayı öğrenin ki, sonunda işitebilesiniz diye hastalıklar "çığlık çığlığa bağırmak zorunda kalmasın.&lt;br /&gt;Hastalık süreci yaşamınızın en değerli dostluklarından birinin kesintiye uğradığı bir zaman dilimidir: Bedeninizle olan dostluğunuzdan söz ediyoruz. Pek çok insan hasta bedenini reddeder, onu kendisine kötülük yapan bir düşman sayar, halbuki bu konuda vücut tamamen "suçsuzdur".&lt;br /&gt;1- Hasta olan organ ya da beden parçaları ile aranızda bir diyalog geliştirin, tıpkı bir insanla konuşurmuş gibi, onlarla konuşun. Yetiştirdiğimiz bitkilerle konuşunca nasıl daha hızlı büyüyüp serpilirler, bilirsiniz. Bedenimizdeki her hücrenin bilinci vardır, bedeniniz, ona anlattıklarınızı anlayacaktır! Hasta organınıza, ağrı ve sancı yolu ile size ne anlatmak istediğini sorun. Belli ki, size bir mesajı var. Alacağınız yanıtı hissetmek istiyorsanız aklınızı devre dışı bırakın, sezgilerinize güvenin. Vücut kimi zaman ani bir hareketle, hiç beklenmedik bir yerde baş gösteren bir ağrı ile ya da korku üreten belirli bir şey düşünüldüğünde, solunum ritmini değiştirerek doğrudan "cevap verir." Halk arasında "böbreklerime ya da mideme vurdu." derler. Bunun nedeni aşırı korku, sıkıntı ya da kederdir. Verdiği mesajı anlayabilirseniz, hastalık hayatınızın şansı olabilir. Ağır bir hastalığı sebebiyle “yeniden doğuş” yaşayanlar vardır.&lt;br /&gt;2- Hepsinin dışında rüyalarınıza da biraz daha fazla dikkat etmelisiniz. Biraz empati duyarak ve içgüdülerinizi devreye sokarak rüyalardaki sembolleri deşifre etmek mümkün. Rüyanızdaki dramları ne kadar çabuk kavrarsanız, hayatınızda travmalara o kadar az yer kalır.&lt;br /&gt;3- Bedeniniz hakkında deneyim kazanmanın diğer bir yolu da transandantal (askın) yolculuklardır.&lt;br /&gt;Uzanıp yatın ve mümkün olabildiğince derinlemesine gevşeyin. Sonra harika bir ilkbahar rüzgârına kendinizi verdiğinizi düşünün. Kuşlar ötüyor, çiçekler mis gibi kokuyor, güneş teninizi ısıtıyor, hafif bir esinti yüzünüzü okşuyor. Tarlaların arasından giden bir yol görüyor ve o yana dönüyorsunuz. Davetkâr bir mağaraya rastlayana kadar o yolda ilerliyorsunuz. Mağaraya girince hoş bir korunma duygusu kaplıyor içinizi. Orada oturuyor, sükûnetin tadını çıkartıyorsunuz. Arkanızda çok güzel, çok uysal bir kadın beliriyor. O, sağlığınızın koruyucu meleği. Size gülümseyerek bakıyor. Sizde ve bedeninizde gelişen her şeyden haberdar, şifa bulmanız için size yol gösterecek. Ona istediğiniz soruyu sorun. Ama siz de tıpkı onun gibi uysal ve duyarlı olun, kendi içinizdeki bilgelikten gelen uyarılarına dikkat edin. Bu, belli bir zaman alabilir. Çıktığınız ilk transandantal yolculuğun ardından duyarlılığınızın gelişmesi ve aldığınız yanıtları tam anlamı ile algılayabilmeniz birkaç gün sürebilir. Kendinize zaman tanıyın. Sağlığınızın koruyucu meleği ile yaptığınız sohbet bitince ona şükranlarınızı sunun ve ağır ağır geri dönün.&lt;br /&gt;4- En yararlı önlemlerden biri de gevşemektir. Bedeninizin her gün birkaç dakikalığına da olsa gevşeyerek derin gerilimini boşaltması kadar iyi bir şey olamaz. Yüzeysel bir gevşeme değil, derin gevşeme tekniklerini öğrenmelisiniz. Bunun için kendinize zaman ayırın ve günlük egzersizlerle sağlığınıza kavuşun. Kendinize ayırdığınız süre katlanarak sağlık, uyum ve yaşama sevincim şeklinde yine size döner. Günde en az bir kere kendinizi tam anlamı ile bırakın. Tanrısal enerjinin özgürce içinde dolaşacağı bir vücut, sağlıklı ve hareketli olur.&lt;br /&gt;Saf bir ışığın tüm organlarınıza yayıldığını ve hücrelerinizi doldurduğunu hayal edin. Bu enerjiyi bendinizin rahatsızlık çeken organlarına iletin. Soluklarınıza dikkat edin. Yüzeysel nefes alıp verirken enerji alışını önleriz. Günde birkaç kez derin derin nefes alıp verin. Soluk alırken evrenin enerjisini soluduğunuzu, soluk verirken içinizde birikmiş tüm gerilimleri dışarı püskürttüğünüzü düşünün. Soluk alma terapisi uygulayarak belirli organları yada beden parçalarını nefesinizden yararlandırabilirsiniz. Bu, şifalı enerjinin bu bölgelere ulaştırılması demektir.&lt;br /&gt;· Hasta iseniz, her şeyden önce yaşadığınız o durumu kabullenin. Dönüşüm, “ŞİMDİ’yi onaylamak”la mümkün olabilir.&lt;br /&gt;· Bu hastalık verildi, çünkü bu yolla bazı şeylerin bilincine varmanız isteniyor. Bu bilgi sizin için öyle önemli ki, geçici de olsa, bedeninizin bir süre örselenmesi gerekiyor. Bedeni hasta olmak istemez; ama yüksek benliğiniz daha önemli, daha ulu hedeflerin peşinde. Sizi başka bir yola döndürmek için bu hastalığı (son) çare olarak görüyor.&lt;br /&gt;Kendinize sorun: “Neden şimdi hasta oldum? Hastalığım bana ne anlatmak istiyor? Hayatımda neleri değiştirmem gerekiyor?” Sadece çıkmaz bir sokağa girenler, yeni, çıkış yolları ararlar.&lt;br /&gt;Unutmayın: bir hastalığa sahipsiniz, ama siz hasta değilsiniz, yüksek benlik asla hastalanmaz. Tanrı önce ruhu sonra biçimi (bedeni) yarattı, bu her varlık için böyledir. O yüzden önce ruh, sonra beden hastalanır.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;İYİLEŞME&lt;br /&gt;Değişimi sağlamak için, öncelikle bilinçaltına yerleşmiş olan engelleri kaldırmak lazım. Bilinçaltı bir ses kayıt cihazına benzer. Onun işi bir şeyleri kaydetmektir, kaydettiği şeyleri iyi-kötü diye yargılamak değil. Düşünmek, ekmekle eşanlamlıdır. İyi ile kötü arasındaki farkı ayırmak bilinçaltınızın görevi değil; kendi gerçeğinizi oluştururken, o sizin için sadık bir uşak sadece. Enerji ve zamandan tasarruf etmek için, engelleri tanımak ve güç kazanmadan önce onları yok etmek çok önemlidir.&lt;br /&gt;İyileşme sürecinde hastalığın adı ve ağırlık derecesi fazla önem taşımaz, her ikisi de size ruhsal karmaşanız hakkında fikir vermek bakımından önemlidir. Bir insan ancak esas bütünlüğü yeninden kurulursa iyileşir. Sağlığınız yeniden kavuşmak istiyorsanız; RUH-BEDEN-ZİHİN üçlemesini yeniden sağlamak zorundasınız. Korkular, negatif duygu ve düşünceler; ruh-beden ve zihin arasındaki enerji aktarımını zorlaştırır. Sevgi içeren düşüncelerle kendi uyumunuzu kurun ve kendi bütünlüğünüzü yeniden sağlayın.&lt;br /&gt;Her şey çok yönlüdür – bir hastalığın ortaya çıkması kadar şifa bulması da..&lt;br /&gt;Pozitif düşünceler kendi tabiatınıza uygun, yapıcı ve şifalı bir süreç başlatır, buna karşın negatif düşünceler daima tahripkardır. Sağlığınız için temel anlamda bir şeyler yapmak istiyorsanız, negatif düşünceleri bir kenara bırakın. Tabii ki bu tip duyguları zorla bastırın demek istemiyoruz. Bastırılmış her şey bir gün daha tehlikeli bir biçimde geri döner. Düşünceleri ve duyguları bastırmak demek, onları bilinçaltında saklamak demektir. Siz önce negatif düşüncelerinizin bilincine varın ve sonra onları barışçıl duygularla azat edin.&lt;br /&gt;Arada sırada strese girmekle hasta olunmaz. Fazla zorlandığımızı hissettiğimiz durumların sık sık yinelenmesi buna neden olur. Her insanın sınır çizgisi farklı yerdedir. Kimileri hep aynı işi yapmaktan strese girerler, kimileri sürekli başka insanlarla birlikte olmaktan. Sakin bir zamanda ya da tatilde kendinize şu soruyu sorun: "Hayatımda stres üreten şeyler nelerdir? Ne olduğunda fazla zorlanıp, sıkılıyorum? Neden korkuyorum? Neyi istiyorum ya da neyi değiştirmem gerekiyor?" Şunu da bilin ki, genel olarak stres üreten şey olayların kendisi değil, sizin olaylara bakış açınızdır. Sizi sıkan şeylere bir kere de başka bir perspektiften bakmayı deneyin. Hayatınızda neyi daha basitleştirebilir, neyi terk edebilirsiniz? Düş gücünüzü çalıştırın, ister üst düzey yönetici, ister ev kadını olun, kendinize göre "akılcı önlemler" geliştirin. Değiştirmek istediğiniz şeylerin bir listesini çıkartın. Değişmesi gereken şeyleri hemen şimdi değiştirmeye başlayın. Stres altında olmadan daha kolay, daha hür ve daha becerikli bir çalışma sergileyecek ve iki kat daha verimli olacaksınız. Bunu başardığımız anda kendinizi bir kitap, bir gezinti, bir masaj ya da bir film gibi sevdiğiniz bir şeyle ödüllendirin. Siz, bir anlamda temsilcisiniz yani içinizde tanrısal bir düzen var aslında, kendinizi ona bırakırsanız, gevşemeniz daha da kolay olacaktır.&lt;br /&gt;Terapiler ile korkularınızın sizin tarafından bastırılmış olan sebeplerinin yeniden bilincine varır ve onlardan kurtulabilirsiniz. Korkularınızı derine itmeyin aksi halde artarak çoğalacaklar ve sizde, onlara yenik düştüğünüz duygusunu uyandıracaklardır.&lt;br /&gt;Derin gevşeme halinin gerekliliğine değinmiştim daha önce, ama ruhsal stresin, bedensel aktivite ile atlatılabileceğini biliyor muydunuz? Zorlandığınız, gerildiğiniz ve kasıldığınız zamanlarda yatağa girip, yorganı tepenize çekeceğiniz yerde koşun, dans edin, yüzün yani zevk aldığınız bedensel aktivitelerde bulunun.&lt;br /&gt;Sağlık için sihirli formül "uyumlu denge”dir. Gerilim ve gevşeme, uyku ve uyanıklık, yemek ve perhiz, hareket ve sakinlik arasında, ruhsal, bedensel ve zihinsel aktivitelerin arasında denge kurun. Çin felsefesinden kaynaklanan Yin ve Yang prensiplerini biliyorsunuzdur belki de: Yin ve Yang zıtlıkların tekliğini sembolize eder ve yaşamın her alanına uygulanabilir. Eğer sağlıklı kalmak istiyorsanız, dünyayı sağlıklı ve sağlıksız davranışlar ve besinler olarak ikiye ayıran katı bir çilekeş olmayın sakın. "Sağlıksız" olandan kaçınma tutkusu, bir kadeh şaraptan ya da bir dilim bonfileden çok daha zararlıdır. Arada sırada kaçamak yapmanızda hiç sakınca yok -denge yasasından haberdarsanız sürekli kaçamak yapacak biri değilsiniz zaten. Örneğin bir pazar gününü yataktan h: çıkmadan tembellik yaparak geçirebilirsiniz - ama pazartesi sabahı yeniden çalışkanlığa geri dönmek üzere. Bir gece köpük banyosu yapabilirsiniz - ama her gece değil.&lt;br /&gt;Prensip olarak sağ-sol ayrımına dayanan şeyleri yaparak denge açısından duyarlılık kazanabilirsiniz. Yoga bazlı değişken solunum egzersizlerini çalışın. Bol bol yürüyüş yapın. Bacaklarınızın tempolu sağ-sol hareketi bedeniniz ve ruhunuz üstünde uyumlu etki yaratacaktır. Jimnastik egzersizleri yaparken bedeninizin sağ ve sol yarılarını aynı oranda çalıştırmaya dikkat edin. Bizler vücudumuzun, beynin sol yani entelektüel yanına tekabül eden sağ yarısına fazlasıyla fikse olmuş durumdayız.&lt;br /&gt;Beynin sağ, yani sezgisel yanı tarafından yönetilen vücûdun sol yarısını da bilinçli bir şekilde güçlendirme çalışmaları yapın. Her iki taraf arasında denge sağlanırsa, yani aynı oranda güçlü olurlarsa vücudunuz da doğal dengesine kavuşur.&lt;br /&gt;İnsan ne düşündüğüne nasıl dikkat ediyorsa, söylediklerine de dikkat etmek zorundadır. "Bu kulağım iyi duymuyor", "Kalp krizi geçireceğim neredeyse", "Şu olay bende baş ağrısı yaratıyor", "Bu midemi bulandırıyor, "Şu iş soluğumu kesiyor" gibi, söylemlere dikkat edin. Ruh halimizin üstümüzdeki etkisini anlatırken kullandığımız dil resimseldir. Yukarda saydığımız cümleleri sık kullanarak bilinçaltımıza bir anlamda telkin yaptığımız hiç aklınıza geldi mi? Bilinçaltı söylenenleri sözcük bazında algılıyor demiştik. Örneğin ister yüksek sesle, ister içinizden ikide bir de "nefesim tıkandı" derseniz bilinçaltı bunu kapar. Düşüncelerinizle ve sözlerinizle uyumlu tepkiler verir, yani bir anlamda size itaat eder. Ve günün birinde bir bakmışsınız ki bronşit ya da astım oluvermişisiniz. İnsanları hasta yapan şey belli bir durumun kendisi değil, o duruma ilişkin düşünceleridir. Hiç düşünmeden neler söylediğinize bir bakın bakalım. Ya da bir dostunuzdan, negatif dışavurumlarda sizi uyarmasını rica edin. Ama bu işin bir de iyi yanı var: Hem kendinizin, hem çevrenizdekilerin sağlık durumunu yapıcı sözcüklerle pozitif etkilemek!&lt;br /&gt;Sevgi ve güven içeren düşüncelerinize sıkı sıkıya sarılırsanız, hayatın zor anlarını daha kolay atlatabilirsiniz. Hayatta daha da olgunlaşabilmek için bu sorunları kendinizin yarattığını düşünün ve çözümlerini kısa sürede bulacağınızdan emin olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rezonans Yasası’nın sonucuna göre; isteyerek yada istemeden ne düşünüyorsanız onu kendinize çekersiniz. Negatif salınımların sizde yankı bulmasına izin vermediğiniz sürece onlardan uzak kalırsınız. Bunu sağlamak için 2 yöntem var: En geçerli olanı kendini hastalığa kapatmak için araya mesafe koymaktır. Pek çok doktorun hastasına soğuk diye nitelendirilebilecek tutumunu açıklayan bu mesafeli davranış şekline göre hastadan yayılan hastalıklı titreşimlerden bu yöntemle uzak durulur. Manevi basamakların daha yüksek bir noktasındaysanız, böyle bir mesafeye hiç gerek yok, siz tam anlamı ile geçirgen bir varlıksınız, negatif titreşimler sizden geçip gider, çünkü sizde kendi türleri ile karşılaşması söz konusu değildir.&lt;br /&gt;Bulaşma, sadece bedensel düzeyde gerçekleşmez, bunun zemini her şeyden önce manevi anlamda hazırlanır. İşte bundan dolayı bir hastalıktan ölesiye korkmak, ona yakalanmanın en kestirme yoludur. Sürekli hastalıktan ve korkularından söz eden insanla] dostça bir yaklaşımla, ama kararlı bir şekilde bu yankı yasasını anlatın. Eğer titreşimleriniz "size geri dönmezse" ya konuyu kapatın ya da o kişiyle fazla görüşmemeye bakın. Rezonans yasasından pozitif anlamda yararlanın. Bırakın, sağlığa ilişkin düşünceleriniz büyüyüp serpilsin ki, siz de gelişebilesiniz.&lt;br /&gt;………………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Yeniden kendimize inanmayı öğrendikçe, kendimize dair daha olumlu fikirler beslemeye başlarız. Kuşku duymak yerine kendimize güvenmeyi öğrendiğimizde her şeyin daha iyi olacağını anlarız ve özgüven geliştiririz. Yaşam içerisinde karşı karşıya kalınan bazı “başarısızlıklar” ara nameler olarak değerlendirilmeli. Eğer gerçekten istiyorsak hayatın başarısından pay almamamız imkansız.&lt;br /&gt;Kendimizi, farklı kişilik sahibi olduğumuzu anlamayı ve kabullenmeyi öğrenmeliyiz. Bunun içinde kendi üstümüzde çalışmalıyız.&lt;br /&gt;Düşüncelerimizi bilinçli olarak iyimser yönlere sevk edelim, buna bağlı olarak kişiliğimiz yeniden şekillenir. Hiç durmayan damlalar sonunda taşı oyar! Sürekli yinelenen pozitif düşünceler, pozitif anlamda zorlayıcı bir etkiyle bilinç dönüşümünü yaratır.&lt;br /&gt;Öylesine basit bir şeydir ki bu, bir çocuk bile bu gerçekten yararlanabilir. Genellikle çocuklar kendileri olmaktan çıkıp, başka birisiymiş gibi davranırlar ve bunu oyun olsun diye yaparlar.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………..&lt;br /&gt;Büyük bir coşku ve heyecanla iyi, asil ve tanrısal olanı düşünmek, yaşamına en kısa sürede başarı, sağlık, barış ve huzur getirmekle eş anlamlıdır.&lt;br /&gt;Negatif titreşimlerin yankı duvarı olan bir beden olmamayı öğrenirseniz, hayatınız da iyiye, asil ve Tanrısal olana yer açılacaktır.&lt;br /&gt;Düşüncelerinizin istemediğiniz bir yöne kaydığını hissettiğiniz anda, düşünce akışına derhal bir son verin ve aynı temayı bir kez daha tekrarlayın ama bu kez yapıcı tarafından.&lt;br /&gt;Huzur –eğer biz izin verirsek- zaten var. Huzur sevginin bir fonksiyonu ve sevgi biz insanların Tanrı diye isimlendirdiği o ruhun ta kendisidir ve daima her yerdedir. Barış, Tanrı’nın ayak izidir. Onun peşinden gidersek; içimizde sevgi, uyum, Tanrı gerçekleşir ve yolumuz huzur yolu olur. İnsanın iç huzurunun pınarı, özverili sevgi ve bağlayan bileştiren düşüncelerdir. Hiçbir şey talep etmeyecek, sadece vermek isteyeceksiniz. İşte tam da bu “vermek”, huzurun esas kaynağıdır! Ve daha az isteyince daha çoğa kavuştuğumuzu fark etmeliyiz. Huzur; almanın ve vermenin uzlaşması ve düşünce, konuşma ve davranışların birbiriyle örtüşmesidir.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Tüm sorunların çözümü, kendini onlardan kopartma yeteneği ile mümkündür. Sorunlara belli bir mesafeden bakabilmek gerekir.&lt;br /&gt;Bir sorunun arkasında genellikle o sorunla yüzleşmeyi istemememiz yatar. Halbuki içimizi harekete geçiren, hoşumuza gitmeyen ne varsa hemen ve açık açık söylemeyi öğrenmeliyiz. Aksi taktirde konuşulmayan şeyler boyut değiştirir ve sonucunda ortaya psikosomatik reaksiyonlar (hastalıklar) çıkar.&lt;br /&gt;Evliliklerin ana sorunu da tam bu noktada kendini gösterir. Bizler birbirimizle konuşmayı mutlaka öğrenmek zorundayız. Yaşamın hangi alanı için olursa olsun: Az konuşmanın sonucunda baş gösteren anlaşmazlıklar, zamanla savaşa dönüşür. Evlilikte yada bir beraberlikte barışçıl argümanlar öne sürerek kendi fikrini belirtmeyenler, kısa zaman sonra hiç de barışçıl olmayan koşullarda bulurlar kendilerini.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;En büyük düşmanımın, korkan bir ben olduğunu anladım. Bu bulgu beni sınırsız şaşırttı, ama aynı zamanda rahatlattı da çünkü sürekli mutsuz olmaktansa kendini değiştirmek daha kolay"&lt;br /&gt;Bir çok insanın sorunlarının gerisinde de çocukluğunda aldığı otoriter, baskıcı terbiye sistemi yatıyor. Henüz yaşın küçük olduğu dönemlerde yani çocukken olumsuz ve sevgisiz muamele görenler çoğunlukla yetişkinlik çağında da sevgisiz bir yaşam sürerler. Bu izleri sert olmayan ve sevgi dolu "geçmişe hücumla" silmek ve kendinize yeni bir güç kazandırmak mümkündür. Geleceğinizi belirlemek için geçmişin elinden gücünüzü alın. Özgür olmak demek: Geçmişin üstündeki hiçbir ipotek sizi zorlamamalı ve ünlü “burada ve şimdi” düsturu gerçekleşmeli.&lt;br /&gt;Ama sözcüğünü kullanmamaya çalışın.&lt;br /&gt;“Ruhum Tanrı sevgisiyle dolu.” Tanrı sevgisi ile dolu bir insanın nasıl olduğunu sık sık gözünün önüne getir. Sadece dost olan dostluk bulur.&lt;br /&gt;Her şeyin değişmesi için kendi hayat görüşümü değiştirmem yeterliymiş.&lt;br /&gt;Terapideki en büyük hedefim, hastaya kendi derinliğini hissettirebilmektir. “Kendi kendini keşfeden insan sefil olmaz. 'Kötülük, iyiliğin bilinmeyen halidir." Tüm sorunlar bilgisizlikten kaynaklanır.'&lt;br /&gt;………………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Geçmişteki travmalara yoğunlaşmış bir terapi ile şimdiki zaman “eski yüklerden” temizlenebilir. Geçmişini bilmek, -ki buna uzun bir atalar zinciri hakkında bilgi edinmek de dahildir- insanın bakış açısının daha geniş anlamda netleşmesini sağlar, hem kendine hem de genel anlamda hayata daha başka bir duruş kazandırır.&lt;br /&gt;Aşağılık duygusu, insanı kendiyle ilgilenmekten vazgeçirir.&lt;br /&gt;Sevgisizlik hali, insanı dünyadan kopartır.&lt;br /&gt;Sevgi bağlar, sevgisizlik ayırır.&lt;br /&gt;………………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Düşünceye güç veren siz değilsiniz, düşünce zaten dünyayı harekete geçiren gücün ta kendisidir. Düşünceler bilincin ifade bulmuş hali ve yaratıcı gücümüzün el aletidir. Geçmişte kalan sorunlarınızın çözümü sizi önemli bilgilere ulaştırdı. Değişimler daima, düşüncelerimizin, sözlerimizin ve hareketlerimizin sonucu olan bilgilerin sonucudur. Ve bu bilgiler bizi aydınlanmaya ve kurtuluşa götürecek olan basamaklardır.&lt;br /&gt;Doğru düşünce şekli yaratıcı, yapıcı olmalı, öngörülü düşünülmeli –ancak bu şekilde amaçlanan hedefe daha hızlı ve daha güvenli ulaşmak mümkün çünkü.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………….&lt;br /&gt;Kendimi ve başkalarını affediyorum&lt;br /&gt;İstediğimiz yaşamı sürdürebilmek için kendi kendimize hizmet etmeliyiz.&lt;br /&gt;“Tüm sevgimi vererek iyi olan her şeyle bağlantıya geçiyorum.”&lt;br /&gt;“içim mükemmel bir uyumla dolup taşıyor. Kendi merkezimden akan bilgelik beni güçlü ve güvenli kılıyor. Kendi benliğimle derin ve içten bir bağlantım var. Kendi içimi dinliyorum. Esaslı bir güçle doluyum. Bu güç beni kuvvetli ve sevgi dolu kılıyor. Kendimi seviyorum, hayatımı seviyorum ve akrabalarımı, arkadaşlarımı, başka insanları seviyorum, içime sevgi, denge ve iyilik doluyor. Çevrem beni sayıyor ve seviyor. Mesleğimde başarılıyım. Ben adaletin yerini bulmasına hizmet ediyorum. Bütün dünya kişiliğime ve mesleki bilgime saygı duyuyor, takdir ediyor, güveniyor.”&lt;br /&gt;………………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Dertlerin üstümüzde yarattığı belirli orandaki baskı, ataletimizden sıyrılmamız için gereklidir. Kimilerinde ağır bir hastalık, dertlerin anlamını irdeleyen bir pencereden bakmak için gerekli zamanı sağlar. Fakirlik ne Allah’ın emridir, ne doğa tarafından planlanmıştır. Yaratılışın tümüne şöyle bir göz gezdirdiğinizde, bolluğun hüküm sürdüğünü göreceksiniz.&lt;br /&gt;· “Benim kanalımla bol paranın devreye sokulması iyi bir şey. Seyahat etmek istiyorsam haklı bir nedenim var çünkü dünya güzel ve bu güzelliğin bana hizmet etmesi için benim onu fark etmem, algılamam ve ondan zevk almam gerek.&lt;br /&gt;· Güzel bir ev istiyorsam haklı bir nedenim var; ben eğlenmeyi, inanlarla ahbaplık etmeyi seviyorum; bu ev benim yaşam kalitemi yükseltecek.&lt;br /&gt;· Maddi açıdan aileme her şeyi sunmak istiyorum; çocuklarım iyi bir eğitim almayı hak ediyor.&lt;br /&gt;· Hayatımın bol paralı geçmesi adına bütün bunların hepsi iyi birer neden. Parayı iyi amaçlar uğruna kullanmak ve sahip olduğum refahtan mutluluk duymak istiyorum. Yaratıcı ruhum benim için iyi olanları sonsuzluk ölçüsünde katlayacak.”&lt;br /&gt;Bu maneviyat, refah ve bolluğun nedeni olacaktır.&lt;br /&gt;Ne için paraya ihtiyaç duyduğunuzu kaleme alın; para ile neler yapacağınızın hayallerini kurun. O paraya ulaşmak için ne denli haklı olduğunuzu gerekçeleriyle sıralayın.&lt;br /&gt;Tüm arzularınızı şiddetle talep edin. Tanrının evladı olarak doğuştan sahip olduğunuz, daha iyi yaşam hakkını talep edin.&lt;br /&gt;Yüreğinizin saf heyecanı ile istediğiniz şeyler size gelecektir. Bir hasta sağlığa duyduğu özlemi kullanarak gerekli olan içsel değişimi yaratabilir, doğru doktorları bulur, yaşamını farklılaştırır ve bir bakar ki iyileşmiş.&lt;br /&gt;Bir fakir tesadüfler sonucu zengin olmaz; servet sahibi olmaya duyduğu özlem ve bunu talep etmek başarı kazanmak için itici bir güç yaratır. Kağıda döktüğünüz konsepti her sabah uyandıktan sonra yüksek sesle okuyun ve arzularınızı hayal edin.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Problemler bize verilmiş birer armağandır; çünkü her biri bir bilgi iletir.&lt;br /&gt;“Problemlerin” çözümü daima bir bilgiden geçer ve bu bilgiye ulaşmak adına problemleri biz kendimiz yaratırız.&lt;br /&gt;Dert, keder ve ızdırap benim kendi manevi ilerleyişim için birer armağan oluyor demek ki. İşte bu noktadan bakıldığında, insanın kendi üstünde çalışmasını engelleyen ataletin ne büyük önemi olduğu anlaşılır ve problemlerin gerekliliği bir kere daha onaylanmış olur. Dünyanın en kar getiren işini –yani kendini işlemeyi- yapan bir insana hiçbir baskı etki etmez ve, o insan hayat denen oyundan keyif alır, hem de asla zorlanmadan.&lt;br /&gt;Daha yüksek bilinç katlarının arayışında olanlar için, dertler ve sıkıntılar geçmiş zamandan kalma anılardır sadece. Söz konusu olan evrimin anlamına gönüllü olarak uyum sağlamak. Evrim daha iyinin iyiye tercih edilmesi, manevi büyümeyi hedefleyen seçimdir. İster gönüllü, ister zoraki hepimiz aynı yolun yolcularıyız aslında.&lt;br /&gt;Keder bir seçimdir ve “susuzluğun su arattığı gibi, keder de mutluluk aratır.”&lt;br /&gt;Siz Tanrı’nın bir eserisiniz, orijinal bir yapıtsınız, eski şablonlara ihtiyacınız yok, kendi sonuçlarınıza kendiniz ulaşacaksınız.&lt;br /&gt;Kitleden kopup onbinden biri olmak ve kendi yolunda gitmek…&lt;br /&gt;Siz de diğer “Orijinal”leri yaratıcı düşüncelerinden ve onların sonuçlarından tanıyabilirsiniz. Varoluşunuzu etkileyen bu yeni niteliğin, yeni kalitenin başlamasıyla birlikte, dört boyutlu evrenin eşiğinden altı boyutlu evrene geçen fizikçi gibi sizin de yaşamınızdaki perdeler açılacak. Sizin için transandantal bir dünya başlayacak, çünkü size iki yeni boyut bahşedilmiş olacak. Burçlardan kova devrindeyiz, yani kendi orjinalitesini ve kendi yaratıcı yeteneklerini keşfetmeye başlayacağı bir zaman dilimi. Bu okuduklarınız hakkında meditasyon yapın(problemler, korkular ve bunların anlamı, orjinalite, kendi yolun, kolektif bilinmeyen, sonsuzluk, bilgiye ulaşmak, kendi doğasını tanımak-bilmek)&lt;br /&gt;Meditasyon sizi karmaşık ilintileri sezgilerinizle anlamaya ulaştıracak. Meditasyon bugüne değin öğrendiklerinizin üstünü örten tozdan sezgilerinizi arındıracak ve gerçeğe dönmenizi sağlayacak.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Ceza korku üretir ve korkular ruhun prangalarıdır.&lt;br /&gt;Açığa çıkacakları bir sübap bulamayan korkular hem bedensel, hem ruhsal alanda ekstrem rahatsızlıklar doğurabilirler. Korkularınızdan kaçmayın, çünkü onlar size kişiliğinizin zayıf noktalarını gösteriyor ve siz, bu kişilikle daha çok uzun yıllar idare etmek zorundasınız. Bir korkuya bir problem gözüyle bakın. Bunun çözümünün sizi önemli bir bilgiye ulaştıracağını düşünün. Bu bilgiye ulaşmak jçjn o korkuyu siz "icat ettiniz." Bu açıdan bakıldığında problemler insanda sevinç uyandırmalı ve bir zıplama tahtası görevini görmeli. Bilinmeyenden ise korkmakta haklısınız.&lt;br /&gt;Korkularımızı teşhis edebiliyorsak, onlardan kurtulmamızın mümkün olduğunu da bilmeliyiz.&lt;br /&gt;Tanrı sevgisi deneyimleri yapmak, bizde Tanrı katına sağlıklı bir bakış açısı yaratır ve bizi yaratan ve hepimizin onun ifadesi olduğumuzu gösteren manevi güce içimizde saygı uyandırır.&lt;br /&gt;Kendi tanrısallığınızla sağlıklı ve saygı dolu bir ilişki içinde olursanız, kendinizi güvende ve koruma altında hissedersiniz. Akıl kuşku duyar, sorgular ve inanmak nedir bilmez.&lt;br /&gt;Bugüne ait bir öneri: Dua edin. Dua etmek “Sen bilirsin Tanrım” demenin bilinçli bir göstergesidir. Dua etmek, sonlulukla sonsuzluğun iletişimidir! Dua etmek bir şeyi olumlamaktır ve eğer siz bunu yaparsanız, duanız içsel bir resim halini alır, bin sözcükten fazlasını ifade eder. Kendinize, hayatınıza “EVET” demeyi öğrenin ki; bu duruşunuz binlerce pozitif olayla kendini ifade edebilsin. Dua etmek, aktivitenin en yüksek formudur.&lt;br /&gt;Hayata daha farklı bir noktadan bakarak ve kendinize biraz daha farklı eğilerek, hedeflerinize kolayca ulaşabilirsiniz. Ama bunun için ilk koşul; önce hedef sahibi olmak, ikincisi ise neyin gerçekleşmesini istiyorsanız onu gerçekten hak ettiğinize inanmaktır.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Hayatta kendi başına hiçbir karar alamamış ve kendi sorumluluğunu üstlenmemiş bir çocuk yarım bir insandır ve yardım görmediği takdirde çok zor bir hayatı olur. İtici güç oluşturması için her gece yatmadan önce okunabilecek telkinler:&lt;br /&gt;“Neşeli, sağlıklı ve güçlüyüm. İstediğim her şeyi yapabilirim. Kendime güveniyorum. Güçlü, pozitif bir kişiliğim var. Her şeyi iyi ve doğru yapıyorum. Okulu seviyorum, ders çalışmak çok eğlenceli. Çalışırken dikkatimi derse veriyorum. Bana baktıkları için aileme minnettarım. Annemi, babamı seviyorum. Her yeni güne seviniyorum.”&lt;br /&gt;Çalışan ailelerin çocuklarında gözlemlenen sevgi ve ilgi noksanlığı, onların ileride uyumlu birliktelikler sürdürmelerini de engeller.&lt;br /&gt;Genellikle düşündüğünüz gibi olmaz pek, çünkü bilinçaltımızın derinliklerinde kendinizi cezalandırma eğilimi vardır. Ailenin iyi-kötü anlayışına uygun davranmadığımız zaman, anneler babalar kendi yargılarını bize Tanrı’nın ağzından bildirirler. Aile, çocuğunu iyi yetiştirmek istediği için kendi gözetiminin mümkün olmadığı zamanlarda çocuğun üstündeki kontrolünü sürdürmek ister. İşte bu noktada “Sevgili tanrı” devreye sokulur, ama daha çok cezalandırıcı olarak ve sonuçta çocuk Tanrı’yı sevmeyi değil, ondan korkmayı öğrenir. “Tanrı yaptığın her şeyi görür, düşündüklerini duyar. Kötü düşünmek günahtır. Sevgili Tanrı seni cezalandırır yoksa.” Bu tip söylemler öyle çok yinelenir ki, neticede çocuğun üstünde büyük güç kazanır.&lt;br /&gt;Bilinçaltına kazınmış olan “Tanrı beni cezalandıracak” düşüncesi ceza beklentisini de beraberinde getirir. Ve salt korktuğunu için, korktuğunuz şey başınıza gelir. Hayatınızı tedirgin eden korku odakları sizin duyduğunuz korkuların desteği ile kendilerine sağlam bir yer edinebilmişlerdir. Çok uzun bir zaman önce birisine yaptığınız bir haksızlıktan dolayı kendinizi günahkar mı hissediyorsunuz? Cezaya hazır olacak şekilde programlanmış bilinçaltı&lt;br /&gt;Yetişme dönemindeki insanlara yardım etmek için sergilenmesi gereken en uygun davranış şekli, onların sahip olduğu özellikleri keşfetmek, sevgi ve ilgi göstererek onları kendilerine yöneltmektir.&lt;br /&gt;Aileler tarafından telkin edilen suçluluk duygusu kendini cezalandırma eğilimi yaratır, özgüven eksikliğine neden olur, ruhsâl ikilem artar, davranışlar çelişkili olur ve kişide (görece) hatalı davranışlar birbirini izler.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Çocukluktan itibaren baskılanan duygular, suçluluk duygusu yaratan yıkıcı düşünceler, kendini ifade edememiş olma, gerçek duyguları açığa çıkaramamış olmak zamanla öyle yoğunluk kazanır ki, sonunda insanı yerle bir eder.&lt;br /&gt;Bize düşense, bütün bu bilgilerden (yaşadıklarımızın bilgisinden) yararlanmaktır. Yaşanmış olayları olduğu gibi kabul etmeyi öğrenerek ilk önemli' adımı atmış oluruz ve deneyimlerimiz sayesinde önümüzde uzanan hayatı daha kolay yaşarız. Geçmişle didişmek ve istemeden yaşadıklarımızı bilinçaltının derinliklerine gömmek, yaşadığımız hayatı mutsuz kılar. Şunu unutmayın: "Gömdüğünüz düşünceler sizi yönetme hakkını elde eder.'&lt;br /&gt;Karşılaştığınız zorlukları sevgiyle çözümlemeyi deneyin; sevgi kendisine uygun olmayan şeyleri eriten, tüketici bir ateştir.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Bilinçaltı&lt;br /&gt;En üst boyutta bilinçlenmenin tohumu içimizde.&lt;br /&gt;Bilinçaltının görevi ne söylenmek istendiğini değil, ne söylendiğini kaydetmektir.&lt;br /&gt;Beynin iki yarısıyla öğrenmek, insanın zihinsel kapasitesini artırıyor. Gevşeme halindeki bir insan daha kolay ve daha çabuk öğreniyor. Kişi kendisine aktarılan bilgiyi sakin, rahat ve ilgili bir şekilde kabul ediyor. Hayatta her şeyde olduğu gibi bunda da kendini bırakmak (her şey benden gerçek olur) en doğru hal şekli ve “talep etmenin” çok ötesinde bir kazanç sağlıyor. Derin gevşeme (alfa durumu) halinde kişiye verilen bilgilerin 3 ay sonra hatırlanma durumu %88 oluyor. Normal öğrenmede ise başarı oranı aynı zaman dilimi için ancak %50.&lt;br /&gt;Ototelkin yoluyla bilinçaltınıza ihtiyaç duyduğunuz TELKİNi yerleştirebilirsiniz.&lt;br /&gt;Bilinçaltına uygun telkinler gönderilerek güven duygusu geliştirilebilir. Bu arada iyileşmeye duyulan “güven” çok önemli ve gereklidir. Bilinçaltının anlayacağı dil tam da budur işte: Belirli bir şeye ya da duruma dair ağırlıklı fikriniz (inanç) nedir? Sağlığınıza kavuşacağınıza inanıyorsanız bağışıklık sisteminizi güçlendirirsiniz; hastalığa inanıyorsanız o zaman kendi hekiminizin olanaklarını kısıtlarsınız ve sağlık sizden daha uzağa düşer.&lt;br /&gt;Hafıza için “iyi öğreniyorum ve öğrendiklerimi kafamda tutuyorum”&lt;br /&gt;Birbirimizle konuşalım çünkü içimizden iki, üç kişi onun adını zikrederse Tanrı da orada hazır olur. Biraz iyi niyetle yeni bir başlangıç yapmak mümkün.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Üst benlik; kendimizin yararına olacakların sinyalini veriri; sezgiler, rüyalar, vizyonlar vs yoluyla. Eğer biz iç sesimize kulaklarımızı tıkamamışsak onu duyabiliriz. İç sesimizi dinlemediğimiz ve bir bakıma yolumuzdan saptığımız için hayattaki pek çok başarıyı ıskalarız.&lt;br /&gt;Gevşeme egzersizleri ve özgüveninin yeniden yapılandırılmasının ardından öğrenme ve pek çok yetenek de gelişir.&lt;br /&gt;“İçimde büyük bir uyum ve güç var. Okulu seviyorum çünkü öğrenmekten zevk alıyorum. Derslerimi öğrenmek ve bir daha unutmamak benim için çok kolay. Duyarlı, uyanık ve dikkatliyim. İçimde bir dahi yaşıyor. Ben hayatın bir mucizesiyim. Ben sıradışı bir başarıyım.&lt;br /&gt;…………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Bir şeyi gerçekleştirmek için:&lt;br /&gt;· 20 dakikalık meditasyon sırasında bedenini derin gevşemeyle gevşet.&lt;br /&gt;· Huzur içinde ol.&lt;br /&gt;· Tam bir inanç-güven içinde ol.&lt;br /&gt;· Olmasını istediğin şeyi imajine et, onu hisset 5 duyunla&lt;br /&gt;· Ve olumlama yap.&lt;br /&gt;Olmasını arzu ettiğin şeyi GÖR ve HİSSET&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedenle:&lt;br /&gt;· Derin gevşe&lt;br /&gt;· Tüm organlarınla tek tek ilgilen, konuş: “İyi ki varsın, sana sahip olmak çok güzel bir şey. Bana yardım ettiğin, kendimi iyi hissetmemi sağladığın için sana teşekkür ederim. Seninle dost olmak istiyorum” de.&lt;br /&gt;Görsel imajinasyon kişiyi başarılı kılar.&lt;br /&gt;Herkes nasıl istiyorsa öyle biri olabilir, tabii ne istediğini biliyorsa. Önemli olan kendinizle içsel berrak bir resim oluşturabilmek.&lt;br /&gt;Mesleğiniz ve kariyerinizle ilgili aydınlık düşünceler geliştirin. Derinliklerinizde var olan sonsuz bilgeliği özgür bırakın, o zaman göreceksiniz ki kazandığınız başarıya bir insan olarak gösterdiğiniz gelişme de eşlik edecektir. Ruhsal enerjinizin yolunu açık tutarsanız, devamlı bir didişme içinde olmazsınız. Birliktelik ve başkaları için de var olmak, kar hanenize yazılır, kozmik güçler yardımınıza koşar.&lt;br /&gt;Kendinize yaptığınız yatırımda ne kadar ilerlediğinizi bilmek istiyorsanız, ailenizi, dostlarınızı gözlemleyin. İki hafta geçmeden şu soruyla karşılaşacağınız kesin: “Ne oldu sana? Değiştin, sakin ve dengeli birisi oldun.” Bu soru karşısında içiniz sevinçle dolacak. Ve kendinize yaptığınız yatırımın meyvelerini toplamaya başlayacaksınız.&lt;br /&gt;Sadece “şimdi” var. Herkes kendini bulma ve buna bağlı olarak kendini gerçekleştirme yolunun yolcusudur.&lt;br /&gt;Sadece sevgi ve uyuma ilişkin bir dünya görüşü edinerek hayatınızı değiştirebilirsiniz.&lt;br /&gt;Her şey; bedeni, doğası ve ruhu Tanrı olan güçlü bütünün bir parçasıdır.&lt;br /&gt;Neyi madde haline getirmek istiyorsanız seçin ve “Düşüncelerinizin gücü” size onları gerçekleştirmede yardımcı olsun..&lt;br /&gt;Bugünden başlayarak; kendinizi, bilinçli bir şekilde dünyanızı şekillendirmeye adayın, çünkü kendi dünyanızın yaradanı sizsiniz.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Süblimasyon ile başarı&lt;br /&gt;Bilinçaltını etkilemenin yollarından birisidir. Yani bilinçaltınızı görünüşte duyulmayan, işitilmeyen telkinlerle etkilersiniz. Bu içerikte olan kasetlerde insanı gevşeten bir müzikten yada doğanın çıkardığı seslerden başka bir şey yok sanılır. Çünkü kasetten gelen uyumlu sesleri dinlediğiniz sürece, bilinçaltınız pozitif mesajları kabul eder. Bu mesajlar, müziğin kendi karışında gizlidir. Bilinçaltınızda birikmiş negatif düşünceleri bu yöntemle uykunuzda bile pozitif yöne değiştirmek mümkündür. Süblimasyon çalışması yaparken yemek yemek, çalışmak, okumak gibi uğraşlarınıza devam edebilirsiniz.&lt;br /&gt;Bu ses kayıtları nasıl etki yapıyor? Bilinçaltımız bir veri bankası gibi çalışır. Beş duyumuz tarafından yollanan uyarıları değerlendirmeden ve yargılamadan depo eder. Duyularımızın ilettiği uyarıların biz sadece bir kısmının bilincindeyiz. Bilinçüstümüz bir filtre gibi çalışarak sadece güncel önemi olan bilgi ve uyarıların bilincine varır. Sadece veri değeri olanlar bilinç üstü tarafından işlenir, planlanır, analiz edilir, kararlaştırılır vs. Geri kalan algıların hepsi doğrudan bilinçaltına yollanır, orada biriktirilir ve ihtiyaç halinde geri çağrılır Zihinsel aktivitelerimizin bir kısmı bilincinde olduğumuz bilgilerin dışında faaliyet gösterir, dolayısıyla doğrun bilinçaltına mesaj göndermek de mümkündür.&lt;br /&gt;Bilinçaltı güçler, subliminal teknikle kolayca yön değiştirebilirler. Kullanılan müzik öyle seçilmiştir ki, bilinç kulakla işitilmeyen mesajları alır ve aynı zamanda bilinçaltı açılır.&lt;br /&gt;Direk telkinde; örneğin şişman biri “ben zayıfım” telkinine içinde, bilinçsizce bir direnç gösterir. İç direncin işitilmeyen süblimasyon telkinlerle giderilmesi ve dolayısıyla hedefe ulaşılması mümkündür.&lt;br /&gt;ABD’De birkaç on yıldan beri işitilmeyen, akustik mesajlarla gayet iyi deneyimler yapıldı. Örneğin hastanelerde sübliminal mesajlarla ameliyata hazırlanan hastalıkların ameliyat sonu daha hızlı iyileştikleri görüldü.&lt;br /&gt;Subliminal teknik, zaten var olan bir istek ve hedefe yönelik olan motivasyonu yada temel görüşü güçlendirmeyi hedefliyor. Bu teknik, eşlikçi ve tamamlayıcı bir tol alabilir.&lt;br /&gt;Bu tekniği günlük yaşamınızın bir parçası haline getirin. Her gün kendinize ayıracağınız bu özel ve “kişisel” saatin zevkine varın. Bu sizin kendi egemenliğinizi ilan ettiğiniz bir sat olsun ve size huzur getirsin. Her gün kendinizi biraz daha kutlayın ve kendinizi iyi hissedin.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………….&lt;br /&gt;Ak ve kara büyü arasındaki fark; hedeflerde kendini belli, eder. Kara büyücüler –para karşılığı- başkalarına zarar vermeye çalışırlar; maket bebeği yakarak yada iğneleyerek yaparlar. Ak büyücünün amacı yardımcı olmaktır. Sihirli ritüellerle iyiliği çağırırlar, ama onlar da para karşılığı yapar.&lt;br /&gt;Korkutucu resimlerin göründüğü meditasyonlarda ilk kural sükûneti kaybetmemek, görüntüyü izlemek ve çekilip gitmelerini beklemektir. Bu tip korku resimleri belirdiğinde korkuya kapılmak doğru olmaz. Her şey, sizin ona yüklediğiniz miktarda güce sahiptir. Sadece korku saldırı için gerekli koşulları hazırlayabilir ve bizler korkmaya pek eğilimli olduğumuzdan büyü uygulamalarınız da çok dikkatli ve tedbirli olmak gerekir. Korku olmazsa bunlar sadece büyülü resimler olarak kalırlar. Aslında sadece birer illüzyondur, ama tarafımızdan öylesine büyütülürler ki, eziyetçi ruhlar olarak hayatı bize çekilmez kılabilirler. Korku ya da disiplin yetersizliğinden bu yasağı çiğneyenler korkunç psikolojik saldırılara maruz kalabilirler. Görünen iblis figürleri kişinin kendi bastırılmış dürtü ve duyguları ya da negatif düşünceleri ve özelliklerinin karşılığıdır. Kara büyü deneyleri yapanlar ya da uyuşturucu kullananlar, bilinçaltının en derindeki katmanlarından açığa çıkan güçlerin saldırısına uğrayabilirler.&lt;br /&gt;Doğru dürüst korunmadan yapılan sihir çalışmaları, söz büyüsü ve imajinasyon denemeleri sırasında bilinçaltının alt bölgelerine ulaşılabilir.&lt;br /&gt;Paranormal türde, başıboş gezen bilinç güçlerinden sadece insani varlığın en derindeki kaynağı, içimizdeki kozmik kaynak korunma sağlayabilir. Bu güç kaynağını Tanrı'nın V adıyla anmak ya da bundan kaçınmak hiç fark etmez.&lt;br /&gt;Metafiziksel okült şeylerle ilgilenmeyi sevenlerin inançlarının sağlam olması gerekir ki, ilerde yollarından sapmasınlar.&lt;br /&gt;Kendini fazla düşünmeden büyü çalışmalarına kaptırmak akıl sağlığına bile mal olabilir.&lt;br /&gt;..……………………………………………………………………………………………………………………&lt;br /&gt;Meditasyon: Tanrısal bakış açısıyla, daha yüksek bir perspektifle bakmak demek.&lt;br /&gt;Meditasyon, bilinçaltınızın yaratıcı güçleri ile girdiğiniz içsel bir diyalogdur. Sizi “harekete geçiren” konu bilinçaltınızda telkin etkisi yaratır. Sürekli başarısızlığı konuşur yada düşünürseniz, bunlar sizin geleceğiniz olur. Meditasyon “Tanrı’nın gerçeğine en yüksek noktadan bakmak” olmalıdır. Bir şeye manevi gözünüzle, gönül gözünüzle bakmak, onu hayal etmek insanı büyü gibi etkileyen bir meditasyon şeklidir.&lt;br /&gt;Meditasyon en yoğun şekilde içinizi arındırır. Saf ve arı olmak, meditasyonun şartı değil, sonucudur! Dünyaya geldiğiniz andan itibaren farkına varmasanız da meditasyon yapıyorsunuz.&lt;br /&gt;İmejiner meditasyon; resimleri kurgulayarak düşünmek demektir. Gönül gözünüzle canlandırdığınız tablolar büyük önem taşır. Emerson’a göre meditasyon, bir şeye en üst düzey bakış açısıyla bakmak olduğuna göre, gönül gözünüzle problemleri değil, onları çözümlerini izlemelisiniz.&lt;br /&gt;Düşünmek, var olanın çağrılmasıdır.&lt;br /&gt;Pek çok meditasyon şekli vardır. En alışılmadık ve sıradışı olanları Hint filozof Osho'nun yarattığı "Dinamik" ve “Kundalini Meditasyon''udur. Her iki model de yüksek bir performans ve yaşam gücünün ifadesidir ve insanı kendini bulmaya götüren basamaklara hazırlar.&lt;br /&gt;En başarılı meditasyon şekli bedensel olarak mümkün olduğunca gevşemek, kendini bırakmak ve sonra her şeyi içinizdeki ışığa ve içindeki sese havale etmektir. Kendinizi bırakın ve neler olacak, gözlemleyin. Birkaç egzersizden sonra kendi derinliklerinize dalmayı, her şeyden önce de tüm bağlarınızdan kurtulmayı öğrendiğinizde içindeki her şeyin tanıdık, bildik olduğu o "özel mekâna" nüfuz edeceksiniz. Bir sonraki adımda ışığın kendisi siz olun. Bu ışığı, ruhunuzu dolduran, yolunuzu aydınlatan Tanrı olarak yorumlayın.&lt;br /&gt;Düzenli meditasyon yapanlar uyum ve kurtuluş yönünde değişim geçirirler. Bugüne değin yük kabul edilen her şeyden kurtulunur ve meditasyon sayesinde her şey hafifler.&lt;br /&gt;Diğer bir seçenek ise ZEN meditasyonudur. Bu türü uygularken hiçbir şey düşünmemeniz gerekiyor. Deneyimsiz olanlar başlangıçta zorlanabilir, bundan dolayı ilk zamanlarda işe nefesinizi kontrol altına almakla başlamalısınız. Sonunda öylesine sıradışı deneyimler yaparsınız ki, başladığınız bu yolda ilerlemekten sizi hiçbir şey alıkoyamaz. Kafanızı boşaltın, hiçbir şey düşünmeyin; sonra çözülecek ve kendinizi aslında her şey demek olan hiçliğe kaptıracaksınız. Meditasyon için neler yapılabilir, biliyorsunuz artık. Kendisini meditasyona adayan bir kimse kısa sürede hayatın amacıyla bağlantı haline girer.&lt;br /&gt;Meditasyon yaparken özel bir bedensel duruş gerekmez. Uzanın, oturun ya da isterseniz tek ayak üstünde durun hiç fark etmez, yeter ki yeğlediğiniz duruş şekli ile başaracağınıza emin olun. "Neye inanıyorsanız onu yaşarsınız," yasası devrededir çünkü. Günlük meditasyon için zaman ve yer de şekil de önemsizdir. Tanrı ile konuşmak için bir Ashram’a kapanmaya ya da bir dağ tepesinde tek başına olmaya gerek yok. Tanrı içinizde sessizlik olarak yaşıyor ve belirli konuşma saatlerine uymanızı beklemiyor sizden. Meditasyona yeni başlayanlar için belirli saatler koymak ve kendine belirli bir yer, örneğin en sevdiğin köşeyi seçmek işi kolaylaştırabilir, ama yine de şart değildir. Piskolojik açıdan bu yeniliğe ayak uydurmayı sağlasa bile başarılı ya da başarısız olmayı asla etkilemez. Yeni başlayan bir kimse için en büyük zorluk kendini sakinleştirmektir. Başaramazsa, ikinci denemeden sonra vazgeçebilir çünkü. Bu nedenle başlangıçta gereğinden daha zoruna kaçmayın. Başınızdan geçen mutlu anları anımsamaya çalışın. Hem daha kolay olur, hem hoşunuza gider, hem de iç huzuru ve uyumu sağlar.&lt;br /&gt;Günün en önemli işi için kendinize her gün iki kez yirmi dakika ayırmanız yeterli. Birkaç gün geçtikten sonra bir değişim yaşadığınızı, içinizde bir çözülme olduğunu hemen fark edeceksiniz. Sorunlardan, dertlerden ve sıkıntılardan kendinizi kopartacaksınız.&lt;br /&gt;Ruhunuz için birtakım şeylere belirli bir düzen getirin, sıralama yapın ve günlük yaşamın sorunlarını ve sıkıntılarını asla bu sıranın başına koymayın. İlk amacınız daima uyum, mutluluk ve memnuniyet için çaba göstermek olsun. Mutlu olmak ve hoşnutluk duygusu tüm yaraları iyileştirir. Hoşnutluk duygusu da, size uygun olmayan şeyleri içinizden söküp atar. Arada bir öfkelenseniz bile meditatif açıdan bu, üstünde durulmasını bile gerektirmeyen, önemsiz bir şeydir.&lt;br /&gt;Düzenli meditasyon yapan bir insan, kısa süre sonra kendi çevresinde belirgin bir huzur ve denge alanı yaratır. Meditasyonun sonuçları bedeninize, çevrenize, özel yaşamınıza, mesleğinize, yaratıcılığınıza ve diğer insanlarla ilişkinize yansır. Meditasyon içsel bir hac yolculuğudur ve insanın daha sağlıklı, daha sevgi dolu ve daha becerikli olmasını sağlar. Meditasyon sizi, olmak istediğiniz insan kisvesine sokar.&lt;br /&gt;Meditasyonun nihai hedefi "Aydınlanma" dır. Çözülme ve transandantal yolculukla kozmik bilincinize nüfuz etmeyi hedeflersiniz, yaşamla ve her şeyin yaradanı olanla tek vücut olmayı istersiniz. Mistik bir huzur hissiyle meditasyonda barışı bulur, dilediğiniz gibi bir hayatın yolunda ilerleyecek güce kuvvete kavuşursunuz. Gerçek benliğimizi bulmamız için meditasyon bize yardım eder, kendimizi aşmamızı ve her türlü ayak oyunu ile egoistçe hayallerin ötesine geçmemizi sağlar. Sizi uyaran kendi iç sesinizi dinler, yüksekbenliğinizin yönetimini ona bırakır, hayatın gerçek akışına kendinizi kaptırabilmek için ona güvenirsiniz.&lt;br /&gt;Hedefimiz daima olumlu olmalı, kaybetmeyi değil kazanmayı düşünmeliyiz. Önemli olan bilinmeyenlerin sırrına varmak değil bir hayat görüşü kazanmaktır. Tam anlamıyla meditasyon yapıldığında zaten hedefe ihtiyaç duyulmadığı, hiçbir yere gitmek istenmediği, esas hedefin zaten hiçlikte olduğu ve orasının ilerde hepimizin buluşacağı gerçek vatanımız olduğu anlaşılacaktır.&lt;br /&gt;· Bedensel olarak gevşeyin uzanıp yatın ya da rahat bir koltuğa yerleşin. Zihinsel ve bedensel olarak kendinizi rahat bırakın, salıverin, hem içten hem dıştan olanaklar elverdiğince gevşemeye çalışın.&lt;br /&gt;· Bırakın içiniz huzurla dolsun. Kendinizi "olacaklara" hazır hissedin. "Her şey benim kanalımla oluyor," duygusunu yaşayın. Sizi rahatsız eden düşüncelere engel olmaya çalışmayın, onları görmemezlikten duymamazlıktan gelin, yeter. Büyük şehir insanları için mutlak sessizliğe ulaşmak başlangıçta hayli zordur.&lt;br /&gt;· Siz de rahatsız edici düşünceleri kendinizden uzaklaştırmakta zorlanırsınız. Dirençsizlik Yasası’nın pratiğini yapın. Bu yasayı kavrayabilmek için şöyle düşünün: Bir çamaşır ipine ipekli bir kumaş parçası astınız. İpeğin boyutu aşağı yukarı bir metre kare kadar. Bir makineli tüfekle ipeğe ateş ettiğinizi düşünün. Kurşunların kumaşı delmesi mümkün olmayacak çünkü ipek kurşun darbelerine direnmek yerine havalanacak, yani mukavemet göstermediği için zarar da görmeyecek. Doğu kökenli kendini savunma sisteminde güce karşı direnmemek vardır. Anımsayın: Aynılar aynıları çeker. Kuvvet kuvveti çeker. Ama hayat bir savaş değil, kurallarına göre oynanan oyundur. Şu cümleyi tam anlamıyla içinize sindirmeye çalışın: "Hayat savaş değil, oyundur.”&lt;br /&gt;· Zihinsel ve bedensel olarak gevşedikten sonra gönül gözünüzün önünde en çok istediğiniz şeyin resimli hayalini kurun. O resme can katın, hareketlendirin ve olayın içine siz de dâhil olun. Ve duygusal anlamda katılın.&lt;br /&gt;· Birkaç dakika bu durumda kalın ve bu imajinasyon egzersizini günde üç kez tekrarlayın. Resimli hayallerinizin kısa zaman sonra gerçeğe dönüştüğünü göreceksiniz. Hedefe ulaşmak için güç göstermeye gerek yoktur, aksine ruhunuzu dengeli bir şekilde hedefe yönlendirmeniz yeterlidir. Bazıları çok çaba gösterirler, ama az şey elde ederler. Bırakın “Düşüncelerinizin Gücü" nün yaratıcı özelliği size hizmet etsin. İçinizde bir yerlerde barınan yaratıcılıktan istifade edin ve kendinizi yıpratırcasına çalışmaya bir son verin. Biliyorsunuz zaten: Başarılı olmak için çok çalışmaya gerek yok.&lt;br /&gt;Resimli hayaller kurmakta zorlanıyorsanız önce düş kurma gücünüzü geliştirecek alıştırmalar yapmanızı öneririm.&lt;br /&gt;· Elli santim ötenize yanan bir mum koyun. Karşısına oturun ve kendinizi bırakın. Kendi içinizi duyumsayın. Kendinizi dinleyin. Sakin olun, hiçbir talebiniz olmasın, bırakın ne olacaksa olsun. Dingin kalabilmek aslında basittir, yeter ki kendinizi salın, hiçbir şey istemeyin ve her şeyi kendi akışına bırakın. Birkaç dakika geçmeden çözüldüğünüzü hissedeceksiniz.&lt;br /&gt;· Bir saniye kadar muma bakın, gözlerinizi kapatın ve bu resmi hayallerinizde canlandırın. Birkaç saniye sonra resim silinir gibi olursa, bir an için onu sabitleştirmeye çabalayın. Sonra bir saniyeliğine gözlerinizi açın, hemen tekrar kapatın, resmi bir kez daha içinizden düşleyin. Beş dakikalık bir alışla süresi ilk gün için yeterlidir.&lt;br /&gt;· Birkaç gün sonra fark edeceksiniz ki, yanan bir mumu, bir ağacı, bir evi, bir arabayı iç gözünüzle kolayca tahayyül edebiliyorsunuz.&lt;br /&gt;Bu egzersiz sırasında kafanızdan bin bir düşünce geçmesi başlangıçta gayet normaldir. Ancak birkaç kereden sonra düşüncelerinizin hayhuyu sükûnet ve düzen bulacak. Hiçbir şeyin sizi rahatsız etmesine izin vermeyin. Sizi huzursuz eden her şey sizin üstünüzde güç uygular ve içinde olduğunuz durumun dengesini bozar. Değişiklik için ilk adım öncelikle kabullenmektir. Kendinize şöyle deyin: "Her şey düzgün ve iyi. Ben kısa sürede hayal kurma ustası olacağım." Neyi açık, düzenli ve görsel-olarak düşünürseniz, o gerçek olur.”'&lt;br /&gt;Gözünüzün önünde görüntüsünü canlandırarak ev düşünmek, bu eve manevi boyutta realite kazandıracak, yaratıcı bir atılımdır. Bu eve taşınabilirsiniz. Bu görselliği kurup, kendinizi resmin içine entegre ederseniz, yaratıcı ruhunuzun gücü zaman ve mekân boyutlarını realize etmeye başlar.&lt;br /&gt;Hayatınızda neleri gerçekleştirdiğinizi düşünün. Ne elde ettiniz? Pozitif mi, negatif mi? Hayalleriniz ve düşünceleriniz gerçek oldu mu hiç? Şans ya da şanssızlık yoktur, hiçbir hastalık tesadüfen size musallat olmaz. Başınıza her gelen şeyi davet eden siz kendinizsiniz!&lt;br /&gt;Bu gerçeği kabullenmeye başlayın artık! Bundan böyle neyi istiyorsanız onu elde edeceğinize güvenin! Tanrı size arzulamayı verdiğine göre, arzularınızı gerçekleştirecek gücü de verecektir.&lt;br /&gt;Her gün 20 dakika muhakkak meditasyon yap. Meditasyon konuları: İnanmak-kendi doğamız, İnancın, sevginin ve düşüncelerin gücünün özü, karakteri ve özellikleri-&lt;br /&gt;Bu okuduklarınız hakkında meditasyon yapın(problemler, korkular ve bunların anlamı, orjinalite, kendi yolun, kolektif bilinmeyen, sonsuzluk, bilgiye ulaşmak, kendi doğasını tanımak-bilmek)&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………..&lt;br /&gt;ÖZET- uygulama&lt;br /&gt;Kendinize, hayatınıza “EVET” demeyi öğrenin ki; bu duruşunuz binlerce pozitif olayla kendini ifade edebilsin. Dua etmek, aktivitenin en yüksek formudur.&lt;br /&gt;Bugüne ait bir öneri: Dua edin. Dua etmek “Sen bilirsin Tanrım” demenin bilinçli bir göstergesidir. Dua etmek, sonlulukla sonsuzluğun iletişimidir! Dua etmek bir şeyi olumlamaktır ve eğer siz bunu yaparsanız, duanız içsel bir resim halini alır, bin sözcükten fazlasını ifade eder.&lt;br /&gt;Hayata daha farklı bir noktadan bakarak ve kendinize biraz daha farklı eğilerek, hedeflerinize kolayca ulaşabilirsiniz. Ama bunun için ilk koşul; önce hedef sahibi olmak, ikincisi ise neyin gerçekleşmesini istiyorsanız onu gerçekten hak ettiğinize inanmaktır.&lt;br /&gt;Düşüncelerimizi bilinçli olarak iyimser yönlere sevk edelim, buna bağlı olarak kişiliğimiz yeniden şekillenir.&lt;br /&gt;Ama sözcüğünü kullanmamaya çalışın.&lt;br /&gt;“Ruhum Tanrı sevgisiyle dolu.” Tanrı sevgisi ile dolu bir insanın nasıl olduğunu sık sık gözünün önüne getir. Sadece dost olan dostluk bulur.&lt;br /&gt;Her şeyin değişmesi için kendi hayat görüşümü değiştirmem yeterliymiş.&lt;br /&gt;Bir düşünün bakalım: Sürekli yorgun ve bitkin miyim? Asabi miyim? Toplumsal aktivitelere fazlasıyla mı katılıyorum yoksa tam aksi mi söz konusu? Çoğunlukla fazla hassas, keyifsiz ve saldırgan mıyım? Bedenime gösterdiğim dikkat sadece ağrılarla mı sınırlı?&lt;br /&gt;"Hayatımda stres üreten şeyler nelerdir? Ne olduğunda fazla zorlanıp, sıkılıyorum? Neden korkuyorum? Neyi istiyorum ya da neyi değiştirmem gerekiyor?"&lt;br /&gt;Hayatınızda neyi daha basitleştirebilir, neyi terk edebilirsiniz? Düş gücünüzü çalıştırın, ister üst düzey yönetici, ister ev kadını olun, kendinize göre "akılcı önlemler" geliştirin. Değiştirmek istediğiniz şeylerin bir listesini çıkartın. Değişmesi gereken şeyleri hemen şimdi değiştirmeye başlayın. Stres altında olmadan daha kolay, daha hür ve daha becerikli bir çalışma sergileyecek ve iki kat daha verimli olacaksınız. Bunu başardığımız anda kendinizi bir kitap, bir gezinti, bir masaj ya da bir film gibi sevdiğiniz bir şeyle ödüllendirin. Siz, bir anlamda temsilcisiniz yani içinizde tanrısal bir düzen var aslında, kendinizi ona bırakırsanız, gevşemeniz daha da kolay olacaktır.&lt;br /&gt;Bir dostunuzdan, negatif dışavurumlarda sizi uyarmasını rica edin.&lt;br /&gt;Sizi biraz olsun düşlere dalmaya davet ediyorum: Gözlerinizi kapatın ve bedeninizin hoşlandığı şeyleri hayal edin. Buna bir başladınız mı, son vermek istemeyeceksiniz. Bedeniniz tümüyle zeka sahibi ve kendi adına “düşünüyor”, “konuşuyor” ve davranıyor”. Tüm organların bir dili (beden dili) var ve bu dil sayesinde kendilerini gösteriyorlar ve yine onunla acil durumlarda –ve çoğunlukla ağrıyarak- kendilerini belli ediyorlar. Bedeninizin zekasından yararlanın. Bedeniniz/kendiniz için neyin daha iyi olduğuna sadece mantığınızla karar vermeyin, bırakın bedeniniz kendi diliyle konuşsun ve siz de onunla birlikte hissedin.&lt;br /&gt;Herhangi bir yerimiz ağrımıyorsa, bedenimizin dünyadaki barınağımız olduğunu aklımıza bile getirmeyiz. Bu satırları okumaya devam ederken gevşeyin, kendinize zaman tanıyın. Hiçbir şeyi yargılamadan bedeninizi hissedin. Soluklarınızın ritmine dikkat edin. Dikkatinizi vücudunuzun çeşitli noktalarına yöneltin ve daha çok beğendiğiniz yerlerde biraz fazla oylanın. Eksikliği hissedilmediği sürece kolayca “unutabileceğiniz” organlarınızın bilincine varın. Bir tören yaparak vücudunuzla dost olmaya davet ediyorum sizi. Sırt üstü uzanın, sakinlesin ve gevşeyin. Ruhen bedeninizde bir gezi yapın, saçınızdan ayak parmağınıza kadar. Her organda biraz zaman geçirin ve ona sevgi dolu sözcüklerle hitap ederek, şöyle deyin: "Var olduğun için teşekkür ederim, iyi ki varsın, sana sahip olmak çok güzel bir şey. Benim hayatta kalmamı sağladığın, bana yardım ettiğin, kendimi iyi hissetmemi sağladığın için sana teşekkür ederim. Seninle dost olmak istiyorum."&lt;br /&gt;Hemen hiçbir hastalık şimşek çakar gibi aniden gelmez. Ağır bir hastalık kendini göstermeden önce bedeniniz sizi uyarmaya çalışır. Sakin bir zamanınızda kendinize şu soruyu sorun: Bedenimi dinliyor muyum? Ya da hafif, ama hiç eksilmeyen bir kaba kuvvetle onu suskunluğa mı itiyorum? Hangi uyuşturucu maddeleri kullanıyorum? Hangilerinden vazgeçmem artık pek mümkün değil? Sadece alkol, nikotin, ilaç ya da aşırı yemekten söz etmiyoruz. Kendinizi başka pek çok şekilde uyuşturabilirsiniz, örneğin sürekli stresle ya da gereğinden fazla çalışarak, "işkolik" ne demek istediğimizi pek güzel açıklayan bir sözcüktür.&lt;br /&gt;Bedeninizle olan dostluğunuzdan söz ediyoruz. Pek çok insan hasta bedenini reddeder, onu kendisine kötülük yapan bir düşman sayar, halbuki bu konuda vücut tamamen "suçsuzdur".&lt;br /&gt;· Hasta olan organ ya da beden parçaları ile aranızda bir diyalog geliştirin, tıpkı bir insanla konuşurmuş gibi, onlarla konuşun. Yetiştirdiğimiz bitkilerle konuşunca nasıl daha hızlı büyüyüp serpilirler, bilirsiniz. Bedenimizdeki her hücrenin bilinci vardır, bedeniniz, ona anlattıklarınızı anlayacaktır! Hasta organınıza, ağrı ve sancı yolu ile size ne anlatmak istediğini sorun. Belli ki, size bir mesajı var. Alacağınız yanıtı hissetmek istiyorsanız aklınızı devre dışı bırakın, sezgilerinize güvenin. Vücut kimi zaman ani bir hareketle, hiç beklenmedik bir yerde baş gösteren bir ağrı ile ya da korku üreten belirli bir şey düşünüldüğünde, solunum ritmini değiştirerek doğrudan "cevap verir." Halk arasında "böbreklerime ya da mideme vurdu." derler. Bunun nedeni aşırı korku, sıkıntı ya da kederdir. Verdiği mesajı anlayabilirseniz, hastalık hayatınızın şansı olabilir. Ağır bir hastalığı sebebiyle “yeniden doğuş” yaşayanlar vardır.&lt;br /&gt;· Hepsinin dışında rüyalarınıza da biraz daha fazla dikkat etmelisiniz. Biraz empati duyarak ve içgüdülerinizi devreye sokarak rüyalardaki sembolleri deşifre etmek mümkün. Rüyanızdaki dramları ne kadar çabuk kavrarsanız, hayatınızda travmalara o kadar az yer kalır.&lt;br /&gt;· Bedeniniz hakkında deneyim kazanmanın diğer bir yolu da transandantal (askın) yolculuklardır.&lt;br /&gt;Uzanıp yatın ve mümkün olabildiğince derinlemesine gevşeyin. Sonra harika bir ilkbahar rüzgârına kendinizi verdiğinizi düşünün. Kuşlar ötüyor, çiçekler mis gibi kokuyor, güneş teninizi ısıtıyor, hafif bir esinti yüzünüzü okşuyor. Tarlaların arasından giden bir yol görüyor ve o yana dönüyorsunuz. Davetkâr bir mağaraya rastlayana kadar o yolda ilerliyorsunuz. Mağaraya girince hoş bir korunma duygusu kaplıyor içinizi. Orada oturuyor, sükûnetin tadını çıkartıyorsunuz. Arkanızda çok güzel, çok uysal bir kadın beliriyor. O, sağlığınızın koruyucu meleği. Size gülümseyerek bakıyor. Sizde ve bedeninizde gelişen her şeyden haberdar, şifa bulmanız için size yol gösterecek. Ona istediğiniz soruyu sorun. Ama siz de tıpkı onun gibi uysal ve duyarlı olun, kendi içinizdeki bilgelikten gelen uyarılarına dikkat edin. Bu, belli bir zaman alabilir. Çıktığınız ilk transandantal yolculuğun ardından duyarlılığınızın gelişmesi ve aldığınız yanıtları tam anlamı ile algılayabilmeniz birkaç gün sürebilir. Kendinize zaman tanıyın. Sağlığınızın koruyucu meleği ile yaptığınız sohbet bitince ona şükranlarınızı sunun ve ağır ağır geri dönün.&lt;br /&gt;· En yararlı önlemlerden biri de gevşemektir. Bedeninizin her gün birkaç dakikalığına da olsa gevşeyerek derin gerilimini boşaltması kadar iyi bir şey olamaz. Yüzeysel bir gevşeme değil, derin gevşeme tekniklerini öğrenmelisiniz. Bunun için kendinize zaman ayırın ve günlük egzersizlerle sağlığınıza kavuşun. Kendinize ayırdığınız süre katlanarak sağlık, uyum ve yaşama sevincim şeklinde yine size döner. Günde en az bir kere kendinizi tam anlamı ile bırakın. Tanrısal enerjinin özgürce içinde dolaşacağı bir vücut, sağlıklı ve hareketli olur.&lt;br /&gt;Saf bir ışığın tüm organlarınıza yayıldığını ve hücrelerinizi doldurduğunu hayal edin. Bu enerjiyi bendinizin rahatsızlık çeken organlarına iletin. Soluklarınıza dikkat edin. Yüzeysel nefes alıp verirken enerji alışını önleriz. Günde birkaç kez derin derin nefes alıp verin. Soluk alırken evrenin enerjisini soluduğunuzu, soluk verirken içinizde birikmiş tüm gerilimleri dışarı püskürttüğünüzü düşünün. Soluk alma terapisi uygulayarak belirli organları yada beden parçalarını nefesinizden yararlandırabilirsiniz. Bu, şifalı enerjinin bu bölgelere ulaştırılması demektir.&lt;br /&gt;Hasta iseniz, her şeyden önce yaşadığınız o durumu kabullenin. Dönüşüm, “ŞİMDİ’yi onaylamak”la mümkün olabilir. Bu hastalık verildi, çünkü bu yolla bazı şeylerin bilincine varmanız isteniyor. Bu bilgi sizin için öyle önemli ki, geçici de olsa, bedeninizin bir süre örselenmesi gerekiyor. Bedeni hasta olmak istemez; ama yüksek benliğiniz daha önemli, daha ulu hedeflerin peşinde. Sizi başka bir yola döndürmek için bu hastalığı (son) çare olarak görüyor.&lt;br /&gt;§ Kendinize sorun: “Neden şimdi hasta oldum? Hastalığım bana ne anlatmak istiyor? Hayatımda neleri değiştirmem gerekiyor?” Sadece çıkmaz bir sokağa girenler, yeni, çıkış yolları ararlar.&lt;br /&gt;§ Unutmayın: bir hastalığa sahipsiniz, ama siz hasta değilsiniz, yüksek benlik asla hastalanmaz. Tanrı önce ruhu sonra biçimi (bedeni) yarattı, bu her varlık için böyledir. O yüzden önce ruh, sonra beden hastalanır.&lt;br /&gt;Rezonans Yasası’nın sonucuna göre; isteyerek yada istemeden ne düşünüyorsanız onu kendinize çekersiniz. Negatif salınımların sizde yankı bulmasına izin vermediğiniz sürece onlardan uzak kalırsınız. Bunu sağlamak için 2 yöntem var: En geçerli olanı kendini hastalığa kapatmak için araya mesafe koymaktır. Pek çok doktorun hastasına soğuk diye nitelendirilebilecek tutumunu açıklayan bu mesafeli davranış şekline göre hastadan yayılan hastalıklı titreşimlerden bu yöntemle uzak durulur. Manevi basamakların daha yüksek bir noktasındaysanız, böyle bir mesafeye hiç gerek yok, siz tam anlamı ile geçirgen bir varlıksınız, negatif titreşimler sizden geçip gider, çünkü sizde kendi türleri ile karşılaşması söz konusu değildir.&lt;br /&gt;……………………………………………………………………………………………………………………..&lt;br /&gt;Telkinler-özetim:&lt;br /&gt;İçinizi huzura kavuşturun. Mantığın sustuğu yer olan düşüncelerimizin çeperine bakmayı öğrenin. İç uyuma kavuştuğunuz andan itibaren, hayatınızın her alanına ışık ve mutlulukla dolar. “Manevi hava durumunuz”u gözlemleyin çünkü onlar sizin geleceğiniz!&lt;br /&gt;Kişisel ve duygusal boyutta uyum "gökyüzünün anahtarıdır."&lt;br /&gt;Oyunuzu şanslı olmaktan yana kullanın.&lt;br /&gt;· “Çocuklar gibi olun, gökyüzü onlarındır”&lt;br /&gt;· "Benim isteğim değil, senin isteğin olsun"&lt;br /&gt;· “Ben mutlu olmaya karar verdim”.&lt;br /&gt;· “O, benim vasıtamla gerçekleşiyor.”&lt;br /&gt;· “Ne iyiyse o olsun”&lt;br /&gt;· “Hepimiz büyük bir bütünün ögeleriyiz. Ben her şeyin içindeyim, her şey benim içimde. Ben tekim ve her şeyim.”&lt;br /&gt;· “Biliyorum her zaman doğru yerde doğru zamanda olacağım.”&lt;br /&gt;· “Tüm sevgimi vererek iyi olan her şeyle bağlantıya geçiyorum.”&lt;br /&gt;· İç sesinizi etkin kılmanın en etkin yolu (üçüncü göz için) ”ben hissederim” yazıp birkaç hafta boyunca göz önünde bulundurmaktır.&lt;br /&gt;· Hafıza için “iyi öğreniyorum ve öğrendiklerimi kafamda tutuyorum”&lt;br /&gt;· Ruhsal ve bedensel olarak dibe vurduğunuzu hissettiğiniz zaman, en etkin ototelkin şudur: “Varlığım kusursuz uyum ve sağlıkla dolup taşıyor.”&lt;br /&gt;· “Hayatımın her alanına refah ve bolluk gelsin. Ben zenginim, zekiyim, hem bedensel, hem ruhsal bir varlığım.”&lt;br /&gt;· Kendimi ve başkalarını affediyorum. “içim mükemmel bir uyumla dolup taşıyor. Kendi merkezimden akan bilgelik beni güçlü ve güvenli kılıyor. Kendi benliğimle derin ve içten bir bağlantım var. Kendi içimi dinliyorum. Esaslı bir güçle doluyum. Bu güç beni kuvvetli ve sevgi dolu kılıyor. Kendimi seviyorum, hayatımı seviyorum ve akrabalarımı, arkadaşlarımı, başka insanları seviyorum, içime sevgi, denge ve iyilik doluyor. Çevrem beni sayıyor ve seviyor. Mesleğimde başarılıyım. Ben adaletin yerini bulmasına hizmet ediyorum. Bütün dünya kişiliğime ve mesleki bilgime saygı duyuyor, takdir ediyor, güveniyor.”&lt;br /&gt;· Karar ve sorumluluk için itici telkin(özellikle çocuklara): “Neşeli, sağlıklı ve güçlüyüm. İstediğim her şeyi yapabilirim. Kendime güveniyorum. Güçlü, pozitif bir kişiliğim var. Her şeyi iyi ve doğru yapıyorum. Okulu seviyorum, ders çalışmak çok eğlenceli. Çalışırken dikkatimi derse veriyorum. Bana baktıkları için aileme minnettarım. Annemi, babamı seviyorum. Her yeni güne seviniyorum.”&lt;br /&gt;· “Benim kanalımla bol paranın devreye sokulması iyi bir şey. Seyahat etmek istiyorsam haklı bir nedenim var çünkü dünya güzel ve bu güzelliğin bana hizmet etmesi için benim onu fark etmem, algılamam ve ondan zevk almam gerek.&lt;br /&gt;· Güzel bir ev istiyorsam haklı bir nedenim var; ben eğlenmeyi, inanlarla ahbaplık etmeyi seviyorum; bu ev benim yaşam kalitemi yükseltecek.&lt;br /&gt;· Maddi açıdan aileme her şeyi sunmak istiyorum; çocuklarım iyi bir eğitim almayı hak ediyor.&lt;br /&gt;· Hayatımın bol paralı geçmesi adına bütün bunların hepsi iyi birer neden. Parayı iyi amaçlar uğruna kullanmak ve sahip olduğum refahtan mutluluk duymak istiyorum. Yaratıcı ruhum benim için iyi olanları sonsuzluk ölçüsünde katlayacak.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önerilmeye değer telkinler:&lt;br /&gt;§ Benim kozmik bir büyüklüğüm var.&lt;br /&gt;§ Yapabilirim.&lt;br /&gt;§ Ben tüm iyileri kendisine çeken ruhsal ve zihinsel bir mıknatısım.&lt;br /&gt;§ Ben uyanığım.&lt;br /&gt;§ Ben iyiliklere uyandım ve saf ruhumun meyvelerini topluyorum.&lt;br /&gt;§ Ben adil davrandığımdan eminim.&lt;br /&gt;§ Etrafımdaki insanların rahatı ve huzuruyla ilgiliyim.&lt;br /&gt;§ Ben hayatın mucizesiyim.&lt;br /&gt;§ Ben ne düşünüyorsam o'yum.&lt;br /&gt;§ Ben kazanmak için dünyaya geldim.&lt;br /&gt;§ Ben bir ustanın eseriyim, yeteneklerim sınırsız.&lt;br /&gt;§ Ben Tanrı'nın eseriyim.&lt;br /&gt;§ Ben öngörülüyüm.&lt;br /&gt;§ Ben başarılıyım.&lt;br /&gt;§ Ben yaratılışın başarıyla aktığı bir kanalım.&lt;br /&gt;§ Ben şükran doluyum.&lt;br /&gt;§ Ben tüm iyilklerle bir bütünüm.&lt;br /&gt;§ Ben sağlıklıyım, sağlığı hayal ediyorum.&lt;br /&gt;§ Ben neşeli bir insanım.&lt;br /&gt;§ Ben bilincim.&lt;br /&gt;§ Ben tamamen gevşek, sakin ve yumuşağım.&lt;br /&gt;§ Ben tamamen sağlıklıyım.&lt;br /&gt;§ Ben tamamen kendimim.&lt;br /&gt;§ Ben özgürüm.&lt;br /&gt;§ Ben kendime yem bir gökyüzü ve yeni bir yeryüzü yaratıyorum&lt;br /&gt;§ Kendi içgüdüsel yönetimime güveniyorum.&lt;br /&gt;§ Hedeflerime sıkı sıkı bağlıyım.&lt;br /&gt;§ Ben pek çok iyi özelliğe sahibim.&lt;br /&gt;§ Ben tüm yüreğimle sevgi ve uyum peşindeyim.&lt;br /&gt;§ Hem kendimi, hem başkalarını bağışlıyorum.&lt;br /&gt;§ Ben mutluluğu seçtim.&lt;br /&gt;§ Ebediyen burada ve şimdi yaşıyorum.&lt;br /&gt;§ Manevi olarak yeniden doğdum.&lt;br /&gt;§ Bugün yeni bir hayata başlıyorum.&lt;br /&gt;§ Ne seviyorsam o bana gelir. Düşüncelerim, yaratıcı düşüncelerdir.&lt;br /&gt;§ Şimdiki zamanım, gelecekteki başarılarımın temelidir.&lt;br /&gt;§ Benim arzularım, tanrının dileğidir.&lt;br /&gt;§ Tanrı bana arzu ile birlikte onu gerçekleştirebilme gücü de veri&lt;br /&gt;§ Tanrı ve ben bir bütünüz.&lt;br /&gt;§ Burada olduğumu Tanrı biliyor.&lt;br /&gt;§ Tanrı beni sever.&lt;br /&gt;§ İçimdeki dahi uyandı.&lt;br /&gt;§ Her insan benim huzur zincirimin bir altın halkasıdır.&lt;br /&gt;§ Varlık, başarı ve sevgi benim içimdeki bilinç halleridir. y Tanrısal bilgelik davranışlarımı belirler.&lt;br /&gt;§ Tanrı ile bir olmakla çoğunluk sağlanır.&lt;br /&gt;§ Tanrı ve benim için her şey mümkün.&lt;br /&gt;§ Tüm kanallar serbest, tüm kapılar açık.&lt;br /&gt;§ Sevgi, yolumu gösteren ışınımdır.&lt;br /&gt;§ Tanrısal bilgelik davranışlarımı belirler.&lt;br /&gt;§ Uygulaması olmayan her fikir bana iki yeni olasılık sunar.&lt;br /&gt;Bu cümlelerden birkaç tanesini seçerek kendinize günlük telkinlerde bulunun. Kısa değil de, birbiriyle ilişkili daha uzun cümlelerle telkin yapmak istiyorsanız bir sonraki sayfada yer alanlardan yararlanabilirsiniz. Ama her iki listeden kendinize uyanları seçerek telkin etmeniz en iyisidir.&lt;br /&gt;DİĞER TELKİNLER&lt;br /&gt;İçim saf uyum, sağlık ve huzurla dolup taşıyor.&lt;br /&gt;Şu andan başlayarak güzel ve başarılı bir hayata davet edildim.&lt;br /&gt;Kendimi, açık ve net bir şekilde algılanan içsel yönetimime bırakıyorum.&lt;br /&gt;Benden yüksek "ben"in bana verdiği ve başkalarının mutluluğu yolunda kullanacağım eşsiz yeteneklerimin peşinden gidiyorum. Bu benim sevgi, cesaret ve başarı verip, aldığım harikulade bir görev.&lt;br /&gt;Ben muhteşem bir çekim gücü olan ve çevresine ışınlar yayan pozitif, güçlü ve özel bir şahsiyetim.&lt;br /&gt;Biliyorum ki, bana ruhsal, zihinsel ve psikolojik olarak uyan ve arzulayabileceğim bir eşi Tanrı sayesinde bulabileceğim. Bilinçaltımın sonsuz bilgeliği, bu eşin nerede olduğunu ve bizi nasıl bir araya getireceğini bilir.&lt;br /&gt;Tanrısal bilgeliğin benim için aradığı eş de, tıpkı benim onu özlediğim gibi beni özlüyor.&lt;br /&gt;Aramızda uyum ve barış, sevgi, karşılıklı güven ve anlayış hüküm sürüyor. Biz her şeyin üstesinden geliriz, kalplerimizi birleştiren ve sevgimizi güçlü kılan inancımızın kudretidir. Ruhsal, zihinsel ve psikolojik uyumun zirvesindeyiz.&lt;br /&gt;Tanrı dileklerimi kabul eder. Ruhumu dolduran Tanrı sevgisi beni aydınlatıyor.&lt;br /&gt;Nerede olursam olayım, ne yaparsam yapayım her durumda doğrusunu yapacağım çünkü ruhum Tanrı sevgisiyle dolu.&lt;br /&gt;İç sesimi dinliyorum çünkü o Tanrı'nın sesidir. Bana doğru yolu o ses gösterecek.&lt;br /&gt;Hemen şimdi sağlıklı, mutlu ve sevinç dolu bir insan olacağım. Ben tüm iyilikleri kendisine çeken bir mıknatısım. Her şeye kolayca konsantre olurum. Duyduğum, okuduğum, gördüğüm her şeyi hemen özümserim ve hiç unutmam. Belleğim mükemmel çünkü o Tanrı'nın belleğidir.&lt;br /&gt;Tanrı'nın sesi bana doğru yolu gösterir. Kendi bilinmeyenimin sonsuz bilgeliğine güvenim tamdır. Benim için her şeyi mümkün kılan bu bilgeliğe şükrediyorum. Ben pozitif güce sahip bir kişiliğim. Sevgi ve uyum hep benimle.&lt;br /&gt;Başladığım her şeyi kolayca ve zevk duyarak bitiririm. Tüm arzularım gerçekleşir.&lt;br /&gt;Ben özgür, açık, yumuşak ve geçirgen bir insan olarak tüm kalbimle dikkatimi bu düşüncelere yönlendiriyorum. Tanrı dileğimi kabul etsin.&lt;br /&gt;Hayatta hak ettiğim yere ulaşacağıma, mükemmel bir sağlık, iç huzuru, uyumlu bir denge ile başarılı ve mutlu bir hayatı en iyi maddi koşullarla ve yanımda bana uyumlu bir eşle sürdüreceğime sonsuz güven duyuyorum. Benden yüksek benliğimle bu düşüncelerimi gerçekleştireceğime güveniyorum.&lt;br /&gt;Güvendiğim, tüm zamanlarda geçerli, yücelerin yücesi bilgelik bana güven, güç ve kuvvet veriyor. Beni doğru yola o yönlendiriyor, doğru olanı yapmamı, her şeyin üstesinden kolayca ve sükûnetimi yitirmeden gelmemi o sağlıyor.&lt;br /&gt;Çevremdeki insanlara huzur ve güven yayıyorum. Biliyorum ki, bilinçaltını düşünce ve inancımla ona verdiklerimi başarıyla anlam kazandırarak, hayatıma yansıtıyor.&lt;br /&gt;Bana doğruyu gösteren iç sesimi dinliyorum.&lt;br /&gt;Başarılıyım ve düşüncelerimle ne ekersem onu biçeceğimin bilincindeyim.&lt;br /&gt;İyiyi ve doğruyu ekiyorum ve hayatımda her şey iyiye dönüşüyor.&lt;br /&gt;İçsel yönetimime güvenerek ve inanarak gizli düşlerimi İfade edebilirim: Bilinçaltımın bilgeliği hayattaki gerçek yerimi gösterir, yeteneklerimi geliştirmemi sağlar ve başkalarına yararlı olacağım yolların kapısını bana açar.&lt;br /&gt;Başarılı olduğumu biliyorum, istediğim şeyleri elde ediyorum. Ben neye inanıyorsam, oyum. Dürüstçe ve tamamen kendimden emin olarak aldığım kararların sonuçlan olduğunu biliyorum. Buna var gücümle inanıyorum.&lt;br /&gt;Bedenim, ruhum ve dimağım kozmik yasalarla uyum içinde.&lt;br /&gt;Herkesin birbirinin iyiliğini istediği dostluk yasasına göre, davranıyorum, bu bana içsel barış ve uyumlu denge olarak dönüyor.&lt;br /&gt;Sevgiyi ve hayırı hayata geçirdim. Bilinçaltıma duyduğum güven yaşamın her alanında emin adımlar atmamı ve başarı kazanmamı sağlıyor ve ben biliyorum ki, tüm düşlerimi gerçekleştireceğim berekete mazhar olacağım.&lt;br /&gt;Sevgiyle doluyum ve bu sevgi benden çevremdeki insanlara akıyor.&lt;br /&gt;Ben kendimi hür hissediyorum, çevremdeki insanlara bunu yansıtıyorum. Sağlıklıyım, sabırlıyım ve yeteneklerime güveniyorum.&lt;br /&gt;Ah Tanrım, seni nasıl seviyorum&lt;br /&gt;Sevdiğiniz şey, gelip sizi bulur.&lt;br /&gt;Telkinler, bireysel olmamalı. Başlangıçta bunu anlamak kolay olmayabilir çünkü siz de herkes gibi bireysel hissetmeye alışıksınız.&lt;br /&gt;Bir insanın gelişim sürecinde, kişiliğin bireysel algılanması zamanla "evrensellik yönünde değişecektir.&lt;br /&gt;Egoya ve buna bağımlı olarak bireyselliği göre düzenlenmiş olan şeyler daha yakından incelendiğinde, bu eğilimin aslında kısıtlama olduğu, daha üst bir bakış açısıyla da önleyici olduğu ortaya çıkar.&lt;br /&gt;Materyalist / kaba maddecilik düzeyinde seyreden evrimin bireysel bir süreç olduğuna kuşku yok. İnsanın manevi anlamda uyanışı ile birlikte "evrensel, prensipsel" bilincin dünyaya hakim olması gibi yeni bir trend oluşacaktır. İnsanlık manevi olarak Tanrı dediğimiz daha yüksek bir prensibe yaklaşacak. Öte yandan Tanrı bireysellik değil, evrensellik olduğu için yolumuz bellidir. Gökyüzü ve yeryüzü aynı potada erir ve biz (eğer istiyorsak) cennete tekrar geri döneriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PSİKOSOMATİK HASTALIKLAR:&lt;br /&gt;AİDS: İlk olarak Aids hastalığının çaresiz bir dert olduğu düşüncesine veda etmeliyiz. Bu tip düşüncelerin yerine hedefe yönelik telkinler koymak çok daha doğru bir davranış olabilir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Bedenim bir tapınak, bir huzur ve barış mekanı. Sağlığın sembolü altın ışık sinirlerime ve damarlarıma akıyor. Işık kanımı ve beden salgılarımı arındırıyor; yaşam gücünün bedenimin her yanını doldurduğunu hissediyorum. Hayatımın tümü ile uzlaşırsam sağlıklı ve canlı olacağım. Şifa bulmak sevmek demektir. Kendimi ve bedenimi seviyor, yaratılışın eşsiz bir ifadesi olarak kabul ediyorum. Sevginin şifalı ışığı bedenimin her hücresine doluyor ve bana şifa veriyor. Şifa dağıtan mucizevi hayat gücünün benden geçerek kendini göstermesine, bu gücün varlığına şükran duyuyorum.”&lt;br /&gt;Bütün bunların dışında sizi ruhsal anlamda zorlayan her şeyle uzlaşmaya ciddi bir şekilde başlamalı ve içinizde pozitif ve uyumlu bir bütünlük sağlamalısınız.&lt;br /&gt;Çevresinin sevgi dolu ilgisi, pozitif bir hayat sürmekte gösterdiği kararlılık ve ruhsal yaşamına yeni bir düzen vererek pek çok Aids hastasının, hastalığın gidişatını yavaşlattığı hatta durdurduğu haberleri yok değil. Virüs kaptığı halde bu şekilde yaşayarak akut hastalık dönemine geçmeyen pek çok kişi de var ayrıca. Öyle ya da böyle belli ki, insanlar içsel güçlerinin yardımı ve hayatı olumlayan dünya görüşü ile bağışıklık sistemlerini etkin kılabilirler ve hastalığın ölüme doğru seyrini engelleyebilirler.&lt;br /&gt;ÂDET DÖNEMİ SIKINTILARI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Nedeni kendi dişiliğini reddetmek olabilir. Derin bir suçluluk duygusu, yanlış bir cinsel eğitim. Kendi dişiliğine yönelik aşağılık duygusu, kadınların ikinci sınıf varlıklar olduklarına dair inanç. Cinsel duyguları aşağılık arzular olarak görmek. Hamilelikten korkmak ya da kendini yetersiz görmek. Âdet kanamaları cinselliği çağrıştırır, cinsellik ise ızdıraplı bir şey olarak algılanır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Kendimle ve dünyayla uyum içindeyim. Kendimi ve vücudumu seviyorum. Cinsiyetimle özdeşim. Kendimi kadın olarak hissediyorum ve bundan hoşnutum. Dişiliği normal ölçülerde, güzel bir kadınım. Bedenim, genel iyiliğimin zincirinde önemli bir halka. Dişi olan ne varsa büyük bütünün diğerleriyle eşit değerde bir parçasıdır. Ruhum Tanrı sevgisiyle dolu.”&lt;br /&gt;AKCİĞER PROBLEMLERİ&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Duygusal tıkanma. Dünya ile alış-veri / akciğerler kanalıyla olur. Uzun süreli tahripkâr düşünceler insanı ümitsizliğe düşürür. Hastanın yaşama gücü eksilir, iç huzursuzluğu ve direnç eksikliği intihar düşüncesini körükler. Almak ve vermek denge kaybına uğrar, yaşam ritmi kaybolur. Duygular fazlasıyla bastırılır. Hastalıkta kişiye özel nedenler araştırılmalıdır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Derin bir uyum ve huzur içinde geçmişimden kurtulmak için güç topluyorum. Kendimi serbest bırakıyorum. Tanrı sevgisinin kutsal ışığı tüm varlığımı dolduruyor. Aldığım her nefeste içime huzur, güç ve yeni bir yaşam cesareti çekiyorum. Aldığım her nefesle Tanrı'nın düşüncelerini soluyorum. Hayatın soluğu içimi güçle, canlılıkla ve yaşam zevkiyle dolduruyor. Solumak almak ve vermektir. Değiştirebileceğim her şeyi değiştiriyorum. Değiştiremediklerimi olduğu gibi kabul ediyorum. Bu ikisi birbirinden ayırabilirim.”&lt;br /&gt;AKNE&lt;br /&gt;Olası nedenler: Kendini olduğu gibi kabul etmeme kendini sevmemek bu derdin nedenlerindendir. Akne için otoagresif reaksiyon da denir. Deri, ruhu sembolize eden organımızdır. İç ve dış bağlantı deri ile gerçekleşir. Akneli insanlarda daha çok iletişim problemi gözlemlenir. Ama bu hastalık sorunun nedeni değil sadece bir sonucudur. Bir diğer olasılık da cinsel samimiyetsizliktir. Ergenlik sivilceleri yeni uyanmakta olan cinsellikten korkulduğunu, gencin kendini tutmak istediğini ama bunu başaramadığını gösterir. Burada da sınırlar söz konusudur. Yerli halklarda ergenlik sivilcelerine rastlanmaması bu açıdan önemli bir bulgudur.&lt;br /&gt;Akne, cinselliğe ve kendi bedenine yanlış bakış açısının; medeniyetin kazanımlarının negatif bir etkisidir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Kendimi seviyorum, olduğu gibi kabul ediyorum. Sevgi, yolumu aydınlatan ışıktır. Uyanmakta olan cinselliğim bana sevinç veriyor, onu olduğu gibi kabul ediyorum. Sağlığım şimdi ve her zaman mükemmel. Sevdiğim bir insanla karşılaşmak, ona dokunmak beni sevindiriyor.”&lt;br /&gt;ALERJİ&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Kendinize şu soruyu sorun: Neye ya da kime karşı alerjikim? Neyi reddediyorum? Aşırı duyarlı mıyım? Bastırılmış korkularım mı var? Bir alerji bir şeyi reddetmenin ya da hakiki olmayan bir duyarlılığın ifadesidir. "Reddetmek en iyi savunma biçimidir." söyleminin arkasına sığınarak, aşırı bir savunma mekanizmasıyla korunmayı mı arıyorum? Bende egemen olan güç korku mu? Korku daha çok korku üretir, dolayısıyla farklı durumlara karşı duyarlılık artar. Harici maddelerin yarattığı alerji işin maddi yanıdır. Korku insanı agresif yapar - ve alerji bastırılmış saldırganlığın ifadesidir. Alerji, saldırganlığı temsil eder. Alerjik kişi çevresini bastırmaya çalışan kişidir. Hemen her alerji dışa vurulmamış bir saldırıdır ve zorluklardan kaçmayı kolaylaştırır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Ruhum Tanrı sevgisiyle dolsun, içim barış ve uyum dolu. Hayat mucizelerle dolu, her şey bana yakın. Tanrı sevgisine sığındım, ona güveniyorum. Dostluk, sevgi ve iyi niyet benim yaşam düsturum. Tüm kalbimle iç ve dış uyumu ve dengeyi özlüyorum. Düşmanlarımı sevmeyi öğreniyorum ve onlar benim dostum olacak. Her şeye sevgi ve barışla başlıyorum. Payıma düşen yardımı alıyorum.”&lt;br /&gt;ALKOLİZM&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Kendini reddetme, gerçeklerden kaçış, baskı altında olmak. Her şeyi anlamsız bulmak. Suçluluk ve aşağılık duyguları, zayıflık, depresyon, saldırganlığın bastırılması, arayış içinde olanlar. Bu tipler hep arar. Arayışları görünüşte sonuçsuz kalınca alkole sığınarak kendini uyuşturur ve gerçek dışılığa yönelir.&lt;br /&gt;Yalan bir dünyaya kaçış olan alkoliklik, münakaşa korkusunu da içinde barındırır. Alkol alanlar başka insanlarla daha kolay ilişki kuracaklarına inanırlar. Sorumluluk korkusu ya da saygınlık ve sevgi arayışı da olabilir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Her şeyi kendi haline bırakıyorum. Geçmiş geçmişte kaldı. Kendimi seviyorum ve her gün içsel zenginliğimin bir başka yönünü fark ediyorum. Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum. Başarısızlıktan korkmuyorum çünkü onlar benim için bir sıçrama tahtası. Ben hayatın mucizeliyim. Alkole kayıtsızım. Kişiliğim güçlü, mesleğimde ve toplum ilişkilerinde başarılıyım. Ben mutlu olmayı seçtim. Sevgiye ve saygınlığa duyduğum özlem dindirildi. Dost bulmak için önce kendim dost olacağım. Karşılaştığım her durum ve her insan benim kendimi geliştirmeme yardımcı ve huzur zincirimin bir halkası. Ben özgürüm.”&lt;br /&gt;ANEMİ&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Neşesizlik ve yaşam gücü eksikliği. Çocukluk döneminden kalma baskılar, stres ve sevgisizliğin hayata olan ilgiyi azaltması ve kişiliği bastırması. Bir insan sürekli "evet - ama" tutumu içindeyse iç çatışmalarından kaçamaz. Anemi hastası evrenin enerji kan dolaşımından yararlanamaz. Aktif yaşamdan hoşlanmaz.&lt;br /&gt;Telkinler: “Yaratılışın kumaşı neşedir. Tanrı, bereketinden pay alma isteğimi yerine getirecek. Tanrı ve ben daima başarılıyız. Ben her şeyle ilgiliyim. Şu anda sağlığım mükemmel. Ben toplunun değerli bir üyesiyim. Tüm fikirlerimi gerçekleştirebilirim.”&lt;br /&gt;ARTERIOSKLEROZ&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Bu tip hastalar genellikle kendilerine dönük ve inatçı olurlar. Çoğunlukla gerilim altındadırlar, ama bunu hep inkâr ederler. Dar bir bakış açıları vardır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Tanrı yanımda ve bana güç veriyor. Yüce ruhun gözü ile bakıyor ve sadece mükemmelliği görüyorum. Hayata ve neşeye açığım. Sonsuz Tanrım, yolumu aç, aklımı aydınlat. Tüm kalbinle manevi duruluğu özlüyorum. Aradığım her şey, beni arıyor. tanrısal belleğim mükemmel.”&lt;br /&gt;ARTRIT&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Kendisini kimsenin sevmediği duygusuna kapılan bir insanın yüreği acı ile dolar. Kinci ve vırvırcı olur, her şeyi hep eleştirir. Yaşama bakışı yapıcı değil, yıkıcıdır ve manevi hareketsizlikten muzdariptir. Dışa vurulmamış saldırgan duygular insanı her şeye muhalif yapar.&lt;br /&gt;Telkinler: “Kendimi ve herkesi bağışlıyorum. Şu andan itibaren Tanrı ruhumda ve yüreğimde yaşıyor. Başladığım her şey başkalarına iyilik getiriyor. Herkes kendisi gibi olsun. Ben bağımsızım. Ben ruhen ve bedenen hareketli ve özgürüm. En büyük hedefim özgürlük.”&lt;br /&gt;ASABİYET&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Hayat bir savaş gibi algılanır, hedefe erişilmeyeceğine inanılır. İnsan hayatta aradığı yeri bulamaz. Düşünceleri giderek karışır, kendine değer vermemeye başlar. Sonuca götüren bir düşünce zinciri oluşturmayı beceremez ve bu da onu asabi yapar.&lt;br /&gt;Telkinler: “içimde ve çevremde derin bir huzur ve uyum hüküm sürüyor. Ebediyete doğru altın bir yolculuğa çıktım. Gerçek doğam zamansız ve mekansız. Kendimi bulma yolunda ilerliyorum. Her durumda dikkatliyim, aklımı toplayabiliyorum. içim huzur ve uyum dolu. Sevgi yolumu gösteren ışık. Başladığım her işi bitiririm. Her başarısızlık bana iki seçenek sunar. Hayatta hak ettiğim yeri buldum.”&lt;br /&gt;ASTIM&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Boğucu bir sevgi, güçlü bir anne ya da baba bağlılığı astım hastasını (göğsünden) etkileyen bir baskıya yol açabilir. Çevre ile ilişki bozukluğu ve iletişim problemleri de soluk almayı engelleyebilir. İnsan, içinden, kendini tutsak hissediyorsa, dıştan da soluk alamaz. Ani bir şok da astım başlatabilir. Bu hastalığın ardında mutlaka korku vardır. Astım hastası kendisini hep baskı altında hisseder, hep çözemeyeceği birtakım anlaşmazlıkların içindedir. Bunun sonucunda oluşan korku bronşlarda ve ciğerlerde kasılmalara yol açar. Ayrıca astım, aileden görerek geliştirilen kişisel bir reaksiyon şeklidir. Çocuk, astım yoluyla korkularını göstermeyi kelimenin tam anlamı ile ailesinden "öğrenir."&lt;br /&gt;Telkinler: “Kendimi neşenin kollarına bırakıyorum.Hayat ırmağı benden geçerek özgürce akıyor. Bedenim düşüncelerime benziyor: Kati, sağlam ve net. Böbreklerim mükemmel çalışıyor. Tüm iç organlarım bedenimle aynı ritimde ve işlevlerini en mükemmel şekilde yerine getiriyorlar. Karşılaştığım her durum bana sevinç veriyor ve benim için bir sıçrama tahtası görevini görüyor.”&lt;br /&gt;ATEŞ&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Ateş yoğun bir çatışmanın işaretidir. Organizma savunmaya geçer. Ateş, maddi, bedensel boyutta ruhsal savaşın bir işareti olarak da algılanabilir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Ben huzurun ve sevginin sakin bir ifadesiyim. Tanrının sonsuz şifalı gücü içimi doldurdu. Tam anlamı ile sağlıklı olmak bir bilinç halidir ve ben de o bilinçten payıma düşeni aldım. Mıknatıs nasıl demiri çekiyorsa ben de sağlığı kendime çekiyorum. Aydınlandım, sağlamım, güçlüyüm ve canlıyım.”&lt;br /&gt;AYAK HASTALIKLARI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Ayaklarımızın durumu bize hayata han-gi noktadan baktığımızı, yaşama yeteneğimizin derecesini anlatır. Ayaklarıyla sorunu olanlar taşıdığı yükün kendisine göre fazla ağır olduğunu düşünüyor, sorumluluk almaktan kaçmıyordur. Bu tip insanlar dayanıksız kişileridir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Her gün daha iyiyim, daha iyiye gidiyorum. Beni hedefe götürecek olan yolda ilerliyorum. Sağlam bir noktada duruyorum ve buradan yolum aydınlık ve açık görünüyor. Tanrı yüreğimde, yolumu aydınlatan ışıktır. Hayatta attığım her adım sağlam ve güvenli. Ayaklarım bedenimi taşımaya yeterli ve ideal. Eksiksiz ve sağlıklı olduğum için yaradana şükran doluyum.”&lt;br /&gt;BACAK PROBLEMLERİ&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Bu hastalığın oluşmasında gelecek korkusu etkin faktördür çünkü bacaklar insanı ileriye taşıyan organlardır. "Her şey buraya kadarmış." duygusu bacakları (görünüşte) iflas etmesine yol açar.&lt;br /&gt;Telkinler: “Güven ve neşe içinde ileriye doğru ilerliyorum. İyiliklerle karşılaşıyorum. Her gün her açıdan hep daha iyi ve daha iyiyim. Başıma ne gelirse gelsin, hoş geldin diyeceğim.”&lt;br /&gt;BAĞIMLILIK&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Bağımlılık bir arayıştır! Kullanılan maddeye göre farklı motivasyonlar söz konusudur. Bağımlılık "toplumsal" telkinler sonucu da oluşabilir. Örneğin alkol, kahve, sigara gibi maddelerin bağımlılığı reklamların telkinleriyle de gelişebilir. Kişi başka türlü tatmin olamayacağını düşünerek bazı maddelere bağımlı olabilir. Sevgi yetersizliği de bu tatmin arayışının (oral) nedenleri arasındadır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Ben kendimi seviyorum. Ben kendimim ve mükemmelim. Yaşamak için yiyorum, başka bir şey için değil. Sevgi ve uyum arıyorum. Sağlık ve mutluluk. İşim kendimi tanımak, bulmak ve gerçekleştirmek. Her gün dolu bir hayata doğru bir adım daha atıyorum. Bana hizmet etmeyen şeylerden kendimi kurtardım. Yüreğim ve ruhum derin bir huzur ve memnuniyet dolu. Dünya ayık kafa ile daha güzel.”&lt;br /&gt;BAŞ AĞRISI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Mükemmeliyetçilik, bir şey hakkında kafa "patlatmak", cinsel ilişkide doyumsuzluk, aşağılık duygusu ya da kendini cezalandırma isteği baş ağrısının nedenlerindendir. Aileden miras davranış şekilleri ve kendini ifade edememe korkusu baş ağrısına eğilimi arttırır. Baş ağrısı suretiyle hasta başkalarının dikkatini çekmeye çalışır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Tanrı sevgisiyle sorunlarım çözümlendi. Kendimi rahat bıraktım. Herkese karşı anlayışlı ve toleranslıyım. Güçlü ve pozitif bir kişiliğim var. Kendimle ve dünyayla uyumluyum. Her iş benim için iyi bir fırsattır. Gerçekleştirene kadar fikirlerimin takipçisiyim. Kendimi sevgiyle ve otoritemle kabul ettiriyorum, iyi fikirlerim var. Dünyamda her şey düzenli. Yüreğim ve ruhum sevgi ve uyum dolu.”&lt;br /&gt;BEYİN TÜMÖRÜ&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Yanlış düşünceler, inatçılık, isteksizlik, eski tarz düşünmek maddesel hale gelip, tümöre dönüşebilir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Hayat ebedi bir dönüşüm. Düşüncelerimi yeniliyorum. Bağımsız düşünüyorum. Düşüncelerime ebedi, tanrısal bakış açım yön veriyor. Tanrı sevgisi içime akıyor ve beni yeniliyor. Mükemmel hayata uyanıyorum.”&lt;br /&gt;BOĞAZ AĞRISI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: İç çatışmalarının bedensel ifadesidir. Hastanın hayatında "yutmakta zorlandığı" şeyler vardır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Ben neşenin bir ifadesiyim. Kararlarımda özgürüm, içim sevinç ve uyum dolu.”&lt;br /&gt;BÖBREK HASTALIKLARI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Varoluş sorunları. Temelinden sarsılmış bir hayat. Hayat arkadaşıyla ya da maddi anlamda sorunlar yaşamak "böbreklere" vurur. Hissedilen rahatsızlık derin ve ağırdır. Her yanda tehlike görülür ama çıkış yolu bulunmaz. Uyarı sinyalleri dikkate alınmazsa korkular bedensel düzeye taşınır ve hayati tehlike oluşturur.&lt;br /&gt;Telkinler: “Kendi gücümün bilincindeyim, kendime anlamlı ve zengin içerikli bir hayat seçtim. Yaşam yolum açık. içsel büyüme yönünde kararlar aldım. Eşimle iyi ilişki kurmak, sevmek ve öğrenmek benim için kolay. Beni özgürlüğüm ve şeffaflığım yönetiyor. Yerine göre gerekli önlemleri alabilirim. Büyüyüp gelişme, evlilik üstüne meditasyon yapıyorum. Her şeyin aslında tek bir bütün olduğunu biliyorum ve dünyevi işlere zamansız ve mekansız bir açıdan bakıyorum.”&lt;br /&gt;BRONŞİT&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Astım hastalığında olduğu gibi psikolojik baskı ile birlikte zor koşullarda geçen bir aile hayatı da bronşitin nedeni olabilir. Yutulmak zorunda kalınmış korkular hayatın doğal akışını önler.&lt;br /&gt;Telkinler: “İçim ve dışım dengeli. Yüreğim ve ruhum derin bir huzur ve uyum dolu. Tanrı bana her şeyi gerçekleştirecek g ve isteği veriyor. Huzur benim içimde. Kendimi ispat e yorum. Ben yenmek için doğmuşum. Rahat ve sakinim. Uyum içimde ve çevremde.”&lt;br /&gt;CİNSEL HASTALIKLAR&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Cinsel ilişkiden "günah" diye korkmak.&lt;br /&gt;Cinsellikle ilgili her şeyi günah sayma inancı suçluluk duygusunu harekete geçirir ve kişi, hastalanarak kendini cezalandırır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Cinselliğim, hayatın doğal biyolojik akışıdır. Cinselliğim beni her şeyin gerçek doğası ile birleştiriyor. Cinselliğimden sevgi doğuyor ve bana meditasyonun kapılarını açıyor. Eşimle birleşmek sevgi, birlik ve beraberlik demek. Tanrı sevgidir. Bedensel birleşmede doyum, barış ve uyum buluyorum.”&lt;br /&gt;ÇIBAN&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Bir çıban ya ruhen yaralanmaktan ya da aşağılanmaya duyulan manevi tepkiden çıkar. Bazen öç alma duygusu da buna sebebiyet verebilir.&lt;br /&gt;Hastalığın göründüğü organ olan deri ruh dünyasının geri planını sembolize eder. İçten dışa geçişi sağlayan cilt en büyük organımızdır. Diğerlerinin yanı sıra bir boşaltım organıdır da. Bir çıban ruhsal-manevi bir sorunun dışa vurmuş halidir. Hem de bir korku işaretidir, örneğin bir şeyi değiştirmeye yeterli olamama korkusu. İstesem de istemesem de sınırlarımın aşılacağı korkusu.&lt;br /&gt;Yalnızlık ve iletişim yetersizliğinin yanı sıra doyuma ulaşamamış cinsel güdüler ve zorla bastırılmış istekler de çıban çıkartmaya yol açabilirler.&lt;br /&gt;Telkinler: “Kendimle ve çevremle barış içindeyim. İçim uyum dolu. Arzularıma açığım. Bütün isteklerim olabilir düzeyde ve benim ilerlememe yardım edecek nitelikte. Dirençsizimi simgeleyen "Ruhsal Yasa"yı öğreniyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİŞ HASTALIKLARI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Dişler bir tehdit aracıdır (gülümsemenin dışında), agresifliği, gücü, canlılığı, kendini kabul ettirme kapasitesini, simgeler. Bozuk dişler insanın kendi potansiyeline güvenmemesinin belirtisidir. Diş çürümesi bağışıklık sisteminin zayıfladığını gösterir ki, bunun da hayata genel bakışla ilgisi vardır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Dişlerim canlılığımı, karakter özelliklerimi ve savunma sistemimin güçlülüğünü yansıtıyor. Gücümün ve kudretimin sembolleri. Dişlerim güzel ve düzgün, dişetlerim sağlıklı. Her şey benim varlığımın dengesini işaret ediyor. Duygularım, sevgim ve öfkem uyum içinde ve dolu bir yaşam sürmemi sağlıyorlar. Eğer gerekirse ısırırım ama ben gülmeyi tercih ediyorum. Herkes ne kadar dengeli olduğumu anlıyor ama gücümün de farkında ve gerektiği zaman gücüm gerekeni yapar.”&lt;br /&gt;DOĞUM HASTALIKLARI (SAKATLIK)&lt;br /&gt;Olası nedenler: Doğum hatalarının çok yönlü nedenleri olabilir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Karma yasası bilinmeyeni bağlar, bilineni özgür kılar. "Ruhsal Yasalar" hiçbir şeyi ve hiç kimseyi zorlamaz. Ailemi ben kendim seçtim. Dünyaya nasıl geldiysem büyümek ve manevi anlamda kendimi geliştirmek için olanaklarım var. her şey iyi olsun. Her sorun kendimi geliştirme yolunda bir basamak. Bu beden beni eğiterek, kendisinin değil, benim önemli olduğumu öğretecek. Önem taşıyan dış kabuk değil, içerik. Tanrıya, yüce yaradana şükrediyorum ki, bana güven verdi, bu görüşlere sahip olmamı sağladı. Tanrı beni seviyor, benim kanalımla düşünüyor, konuşuyor ve davranıyor. Ben kendimi meyvelerimle ispatlayacağım. Hayat benim için sonu belirsiz bir senaryo, ben rejisörüm, yazarım, oyuncuyum, kameramanım, ışıkçıyım yani aynı anda hepsiyim. Hayat benim için bir serüven. Hayatı gülerek kabul ediyorum.”&lt;br /&gt;DÜŞÜK&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Aile içi gerginlikler ve eşler arası kavgalar bir kadının düşük yapmasına neden olabilir. Çocuk istenmediğini hisseder. Çocuğu bilinçli ya da bilinçsiz reddeden annenin vücudu bebeği dışa atar.&lt;br /&gt;Telkinler: “Yüreğim ve ruhum huzur ve uyumun egemenliği altında. Bebeğime çok seviniyorum. Doğumu onaylıyorum, içim harika bir sevinç ve mutluluk duygusu ile doldu. Çocuğumu istiyorum ve ona hoş geldin diyorum. Hayatımı değiştirecek, güzel bir an beni bekliyor. Tanrı beni seviyor.”&lt;br /&gt;Doğmamış bebekle konuşarak, ona dünyaya gelişine çok sevinildiğini, onu beklemenin çok güzel olduğunu, yapılan hazırlıkları anlatmak, çamaşırlarını, beşiğini, bezlerini ve kendi karnını okşamak, yürekten gelen tatlı sözcüklerle bebeğe seslenmek. Manevi anlamda da doğuma hazırlanmak.&lt;br /&gt;Doğum öncesi otogen telkinler: “Sancılar başlar başlamaz sakin ve dingin olacağım. Çocuğum dünyaya kolay bir yoldan gelecek, her şey onun gelişine hazır. Doğum anında sakinim, gevşeğim. Bu hem benim, hem çocuğum için çok önemli bir an. Doğum kolay ve iyi geçecek. Hem çocuğum, hem de benim için güzel bir serüven olacak.”&lt;br /&gt;EGZEMA&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Deri ruhun aynasıdır. Aşağılanma ve ruhun yaralanması derinin reaksiyon göstermesine yol açar. Zehirli düşünceler metabolizmayı zehirler ve oluşan ze-hirin bir şekilde dışa atılması şarttır. Bastırılmak, bir şey yapamamak ya da yapmayı istememek diğer nedenler olabilir. İnsan aşağılandığını ve kırıldığını göstermek istemez ve sonuç derinin dışavurumuyla kendini belli eder.&lt;br /&gt;Telkinler: “Güçlü ve olumlu bir kişiliğe sahibim. Çekirdeğimi, gerçek doğamı kimse yaralayamaz. Yaptığım her şey başkalarının iyiliği için. Tanrı beni seviyor. Tanrının elinde emniyetteyim ve koruma altındayım. Her şey beni bilinçlendirmek için. Tanrı'nın düşünceleri safiyetin özüdür. Tanrının düşünceleri benim de düşüncelerimdir çünkü Tanrı ve ben tekiz.”&lt;br /&gt;EPİLEPSİ&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Eğitimle dayatılmış hayatı reddediş hali insanın hem kendisine hem hayata doğrulttuğu bir silahtır. Bazı vakalarda epilepsi bastırılmış saldırganlığın infilak ederek ortaya çıkan bir tepkimesi olarak da görülebilir. Devamlı izlenme duygusu duyguların dışa vurulmasını ve onlardan kurtulmayı zorlaştırır. Dışa dönük bir yaşamdan kaçmak da epileptik tepkilere yol açabilir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Hayat ebedi bir sevinçtir, frenden sonrakileri de kendimi sevdiğim gibi seviyorum. Ben hayata olumlu bakıyorum. Bedenim bu olumlamayı dışa vuruyor, içim tam anlamıyla sağlık dolu. Sağlıklı fikirlere sahibim. Kendimi bırakıyorum. Uyum tüm varlığımı dolduruyor.”&lt;br /&gt;EVHAM&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Yetersiz kalma korkusu ve kendini gereğinden fazla gözlem altında tutmak olası nedenleridir. Bir kuruntu olan bu hastalık başarısızlıkların nedeni olarak ileri sürülebilir. Evhamın geri planında insanın kendisini her şeyden fazla sevmesi de yatar.&lt;br /&gt;Telkinler: “Geçmişim, geleceğim ve şimdiki zamanım sevgi ve uyum dolu. Geçmiş geçmişte kaldı. Özgürüm, güven doluyum ve içim huzurlu. Benim düşüncelerim Tanrının düşünceleri. Ben kendimle ve dünyayla uyumluyum. Bedensel, ruhsal ve zihinsel olarak sağlıklıyım. Düşüncelerimi iyilik, tanrısallık ve yapıcılık belirliyor.”&lt;br /&gt;(PSİKOLOJİK KÖKENLİ) FELÇ&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Felç kimi zaman ruhsal (isteri) kökenli bir engelleme motifidir. Herhangi bir kaza sonucunda yaşanan şok, gelecek korkusu, korku sendromu (“korkudan inme indi"). İçsel direnç de nedenleri arasında olabilir. Felç, çevrenin dikkatinin hastanın üstünde toplanmasını sağlar ve onu istemediği işleri yapmaktan kurtarır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Başıma gelen her şey benim gelişmeme hizmet edecek. Bütün iyiliklere açığım. Sonsuzlukla özdeşim. Her şey uyumla kendini ifade eder. Parçanın uyumu bütünün uyumu demektir. Tanrı ve ben biriz. Kusursuz bir bedensel hareketliliğim var, bunu hayal ediyorum. Ruhsal ve bedensel yeteneklerime tam anlamıyla sahibim, bunu hem görüyorum hem de hissediyorum. Ben sağlıklıyım.”&lt;br /&gt;GASTRİT&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Ülserin bir öncesi olan gastrit uyarılara kulak vermemekten olur. Mide ekşimesi mideyi de kavurur. Bir başkasına "ekşi" olan insan hem çevresinde olanları, hem kendi kişisel alanındaki gelişmeleri hazmedemez. Midesinden rahatsız olan kişi hiçbir şeye uyum sağlayamaz ve hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmez. Herhangi farklı bir durum karşısında zorluk çeker.&lt;br /&gt;Telkinler: “Doğru bakış açısı ve doğru kararlarla kendimi gevşettim ve sıkıntılara karşı içimde bir mesafe yarattım. Doğru kararlar iç huzurumu, iç uyumunu artırıyor. Ruhsal, bedensel ve zihinsel olarak sahip olduğum uyum koşulsuz sağlığımın garantisi. Kendi yüksek benliğimde dirençsizliğin yolunu seçtim. Ben geçirgen, yumuşak ve uyumluyum.”&lt;br /&gt;GÖĞÜSLERLE İLGİLİ PROBLEMLER&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Dişilik rolünün reddedilmesi kadının, dişi bir formda olmasını önler. Büyük bir olasılıkla anne etkisi altında kalınarak kadınlığın zor olduğuna kendini inandırmak bu sorunları doğurabilir. Ayrıca bastırılmış cinsellik korkusu da bir nedenin&lt;br /&gt;Telkinler: “Dişiliğim benim için sevinç kaynağı. Bedenim güzelliğin ve uyumun bir ifadesi. Geçmişin etkisinden kurtuldum, önemli olan bugün. Cinselliğim, ruhsal ve bedensel iyiliğime açılan bir kapı. Göğüslerim güzel ve biçimli, bedenimle uyumlu. Vücudumu olduğu gibi kabul ediyorum. Yaratılışın güzelliği benden geçerek kendi ifadesini buluyor. Erkekler göğüslerimi beğeniyor çünkü onlar güzel ve cazibeli. Erotik etkimi ben de beğeniyorum.”&lt;br /&gt;GÖZ HASTALIKLARI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Kendinizde görmek (kabul etmek) istemediğiniz ne var, bir düşünün bakalım. Gelecek korkusu insanı miyop, şimdiki zaman korkusu hipermetrop yapar. Gerçekleri görmek istemiyor musunuz? Başınıza gelecek kötü şeylerin beklentisi içindesiniz ve her yerde engeller görüyorsunuz. Manevi anlamda kısıtlanan görüş açısı bedensel olarak da dışavurur. Miyopluk genellikle çocuklukta ya da ergenlik döneminde ortaya çıkar. Çocuk kendini baskı altında ve kısıtlanmış hisseder. Gerçekler öylesine tehdit doludur ki, gözüne görünmeseler daha iyi olur. Miyopi, kapasitenin bittiği noktada başlar.&lt;br /&gt;Telkinler: “Her engel bana bir bilgi ulaştırdığı için bir armağanda. Dünya benim gözümde şeffaf. Sevgi dolu gözlerle görü yorum. Gördüğüm her şeyi beğeniyorum. Görüşüm duru, gerçeği görüyorum. Benim gözlerim Tanrının gözleri. Görüyorum ki, yolum Tanrının inayeti ile hep açık. Kusursuz gözlere sahip olduğum için müteşekkirim. Den toplumun değerli bir üyesiyim.”&lt;br /&gt;GUT&lt;br /&gt;Olası nedenleri: İçsel hareketsizlik ve katılık sonucunda insan gut hastalığına yakalanabilir. Hırslı kişiliği stres yaratır. Hem kendisini hem başkalarını baskı altına alır. Yemeklerini yerken bile sakin ve pozitif düşünceli değildir. Cinsel soğukluk gut hastalığını körükler.&lt;br /&gt;Telkinler: “Kendimi bırakıyorum. Başkalarına anlayış duyuyorum. Yaşıyorum ve yaşatıyorum, içimde derin bir huzur ve uyum var. Kendime ve başkalarına sabırlıyım. Yüzümü hayatın güzel tarafına dönüyorum.”&lt;br /&gt;HEMOROID&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Baskı altında olmak ve korku. Yanlış yapma korkusu davranışlara yansır ve insan korkularını belli etmekten kaçınır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Artık çözüldüm. Kendimle ve çevremle uyumluyum. Her yeni güne tam bir güvenle başlıyorum. Başıma gelen her şeyi yürekten bir huzur duygusuyla selamlıyorum. Ben mutluluğu seçtim. Ebediyen burayı ve şimdiyi yaşıyorum.”&lt;br /&gt;İKTİDARSIZLIK&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Yanlış cinsel eğitim, yetersizlik korkusu, travma, eşlerde görülen davranış hatası ya da gizli homoseksüellik iktidarsızlığın nedenleri arasındadır. Hedefe ulaşmak için kullanılan enerji hedefe giden yolu tıkar.&lt;br /&gt;Telkinler: “Ben tam bir erkeğim. Sağlıklı ve güçlüyüm. Cinselliğim benim için fevkalade bir armağan, Sevmeyi seviyorum ve sevmeyi iyi biliyorum. Geçmişin armağanları sahip olduğum bilginin temel taşları, bu bilgi beni bağlarımdan kurtaracak ve özgür kılacak. Eşimle tam uyumluyum. İhtiyacım olan her şeye, her şeyi oluruna bırakarak ulaşabilirim.”&lt;br /&gt;İSHAL&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Hayattan korkup, onu reddeden hasta tüm posalardan hemen kurtulmak ister. Çevresiyle ilişkileri düzgün olmaz.&lt;br /&gt;Telkinler: “Zihinsel ve bedensel olarak sağlamım. Geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman benim için tektir. Hayatımdaki her şey altın refah zincirimin bir halkası. Güven doluyum. Sabırlı dengeli ve sakinim. Her şey tanrısal düzene tabi. Ben iyi olan her şeyle bütünüm, iyi ayrıntılarıyla da, tümüyle de benim içimde. Yaşamın tadını çıkartmak için zaman ayırıyorum. Her şey iyi. Hayat güzel olduğu için sevinç doluyum.”&lt;br /&gt;KALP PROBLEMLERİ&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Olası bir ayrılık acısı. Kalp sorunları aileye ya da eşe zıt düşmenin bir sonucudur. Duygularıyla hareket etme korkusu sonucunda aklın duygulara üstün gelmesi. Hayata ve kendine olumsuz bakmak sorunu büyütür. Kalp hastaları duygularını göstermekten korkarlar, açık olamazlar ve aşırı bir gayretkeşlik içindedirler. Kimi zaman hesapçı olurlar ve sevme yetenekleri kısıtlıdır. Verdikleri her şeyin karşılığını almak isterler. Ama bu materyalist düşüncelerini de itiraf edemezler. Hırslarını dışa vuramazlar. Ve yerine göre sosyal rollerine uysun diye duygularını farklı gösterirler (örneğin anneler)&lt;br /&gt;Telkinler: “Hayata sağlıklı bakıyorum. En iyi ilacım neşe. Geçmişim, bundan sonra kazanacağım başarılarım için en ideal temel. Yaratılışın kumaşı sevinçtir. Hayatım neşeyle dolacak. Yüreğim neşeyle dolacak. Benden sonrakileri de kendimi sevdiğim gibi seviyorum. Tanrının sevincini yüreğimde ve ruhumda taşıyorum. Ben hisseden bir varlığım.”&lt;br /&gt;KAN HASTALIKLARI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Bir insanın hayata katılmayı reddetmesi. Neşesizlik ve katı düşünceler kan hastalıklarına yol açabilir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Hayat akar ve büyüyüp serpilir. Coşku dolu fikirler içimde engellenmeden dönüp duruyor ve beni özgür kılıyor. Hayat güzel. Ben hayatın mucizesiyim. Ben çok özel bir başarıyım. Hayatın verdiklerini sevinerek alıyorum ve her şeyi iyiye dönüştürüyorum.”&lt;br /&gt;KANSER&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Ben fikrini kaybetmek, ölüm arzusu ve -bedensel semptomların başlamasından birkaç yıl önce alın yazısının getirdiği negatif bir olay /travma) kanserin nedenleri olabilir. Baskı ve suçluluk duygusu, yaşanmamış bir aşk, hayata son derece kötümser gözlerle bakmak, ruhen yaralanma ve dinmek bilmeyen bir matem insanın, kendisini kimselerin anlamadığı fikrine saplanıp kalmasına yol açar. Bu hastalık zamanın ruhunun sembolüdür. Nedenlerini tedavi edebilmek için önce o travmanın yaşandığı zamana hastanın geri götürülmesi önerilir. Çok yönlü, bütünsel bir tedavi şarttır. Bedenin direncini artıracak hayaller oluşturulmalıdır. Zaman açısından semptomların ve nedenlerin tedavisi birlikte yürütülmelidir. Kanser, insanlığın geçirmekte olduğu evrim basamağının bir sembolüdür. Kendini algılama ve yaşama devam etme konusunda insanın yeteneksiz olduğunu gösteren bu hastalık bireyin, bütüne karşı egoizmini de gösterir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Kutsal ışığımı geçmişime yolluyorum. Beni yaralayan her şeyi kuşatan sevginin ışığı bağışlamayı da beraberinde getirecek, içim, dışım tam anlamıyla sağlıklı. Hayatım neşe dolu. Sağlık doğal, Tanrının isteği olan bir haldir. Ben doğa ile uyum ve ahenk içindeyim. Geçmiş geçmişte kaldı. Ben şu anı ve burayı yaşıyorum.”&lt;br /&gt;KARACİĞER İLTİHABI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Öz bilinç yetersizliği, depresyon, duygusal zorlanma, stres ve hem kendine, hem başkalarına güven eksikliği karaciğeri yorar. Kendine ve başkalarına yöneltilen saldırganlık düşüncelere, sözlere ve davranışlara egemen olur.&lt;br /&gt;Telkinler: “Geçmişime sevgi ve uyum yolluyorum. Geçmiş geçmişte kaldı. Ben güven doluyum. Sevgiyi, uyumu ve affetmeyi düşünüyorum. Kendimde ve başkalarında her kusuru bağışlıyorum. Düşüncelerimde ve davranışlarımda özgürüm. Ben hayatın sadece yapıcı tarafına bakıyorum. Gereksiz yüklerden kendimi kurtarıyorum. Bilincim arındı. Düşüncelerim tazelendi, yenilendi ve canlandı. Özgürlüğü seviyorum.”&lt;br /&gt;(NEGATİF) KARAKTER&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Ailenin negatif örnek teşkil etmesi. Yapıcı olmayan bir eğitim sistemi ve çocukluk travmaları. Bastırılmış ya da sevgisiz geçen bir çocukluk dönemi karakter gelişimini etkiler. Sık sık tek başına bırakılan bir insan saldırgan olur. Yalanla yetiştirilen çocuklar yalancı olur.&lt;br /&gt;Telkinler: “Geçmiş, geçmişte kaldı. Şimdiki zamana ve bulunduğum yere kendimi tüm sevgimle adıyorum. Geçmişim, başarılı geleceğim için bir temeldir. Tüm insanlara, özelliklede aileme karşı anlayışlıyım. Ruhum Tanrı sevgisi ile dolu. Tüm kararlarımın çıkış noktası merkezimdeki sevgi dolu derinlik. Ben mucizevi bir karakterim. Tanrı benim kanalımla düşünüyor, konuşuyor ve hareket ediyor. Ben kendi ürettiğim iyi düşüncelerim bir ifadesiyim. Sevgi ve mutluluk özlemi içindeyim. Gerçeği seviyorum.”&lt;br /&gt;KEKEMELİK&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Kekemelik ani bir şokla oluşur. Kendini yeteri kadar ifade edememek ve ruhsal sıkıntı bu hastalığa zemin hazırlar. Kökeni çocuklukta yatar. Erkek çocuklarda aşırı güçlü bir baba figürü (bastırılma sendromu) rol oynayabilir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Rahat, akıcı ve sakin konuşuyorum. Yüreğim ve ruhum huzur dolu. Ne söylediğimi biliyorum, kendimi heyecanlanmadan ve emin bir şekilde ifade ediyorum. Geçmişim, gelecekteki başarılarımın temelidir. Her durumda sakin ve bilinçliyim. Meditasyon yaparak her gün gençliğimden bir şeyler öğreniyorum. Tüm deneyimlerim, hinterlandım güçlü ve başarılı olmamı sağlayan sağlam temelimdir. Derin bir içsel huzurla başarılı olmak için kendimi yüreklendiriyorum. Ben olağanüstü bir başarıyım. Söylemediğim her şeyi şimdi söyleyeceğim.”&lt;br /&gt;KOLİT (KALIN BAĞIRSAK İLTİHABI)&lt;br /&gt;Olası nedenleri: İnsanı yıpratan karakter özelliklerinden korkmak. Yaşam korkusu zorlamayı doğurur. Korkan bir insan kendini rahat bırakamaz ve ağlayamazsa korkuyu "yutar" ve içi öfkeyle dolar. Sürekli stres altında olduğundan mide ve bağırsak bölgesinde kasılmalar meydana gelir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Ben sakinim, derin bir huzur ve uyum içindeyim. Her yeni güne güven dolu olarak başlıyorum. Düşüncelerim yapıcı ve Tanrı'nın isteklerine göre. Ben yol gösterenim. Vericiyim. Her durumda sakin ve dinginim. Başladığım her şeyi başarıyla sonlandırırım. Ben hayatın mucizesiyim. Herkese nasip olmayacak kadar başarılıyım. Ruhum derin bir iç huzuruyla dolu.”&lt;br /&gt;KONSANTRASYON BOZUKLUĞU&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Hoşlanılmayan işleri yapmaya zorlanmak. Kendini fazla yük altında hissetmek. İnsan kendi sırtına fazla yük alır, çok şeyi bir anda elde etmek ister, hem kendine hem başkalarına sabırsızdır. Düşünceleri ve davranışları doğallığını yitirir; aldığı terbiyenin bir sonucu olan aşırı ben-merkezcilik konsantrasyon yeteneğini etkiler. Bu durum ayrıca heves kırılmasının da bir işaretidir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Enerji ve hayat doluyum, istediğim her şeye adım adım ulaşıyorum. Çevremdeki insanlara sabır ve sevgiyle yaklaşıyorum. Fikirlerime açık ve net resimler yüklüyorum. Önemsiz olan şeylerden kendimi kurtardım. Ruhum Tanrı sevgisiyle dolu. Başladığım her işi başarıyla bitiririm. Tanrı beni kollar. Ben olağanüstü bir başarıyım. Fikirlerim açık ve net.”&lt;br /&gt;KORKULAR, FOBİLER&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Çocukluktan kalma korkunç olayların sonucunda korku görülebilir. Bunun geri planında korkutarak eğitme sistemi yatar. Ani şoklar ya da kazalar ölüm korkusu, korku duyma korkusu, su korkusu, kanser ve kalp krizi korkusu, yükseklik korkusu, yemek yeme korkusu yaratabilir. Korkunun bin çeşit yüzü vardır. Hemen her eğitim sistemi korkutmaya yöneliktir ve böylece genç insanın ruhunda tahripkâr bir baskı yaratır. Psikosomatik açıdan korkular daima hastalıklı olayların geri planındaki sebepleridir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Düşüncelerimle, davranışlarım örtüşüyor. Yüreğim ve ruhum derin bir huzur ve uyum dolu. Tanrıyı kendi ortamda hissediyorum. Tanrı ile birlik çoğunluk demektir. Tanrı sevgisi kendine uymayan her şeyi yakıp kül eden bir ateştir. Tanrı benim kanalımla düşünür, konuşur ve eyleme geçer. Bilinçaltımın yaratıcı gücüne güveniyorum. Kendi merkezimdeki Tanrıya güveniyorum. Ruhum Tanrı sevgisiyle dolu. Sağlamım, sağlıklıyım, güçlüyüm, yaşamın her aşamasında dengeli ve huzur doluyum. başladığım her şey başarıyla biter. İç huzurum, gücümün bilincidir.”&lt;br /&gt;KULAK HASTALIKLARI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Duymak istememek, kulakları tıkamak, genellikle görmeme durumu ile paralel ilerler (duymayı ve görmeyi reddetmek). Ağır işitmek bir savunma reaksiyonudur, başkalarının yolladığı mesajlara kendini kapatmaktır. Duymayı istenen şeylerle, istenmeyen şeyler arasında bilinçsiz bir seçim yapmaktır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Tüm organlarım Tanrı'nın mükemmel bir eseridir. Onları bilgece kullanmaya karar verdim, sevgisi için yaradana şükrediyorum. Ruhumu okşayan seslerden sevinerek payıma düşeni alıyorum. Mesajları duyuyorum, kendimi onlara açıyorum, iyi işitiyorum ve işittiklerimi gündelik hayatımda kullanıyorum. Her mesajla yolum mükemmele varıyor. İyi ki böyle oluyor.”&lt;br /&gt;MESANE SORUNLARI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Korku, kendini bırakamama ve ağlaya-mama hali mesane problemlerine yol açar. İnsanın içinde birikmiş tortular giderek artar.&lt;br /&gt;Telkinler: “Kendimi bırakıyorum, içim başarı, sağlık, sevgi ve uyum dolu. Her yeniliğe yüreğimi açtım.”&lt;br /&gt;MİGREN&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Ağrıların yoğunluğu, bastırılan duyguların toplamına eşittir. Migren, hayata negatif bakanlarda, yaşam koşullarına uyum sağlamayanlarda görülür. Problemlerden kaçmaktır. Karanlığa sığınarak realiteden kaçma isteğidir. Gergin, kendilerini kasan, kafaları fazla dolu insanlarda migren daha çok görülür. Mantıkla, duyguların çarpışmasından meydana gelir. Özellikle kadınlarda cinselliğe yönelik bastırılmış duygular söz konusudur.&lt;br /&gt;Telkinler: “Ben çözüldüm, hayat içime akarak beni özgür kıldı. Ben sorumu daha sormadan yanıtları aldım. Bütün varlığım derin bir sevgi ve uyumla dolu. Diplomatik ve öngörülüyüm, içim huzur ve uyum dolu. Her şeyi oluruna bırakıyorum. Tanrı beni seviyor, isteklerim ve davranışlarım uyumlu ve ahenkli.”&lt;br /&gt;MÜLTİPL SKLEROZ&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Anneye alışılmışın dışında güçlü bir bağlılık. Bu hastalığın nedenleri genellikle ailevidir. Ruhsal katılık ve baskılı bir eğitimle birlikte travmatik olaylar da bu hastalığa yol açabilir. İnsan hiçbir esneklik göstermeden hayatını kendi ellerinde tutmak ister. Baş sözü "Ben istiyorum!"dur. Hiçbir şeyi oluruna bırakamaz, hayatı olduğu gibi kabul edemez. Biraz tevazu en iyi ilaçtır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Kendimi bırakıyorum. Yaşamın sevinci ile birlikte ben de akıyorum. Ben sağlıklıyım. Şimdiyi ve burayı yaşıyorum. Ben özgürüm. Sevdiğim her şey karşıma çıkıyor. Hayatımı yumuşak başlılık ve tevazu belirliyor. Tanrı'nın istediği olur!"&lt;br /&gt;OMURGA AĞRILARI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Bu sayede istenmeyen hareketlerden kaçmak mümkündür. Acaba cinsel ilişkiden kaçmak için de bir neden olabilir mi? Diğer nedenlerin yanı sıra duygusal çökme hissi yaşanır. Ruhsal zorlanmaların bedene yansıması ile omurlar arası ağrılar oluşur.&lt;br /&gt;Telkinler: “Tanrı ile birlik çoğunluk demektir. Hayat bana destek oluyor. Kendi gücüme, kuvvetime inanıyorum. Hayatım sevgi ve uyum dolu. Tüm iyilikler içime doluyor. Ben hürüm.”&lt;br /&gt;PROSTAT SORUNLARI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Aşağılık duygusu ve umutsuzluk bu hastalığın nedenleri arasındadır. Çalışma baskısı ve anlamsızlık duygusu hastalığı arttırır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Ruhsal ve bedensel gücümün bilincindeyim. Hissettiğim kadar gencim ve kendimi yeni doğmuş gibi hissediyorum. Kendimi bırakıyorum. Yaşadığım her şey huzur merdivenimde beni yukarı taşıyacak bir basamaktır. Erkekliğim beni sevindiriyor. Cinsellik büyük bir sevinç ve zevk kaynağı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ROMATİZMA&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Romatizma sevgi eksikliği (içsel sıcaklık) sonucunda oluşabilir. Uzun süreli öfke, kronik bir acıların insanı olma hali, öç alma düşünceleri, bastırılmış saldırgan tutum hastalığı artırır. Başarıya dönüştürülemeyen hırs da nedenlerden biridir. Hayatın doğal akışından yeteri kadar pay alamamak da aynı şeye yol açar. Duygu tıkanıklığı ve yanlış beslenme maddi, manevi izler bırakır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Bedenim huzurlu ve uyumlu, ben rahatım. Dünyanın neşesinden pay alıyorum. Beni bağlayan her-şeyden kurtuldum, iç huzurum ve iç uyumum tam. Düşüncelerim ve davranışlarım başarılı, "dedenim yeni dünya görüşümü yansıtacak artık. Her gün bilinçli bir şekilde sevinç arıyorum. Yediğim her şey uyuma, güzelliğe ve sağlığa dönüşecek. Neşeli duyguların özlemini duyuyorum. Temiz vicdanımın bedenimi arındırmasına izin veriyorum. Tüm eski duygularım beni yeniledi ve yeniden yarattı.”&lt;br /&gt;SAFRA KESESİ TAŞI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Saldırgan dürtüler, negatif düşünceler birikir, maddeye dönerek sertleşir ve taş halini alır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Dirençsizlik yasasını benimsiyorum. Kendimi özgür ve akıcı ifade ediyorum, içimde uyuma, iyiliğe, etrafımdaki insanların ihtiyaçlarına duyulan anlayışa bol bol yer var. Hepsi, benim huzur zincirimin bir halkası. Ben tatlı hayatın bedeliyim. Bugünkü düşüncelerim yarınımın yatırımı. Ben pozitif düşünüyorum. Hayatım neşe ve kahkaha dolu. Hedeflerim var ve onlara ulaşacağım.”&lt;br /&gt;SAMAN NEZLESİ&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Alerji ve soğuk algınlığında olduğu gibi saman nezlesi de duygusal tıkanmaya bir karşı tepkidir. Kitle etkisi ile belirli bir rol üstlenilir, insan kendini maskeler, içten çevresine mesafe koyar. Hoş olmayan durumlara saman nezlesi ile tepki verilir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Hayatla, serbest ve kısıtlı olmayan duygularımı değişiyorum. Den güçlü, pozitif bir şahsiyetim, içim de, dışım da bir. Tüm varlığım sevgi ve uyum dolu. Tüm kalbimle sevgiyi, uyumu ve mutluluğu özlüyorum.”&lt;br /&gt;SİNDİRİM SORUNLARI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Kolit ve gastrit gibi (o bölümlere bakın). Sindirim sorunları genellikle baskı sonucu oluşur. Gerilim altındaki insan kendini serbest bırakamaz. Sert bir terbiye sistemi de bu hastalığa neden olabilir. Materyalist ve hesapçı düşünmek insanın verici olmasını engeller. Vermek ve almaktan oluşan kan dolaşımı bozulur. Sindirim sorunları bağırsak hareketini bozar; toplum üstünde baskıcı olan korkuya karşı duyarlı tepki verilmesine neden olur.&lt;br /&gt;Telkinler: “Hayatın prensibi vermek ve almaktır. Kendimi bırakıyorum. Sahip olmak ve var olmak hayatımın özü. Geçmiş geçmişte kaldı. Geçmişteki deneyimlerim, şimdiki ve gelecekteki başarılarımın garantisi. Ben uyanığım. Başıma ne gelirse gelsin bilincindeyim. Hayatın mucizesi benim kanalımla gerçekleşiyor. Varlığım sağlık dolu. Sevgi yolumu aydınlatan ışıktır.”&lt;br /&gt;SIRT PROBLEMLERİ&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Yeteri kadar destek görmediğine inanan bir insan dik durmakta güçlük çeker. Hayatın bütün yükü sırttadadır. Sırtın üst kısmı: Duygusal yardım ihtiyacı. Sırtın alt kısmı: Maddi destek yetersizliği. Psikolojik bir gerilim söz konusudur. Sırt ağrıları cinselliği engellemeye yarayan bir motif olarak da kullanılır. Sırtından zoru olanların dürüstlükten yana da zorları olur.&lt;br /&gt;Telkinler: “Hayata pozitif baktığım ve güven duyduğum için evrenin tüm güçleri bana yardım ediyor. Hayat olumlu ve dinamik bir prensip, kendimi bu prensibe bıraktım. Ben güçlüyüm, sağlamım, kudretli ve sağlıklıyım. Her problemin çözümü insanın kendisinde bulunur. Ben çözüldüm, içim uyum ve huzur dolu. Varlığım sağlıkla dolup taşıyor. Doğru ve açık konuşuyorum.”&lt;br /&gt;SOĞUK ALGINLIĞI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Sık sık soğuk algınlığına yakalanan bir insan hayatın gerçeklerinden kaçıyor demektir. O kendini zor koşullların bir kurbanı olarak görür, acı çeken birisi olarak herkesin dikkatinin kendi üstünde toplanmasını ister. Duyguları "üşümüş" insanlar her sorunu nezleyle çözümlemeye kalkarlar. Gündelik hayatın rutin çarkından sıkılanların bağışıklık sistemi zayıf düşer, soğuk algınlığına daha kolay yakalanılır. Grip bulaşacak diye korkanlar daha çabuk hasta olurlar. Sık sık kendini üşüterek hastalanmak, insanın iç huzurunun olmadığını gösterir. Grip olmak bir isteksizlik işaretidir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Sağlıklı bir inanca ve sağlıklı davranışlara sahibim. Ben hayatın mucizesiyim. Hedefim belli. Ben başarılıyım çünkü bir hedefim var. Düşüncelerim yaratıcı. Düşüncelerimde özgürüm. Kendi varlığımla barışığım. Her şey bana, ben her şeye hizmet veriyoruz, içim tümüyle sağlık dolu.”&lt;br /&gt;ŞEKER HASTALIĞI&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Dindirilmemiş bir sevgi ve ilgi görme arzusu büyük bir keder yaratır. Bu durum uzun sürerse insan verilen sevgiyi alma yeteneğini de yitirir. Kendisiyle başkalarının arasına engel koyar, sevgi dolu konuşamaz ya da bir başkasını kucaklayamaz. Şeker hastası insanlar kendi merkezlerini bulamazlar, ya daha alta ya da daha üste yönelirler. Hayattan korkarlar ve hiçbir şeye güvenmezler. Diyabetikler yemek yemeyi, ilgi görme ve göstermeyle karıştırırlar.&lt;br /&gt;Telkinler: “Bundan sonra hayatım neşeli ve eğlenceli geçecek. Hayat ırmağı içime doldu ve beni özgürleştirdi. Hayatın zevklerinin tadını çıkartıyorum. İyi alışkanlıklar edinmek ve onlara sadık kalmak istiyorum. Sevmeyi, hayatı ve kendimi seviyorum. Tatlı hayat benim için var, onun tadını çıkartıyorum, her şeyi oluruna bırakıyorum.”&lt;br /&gt;ŞİŞKİNLİK&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Hazmedilmemiş sorunlar ve mayalanan düşünceler şişkinliğe yol açar. Bazı insanlar korkudan fazla hava yutarlar. Rahat koşullarda yemeğinizi yiyin. Ve esas gıdanız iç huzurunuz olsun. Stresli bir hayat ve düşünceler yanlış beslenme şeklidir ve hazmedilmesi mümkün değildir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Tüm varlığım derin bir huzur ve uyumla dolu. Başladığım şeyi başarıyla bitiriyorum. Sorunlarımdan edindiğim deneyimler benim çıktığım başarı merdiveninin basamakları. Yaratılışın planı benim kanalımla uygulanıyor. Tanrı ve ben her zaman başarılıyız. Almak ve vermek hayatımın ve hissettiğim uyumun bir parçası.”&lt;br /&gt;TANSİYON&lt;br /&gt;a.) YÜKSEK TANSİYON&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Eskiden kalma, çözümlenmemiş, duygusal sorunları bugüne kadar taşıdınız ve hâlâ pişmanlık çekiyorsunuz. Gizli öfke ve bastırılmış duygular sizi belirliyor. Kendinizi yeteri kadar ortaya koyamıyorsunuz.&lt;br /&gt;Telkinler: “Duygularımı ve kendimi serbest bırakıyorum. Her şey benden geçerek oluyor. Her şey akıp gidiyor - mükemmellik denizine doğru. Her çözüm içten başlıyor. Dirençsizlik yasasını uyguluyorum. Zafer bana ait. Ben güçlü, dingin bir kişiliğim ve dinamik bir mıknatıs olarak başarıyı kendime çekiyorum. Ben sevgi ve uyum dolu, duyguları olan bir varlığım.”&lt;br /&gt;b.) DÜŞÜK TANSİYON&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Büyük bir olasılıkla küçüklüğünde bastırılmış ve kendini geliştirmesi engellenmiş çocuklar isteksiz olur ve kendini nasıl kanıtlayacağını bilemez. Deneyimlerine göre hedefe ulaşması mümkün değildir ve aynı zamanda çok cesaretsizdir. Kendisine ya da başka bir şeye ilgi göstermesine pek rastlanmaz, düşük tansiyon gerekçesine sığınarak değişik aktivitelerden kaçar. İçsel bakışı ise şöyledir: Başarı bana çok görülmüş.&lt;br /&gt;Telkinler: “Ben bir kaya kadar sağlamım. Hayatım çok heyecanlı ve muhteşem bir macera. Ben tüm iyilikleri kendine çeken manevi bir mıknatısım. Ben yetenekliyim ve yeteneklerimi göstermek görevim. Benim bir hedefim var. Ben hayatın başarısızım. Dinamik ve hayat doluyum. Gülmek istiyorum, her şeyi fethetmek istiyorum, her şeye sahip olmak istiyorum. Hayatın kuması neşedir. Ben sağlamım, güçlüyüm, kudretliyim ve sağlıklıyım. Hayat bir şölendir. Başıma ne geliyorsa hepsi benim iyiliğim için ve beni gelecekteki başarılarıma ulaştıracak bir atlama tahtası.”&lt;br /&gt;TIRNAK YEMEK&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Otoagresif reaksiyon. İnsan içinde ailesine karşı duyduğu dirençle kendini yemeye başlar. Ruhsal gerilimler ve bastırılmış saldırganlık sonucu tırnak yeme alışkanlığı ortaya çıkar. İnsan kendi cesaretinden korkar.&lt;br /&gt;Telkinler: “Dirençsizlik yasasına uyum sağlıyorum. Geçmişim, başarılı bir şimdiki zaman ve gelecek için en önemli temel, içim sakin ve dingin; nem kendimle nem çevremle uyumluyum. Hayatı olduğu gibi kabul ediyorum. Ben güçlü bir kişiliğim, mesleğimde ve toplumda başarılıyım.”&lt;br /&gt;UYKUSUZLUK&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Uykusuzluk çeken bir insan kendi kişisel ritmini bulamamış demektir. Sorunlar ve korkular "uykusunu gasp eder." Problemleri çözeceği yerde onlarla boğuşur. Üstesinden gelinemeyen durumlar uykusuzluk yaratır.&lt;br /&gt;Telkinler: “Her gün kendinden sorumludur, içim huzur ve uyum dolu. Her yeni 0üne tam güvenle başlıyorum. Perin ve sakin bir uykuya dalıyorum, ben artık çözüldüm. Günü geride bırakıp, kendimi uykunun koynuna bırakıyorum. Yorgunum, çok yorgunum, derin ve deliksiz uyuyorum.”&lt;br /&gt;(ZAMANSIZ) YAŞLANMA&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Altmış ya da seksen yaşındaymış gibi yaşlı görünmeye sebep olan düşünceler yıkıcı, yaşamı yadsıyan ve ölüm korkusuna yol açan düşüncelerdir. Yaşlanmayı düşünmek insanı yaşlandırır, insan huzuru için yanlış bir beslenme çeşididir. Hayata bakışınız beslenme şeklinizi de etkiler. Alışkanlıkların da ötesinde belli bir yaşam tarzı halini alır. Hayat felsefesini değiştirmenin bir sonucu da beslenme tarzındaki değişikliktir. Ve bu da bedene yardımcı olarak daha dinamik ve canlı olmasını sağlar.&lt;br /&gt;Doğru beslenirken yemeklerinizi stres altında ve çarçabuk yemek yanlışını yapmayın. Beslenme biliminin söylediğine göre doğru besinler rahat koşullarda alınmalı. Yani sadece ne yediğiniz değil, nasıl ve nerede yediğiniz de önemli. Dolayısıyla yanlış beslenme salt yanlış besin alma demek değildir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Her yaşın kendine göre bir güzelliği vardır, her yas mükemmeldir. Şu anı ve şu anda bulunduğum yeri seviyorum. Kendimi genç, hayat dolu, güçlü hissediyor, hayat serüveninden zevk alıyorum. Benim için sadece bugün var. Gerçek varlığım zamana ve mekâna tabi değil, ebediyen genç”&lt;br /&gt;YATAK ISLATMAK&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Mutsuz, bastırılmış bir çocuğun dökülmemiş gözyaşları. Çocuğa saldırgan davranılmamalı. Özenle ve çok özlediği sevgi ile ona yaklaşılmalı. Yatağını ıslatan bir çocuk bu yöntemle ailesinin ilgisine ihtiyacı olduğunu belirtir.&lt;br /&gt;Telkinler: (Anne ya da baba uyuyan çocuğun kulağına yavaşça fısıldamalı): “Seni seviyorum. Annenle, baban sen varsın diye çok mutlular. Sen bizim en sevdiğimiz varlığımızsın. Seni anlıyoruz. Hayatta çok başarılı ve zengin olacaksın. Okulu çok seveceksin. Öğrenmek güzeldir. Ulu Tanrı seni korur. Hepimiz seninle gurur duyuyoruz. Huzur içinde uyu, neşe içinde uyan. Seni seviyorum.”&lt;br /&gt;ZONA&lt;br /&gt;Olası nedenleri: Uzun süreli ruhsal çatışma. İnsan kendisini sorunlarıyla baş başa kalmış hisseder. Kendini serbest bırakamaz. Ağrıların şiddeti psikolojik baskıyı gösterir.&lt;br /&gt;Telkinler: “Sevilen ve ihtiyaç duyulan bir kişiyim. Uyum ve memnuniyetin hakimiyetindeyim. Değersiz olan şeylerden koptum. Geçmiş geçmişte kaldı. Şimdiyi ve şu anda bulunduğum yeri yaşıyorum. Tanrının isteği ile hayatım mükemmel. Her şeyi ve kendimi oluruna bırakıyorum- her şey tanrısal plana göre seyreder&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetleyen: Gülten Atlı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-5020852866939082662?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/5020852866939082662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/5020852866939082662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/08/bilinmeyenden-yardim.html' title='BİLİNMEYENDEN YARDIM'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-8595370449339369225</id><published>2007-06-18T00:41:00.000-07:00</published><updated>2007-09-03T09:23:25.686-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pat MESİTİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayelleri olanlar asla uyumaz'/><title type='text'>Hayelleri Olanlar Asla Uyumaz</title><content type='html'>&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI Pat MESITI (Elmas Canan KARDERİN)&lt;br /&gt;BASIM TARİHİ MART 1999&lt;br /&gt;KİTABIN YAYIM MAKSADI&lt;br /&gt;İnsanların içindeki liderlik özelliklerini ortaya çıkarmak, insanlara başarılı olma yollarını göstermek&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;Hayatta herhangi bir işe başlamadan önce, çok güçlü bir etkeni aşmak zorundasınız: Kendi önyargılarınız. Size bir kalıp veren şey, hayat, kendiniz, yetenekleriniz, aileniz ve arkadaşlarınız hakkındaki düşüncelerinizdir. Eğer kazanmayı ister ama yapamayacağınızı düşünürseniz, kazanamayacağınız hemen hemen kesindir.&lt;br /&gt;Hiçbir şeye önyargıyla yaklaşmamak gerekir. Bu ilke hayatın her alanı için geçerlidir. Söz konusu olan ister bir iş teklifi, isterse birini sosyal çevrenize dahil etmek olsun, insanlar her zaman sandığınız kadar olumsuz tutumlara sahip olmazlar. Önyargılarınızı değiştirin!&lt;br /&gt;Zaman içinde hepimiz zihnimizde sığınaklar inşa eder ve zorlukla karşılaştığımızda oraya sığınırız. Daha önce bir konuda başarısız olduysak, “bilgisayar”ımız hemen “o konuda iyi değilsin” der ve ondan uzak dururuz. Ama bilgisayarlar gibi zihinlerimiz de yeniden programlanabilir. Bunu iyi yapmanın yollarından biri, günlük onaylamalardır.&lt;br /&gt;Kısaca önyargılar yaşamınızı ve gelişiminizi etkiler, önyargılarınızı değiştirebilirsiniz. Başkalarına önyargıyla yaklaşmayın. Hayalleri olan insan çok güçlüdür, zihninizi yeniden programlamak için günlük onaylama sözleri ... konusunda iyiyim, ... sahibim, ... yapabilirim” ve benzeri sözleri kullanın.&lt;br /&gt;Olaylar istediğiniz gibi gelişmiyorsa, bu bir değişime ihtiyaç olduğunu gösterir. Daha önce yapılanları yaparak farklı sonuçlar almak imkansızdır. John F. Kennedy “Değişim hayatın yasasıdır.” demiştir. Doğa durmadan değişiyor. Örneğin, insan vücudundaki hücreler durmadan yenileniyor, dünya durmadan değişiyor.&lt;br /&gt;Değişimden tek korkumuz değişmemek olmalıdır. Teknoloji, iletişim ve iş yapma tekniklerindeki dev ilerlemeler de, şirketlere daha öncesine göre çok daha fazla para kazandırıyor; eskimiş yöntemlerden vazgeçmeyenler ise hemen geride kalıveriyor.&lt;br /&gt;Kısaca hayatta değişimi sağlamanın tek yolu değişmektir, hayal kuranlar değişimi etkiler; değişim onları değil. Değişim rahatsız edicidir ama olmamasının etkisi çok daha kötüdür. Değişim tamamen doğaldır ve yepyeni bir yaratıcılık ve önderliği ortaya çıkarır. Değişime karşı gelmek yıkıcı olabilir.&lt;br /&gt;Bugün dünyadaki insanların çoğu “vazgeçme” tavrını tercih ederler. Kolay yolu seçer, fazla çaba harcamaya yanaşmazlar. Sadece kestirmek için bir köşeye kıvrılırlar, ama bu şekerleme önce uzun bir dinlenmeye, sonra derin bir uykuya dönüşür. Yalnız unutmayın: Hayalleri olanlar asla uyumazlar.&lt;br /&gt;Nereye gitmek istediğinizi ve bunun için neler yapacağınızı söylerseniz, bu sizi gerer ve yapmanız için motive eder.&lt;br /&gt;Başarıya giden çabuk ya da kestirme bir yol yoktur. Başka insanlardan daha fazla gerilmek, kendini vermek ve çok çalışmak arzuların gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her türlü ilerleme gerilmenin sonucudur. Başkalarından daha yükseğe çıkmayı hedefleyin.&lt;br /&gt;“İnsan düşündüğü gibidir” der eski bir ata sözü. Başka bir deyişle siz de kendi düşündüğünüz gibisiniz. “Aklın alabileceği her şeyi yapabileceğine inanmalısın” der W. Clement Stone da. Çok güçlü bir sözdür bu. Aynı anda yalnızca bir düşüncemiz olabilir. Aynı anda hem mutlu hem de kızgın olmamız olanaksızdır. Bir zorlukla karşılaştığınızda seçme yapma şansınız vardır: Ya pozitif ve güvenli olmaya ya da depresyona girip kendimize acımaya karar veririz. “Yapamam”, “nasıl olduğunu bilmiyorum” ve “daha önce yapmamıştım” gibi olumsuz konuşmalarla günümüzü karartırız. Oysa kazanan insan, bunların yerine “yapabilirim” ve “yapacağımı” koyar.&lt;br /&gt;Şu anda olduğunuzdan daha iyi, en iyiden de iyi olmak istiyorsanız, bir seçim yapmak zorundasınız. Doğru tercihler yapmanız ve ne olursa olsun onları tutmanız gerekir. George Eliot şöyle der: “Büyümenin en güçlü ilkesi, insanların yaptığı tercihlerdir.” Dünyada kim durduğu yerde başarıya ulaşmıştır? Hiç kimse. Bu tamamen size bağlıdır.&lt;br /&gt;Her kararınızın doğruluğundan emin olmak istemeniz çok doğaldır. Doğru seçimi yapabilmek için aşağıdaki altı adımlık kontrol listesini kullanabiliriz:&lt;br /&gt;Doğru, onurlu ve adaletli olmaktan ne anlıyorum?&lt;br /&gt;Yapmak üzere olduğum seçim nasıl sonuçlar verecektir?&lt;br /&gt;Hayatımın büyük resmine katkıda mı bulunacak yoksa onu engelleyecek mi?&lt;br /&gt;Bu seçimi yaptıktan sonra kendimi nasıl hissedeceğim?&lt;br /&gt;Bu seçim çevremdekileri nasıl etkileyecektir?&lt;br /&gt;Bu kararı başkaları alsa kendimi nasıl hissederim?&lt;br /&gt;7. İş etkilidir, insanlar değil. Uzun zamandır bir işin içinde olduğunuz halde beklediğiniz başarıyı elde edemediyseniz, durmayın devam edin. İyi seçimler yapıp onları uygulamaya devam edin. Bugün yapacağınız tercihler yarın nerede olacağınızı belirler.&lt;br /&gt;Dr. Denis Waitley, “Being Your Best” adlı kitabında iyi insanlar en son gelir sözünün bir mit olduğunu söyler. Ona göre iyi insanlar daima en iyi bitirirler; aslında onlar gerçekten bitirenlerdir. Kaybedenler ya da vazgeçenler gibi yolun yarısında bırakmazlar.&lt;br /&gt;Bir sporcu, anabolik steroidler kullanarak fiziksel gelişimini hızlandırmak isteyebilir. İyi ahlak, muhtemel bir üne ve zafere feda edilir. Ancak kestirme yollar daha uzun yollara dönüşür ve insanlar gerçek potansiyellerini kaybederler. Geleceğinizi kısa devreye uğratacak kestirme yollara sapmaktansa, sizi bunlara ulaştıracak doğru kararlar alın.&lt;br /&gt;Bugün kim olduğumuz dünkü tercihlerimizin sonucudur. Yarın kim olacağımız, bugünkü kararlarımızın sonucudur.&lt;br /&gt;Zorluklar, bunalımlar hayatın bir parçasıdır. Bunları hepimiz biliriz. Onlarla yaşayamayız, ama onlarsız da kalamayız. “Acı veren şeyler öğretir.” demiştir Benjamin Franklin.&lt;br /&gt;Hayatta başarılı olmanın temel koşullarından biri vizyona sahip olmaktır. Kendine göre bir hayali, fikirleri, yaratıcı yetenekleri ve yenilik getirici becerileri olanlar günlük yaşantıları içinde bu yeteneklerine uygun kanallar açabilenler başarıya ulaşırlar. Vizyonlarıyla yaratıcı olanlar başkalarını da bu yola çekerler. Vizyon, yaratıcı, farklı ve esinlendirici olmalıdır. Bir hayaliniz varsa fırsatlar ayağınıza gelir.&lt;br /&gt;İletişim ve örnek olma vizyonu aktarmada çok önemli bir yere sahiptir. Aşağıda, vizyonu başkalarına daarkadaşlarına aktarabilecek basit ama güçlü stratejiler sıralanmıştır:&lt;br /&gt;Vizyonumuz basit olmalıdır.&lt;br /&gt;Temel ilkelere bağlı kalın.&lt;br /&gt;Vizyonu başkalarının önünde tekrar edin.&lt;br /&gt;Vizyonun önemini vurgulayın.&lt;br /&gt;İnsanlara vizyona nasıl ulaşacağını gösterin.&lt;br /&gt;İnsanların vizyona ulaşmasına yardım edin.&lt;br /&gt;Ödül ve başarısızlığın sonuçlarını gösterin.&lt;br /&gt;Küçük zaferleri kutlayın.&lt;br /&gt;Takımın her üyesine, elde edilen başarıda payları olduğunu hissettirin.&lt;br /&gt;Warren Bennis’e göre, büyük lider olmanın temel özellikleri şunlardır: Yol gösteren bir vizyon, tutku, bütünlük, güven, merak ve cesaret.&lt;br /&gt;Dünyanın böyle bir liderler kuşağına ihtiyacı vardır. Sürekli başarı peşinde koşan öncülere, hayalleri olan ve bunlardan asla vazgeçmeyen hayalperestlere, işini tutkuyla ve dürüstlükle yapan, her koşulda öğrenmeye hazır, denemeye ve risk almaya gönüllü liderlere ihtiyaç vardır.&lt;br /&gt;Bugün hangi felaket rüzgarıyla karşı karşıya olursanız olun, amacınızı bulmaya zaman ayırın ve bütün varlığınızla onu arayın. Hiçbir şey için durmayın. Değişmek gerekiyorsa değişin. Hayalinize odaklanın. Mükemmellik ruhuyla hareket edin; vasat kalmak sizin düşmanınızdır. Kendinizi cehennemden geçiyor gibi hissettiğinizde bile durmayın. Çünkü öbür tarafta kesinlikle çabanıza değecek ödüller vardır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-8595370449339369225?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/8595370449339369225'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/8595370449339369225'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/06/hayelleri-olanlar-asla-uyumaz.html' title='Hayelleri Olanlar Asla Uyumaz'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-8734877494478115063</id><published>2007-06-18T00:36:00.000-07:00</published><updated>2007-06-19T05:21:37.436-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Thomas PERRY'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Boy Hedefi'/><title type='text'>Boy Hedefi</title><content type='html'>&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;KİTABIN ADI Boy Hedefi&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI Thomas PERRY&lt;br /&gt;YAYINEVİ VE ADRESİ Altın Kitaplar Yayınevi ağaloğlu/İSTANBUL&lt;br /&gt;BASIM TARİHİ 1984&lt;br /&gt;KİTABIN YAYIM MAKSADI&lt;br /&gt;Roman&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;Boy hedefi, Amerikan tarzı bir romandır. Olaylar para kazanmanın kolay olduğu Amerika’nın Californiya eyaletinde başlamaktadır. Gerçek sahibi bir mafya babası olan Fielston Growth Enterprises şirketinin görünürdeki sahibi Edgar Fielston’dur.&lt;br /&gt;Al Veasy, şirkettini portföyünde bulunan hisse senetlerini teminat göstererek United Free Bankasından 4 milyon dolar nakit kredi almıştır. Californiya eyaletinde bir işçi sendikasının yöneticilerinden Al Veasy, işçilerin emekli fonlarında paralarını Fielston Growth Enterprises şirketine düşük faizle ödünç olarak vermiştir. Daha sonra sendikaya Fielston Growth , Enterprises şirketinin iflas ettiğini ve borçlarının karşılanması için mal varlığının satılacağını bildiren bir ihbarname gönderilir. Bunun üzerine Veasy Adalet Bakanlığı Örgütlü Suç bölümüne mektup yazmış fakat cevap alamamıştır. Sendika yöneticilerinden olan Al Veasy arabasına konan bir bomba ile öldürülür. Bu cinayet onlarca cinayet takip eder. Katil kiralık bir profosyoneldir. Bu katili mafya babasının emrinde çalışan bir avukat tutmuştur.&lt;br /&gt;Fieston Growth Enterprises şirketinin sahibi Etgar Fieston‘un gizli ortağı ise bir mafya babasıdır. Birbiri peşi sıra işlenen cinayetler polisin yanı sıra FBI ‘ında olayla ilgilenmesine sebep olur. Olayları bu kadar karmaşık ve çözümü zor kılan da Adalet Bakanlığından da olaya karışanların olmasıdır.&lt;br /&gt;Ajan Hard, yeni vergi kanunu üzerinde çalışan senatörün ve mafyanın avukatlarından birisinin öldürülmesi ile beraber, Elizabeth ile birlikte, kayıtlarını ve Al Veasy’nin hayatındaki büyük değişiklikleri aramaya başlarlar.&lt;br /&gt;Eğer senatör yeni vergi kanununu çıkarabilseydi, kazanılan bu kolay ve kirli para mafya babasına değil, halka hizmet olarak kullanılabilecektir.&lt;br /&gt;Mafya babasının avukatının öldürülmesi, kiralık katilin kendisini kimin kiraladığı konusunda araştırma yapmaya yönlendirir. Katil avukatın ofisine gittiğinde, polisleri görür ve avukatın evine gider. Avukatın hesap kayıtlarına bakarak kendisini kimin tuttuğunu öğrenmeye çalışırken, evde Fieldston Growth Enterprises şirketinin görünürdeki sahibi olan Edgar Fielston’u da öldürür.&lt;br /&gt;Katil, kendisini kiralayan mafya babasını bu hesap kayıtlarından öğrenip, Edgar Fielston’un cesedini mafya babasının evinin bahçesine gömer ve daha sonra ihbar ederek tutuklattırır.&lt;br /&gt;Yukarıda özetlediğimiz olaylar heyecan verici ve akıcı bir şekilde, bulmacaların parçalarını birleştirir gibi insana bıkkınlık vermeden yazılmıştır. İşlediği ana tema insanoğlunun para kazanma hırsı, menfaat çıkarlarını devlet ve halkın üstünde tutan yöneticilere kadar çıkabilmesi ve hatta insanı katil olmaya bile götürebilmesi anlatılmaktadır&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-8734877494478115063?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/8734877494478115063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/8734877494478115063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/06/boy-hedefi.html' title='Boy Hedefi'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-1154487124325319242</id><published>2007-06-18T00:32:00.001-07:00</published><updated>2007-09-02T14:32:35.230-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ömer Seyfettin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bomba'/><title type='text'>Bomba</title><content type='html'>&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;KİTABIN ADI Bomba&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI Ömer SEYFETTİN &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;YAYINEVİ VE ADRESİ BİLGİ YAYIN EVİ Meşrutiyet Cad. 46/A Yenişehir - ANKARA&lt;br /&gt;BASIM TARİHİ Mayıs 1997&lt;br /&gt;KİTABIN YAYIM MAKSADI&lt;br /&gt;Osmanlı devletinin çöküş dönemine girdiği devirde, sınır boylarında bulunan halkın yaşantıları, kısa hikayeler şeklinde kesitler sunularak anlatılmıştır.&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;PRIMO TÜRK ÇOCUĞU NASIL DOĞDU&lt;br /&gt;Serin ve karanlık eylül gecesinin yıldızsız seması altında Selanik, sanki gündüzki heyacanlardan , gürültülerden yorulmuş gibi , baygın ve sakin uyumaktadır.Rıhtım tenhadır. Olimpos Palas’ın , Kristal’in, Splandit Palas’ın,diğer küçük gazinoların lambaları çoktan sönmüştür.Tramvay yolunu tamir için yığılmış parke taşlarının ilersinde,denize inen küçükmerdivenin başında,hareketsiz bir gölge dimdik durmaktadır.Gölgenin sahibi tahsilini Paris’te bitirip daha sonra dolgun bir maaşla İzmir’egiden ve orada aşık olduğu güzel bir İtalyan kızı olan Grazia ile evlenen genç mühendis Kenan Bey’dir.Kenan Bey Türklüğe, yani medeniyetsizliğe karşı olan garazi Avrupalılara, onların adetlerine, ananelerine, terbiyelerine,cemiyetlerine hayran olan ve bunları uygulayan kişiliği ile tanınmaktadır.Nazik ve şendir. savaşa tamamen karşıdır. İşte bu gece Kemal Bey kırk sekiz saat boyunca işittikleri,gördükleri gazetelerde okuduklarının etkisindedir. Son derece rahatsızdır. Çünkü savaş çıkmıştır. İtalya Trablus’a saldırmıştır. Hayran olduğu, insaniyte hizmet ettiğine inandığı Avrupalıların öceden önem vermediği hatta bazen çok doğal bulduğu hareketleri aklına gelmektedir. İlk Frasa’yı hatırlar. Daima fazilete, insaniyete hizmet ettiğini haykıran bu millet, yüz senedir Afrika’yı kana boyamakta, masum, silahsız insanları öldürmekte onları esir edip hayatlarını, ruhlarını zaptetmektedir. Daha sonra İngiliz’leri düşünür ve İspanyol’ları, Almanla’rı hatta Belçika ve Portekiz’lileri en sonunda da İtalyan’ları düşünür. Hepsi aynıdır. Kenan Bey yıllarca ruhunu zapteden bu toplumun, Avrupalıların naçiz bir kulu, hizmetcisi olduğunu düşündükce kahrolmaktadır. Düne gelinceye kadar kendisine bile Türküm demeye sıkıldığını ve bu memlekette kendisi gibi tarihinin büyüklüğünü, mazisinin şerefini, dedelerinin şanını bilmeyen, inkar eden, milliyetinden uzak ve hatta utanan nekadar Avrupalılaşmış renksiz olduğunu düşünerk yürür. Evine gitme düşüncesinden uzaktır. Şuursuz bir şekilde Splandi Palas’ın önüne gelir. Bir odaya çıkar ve yatağa uzanır. Yaşadığı olaylar onu şaşırtmış, mevcudyetini perişan etmiştir. Hakaretin, tecavüzün, itisafın şiddetinten ansızın uyanan millet, İtalyan mektebinin, acentasının, hastanesinin, hatta konsolosluğunun armalarını parcalamış, bayrak direklerini kırmış, sancaklarını yırtmıştır. Ne kadar İtalyan varsa şüphsiz kovulacaktır. İtalyan dostu görünecek bir Türk şüphesiz lanetler, nefretler, içinde tahkir olunacak, memleketten dışarı çıkarılacaktır. Başı ağrımakta başını arısından gözleri yaşarmaktadır. Yüzükoyun döner, gözünün önüne zevcesi, çoçuğu, evi gelir. O hiç böyle bir günü düşünmemiş bu ana kadar mesut yaşamıştır. Avrupadan geldiği seneyi, gençlik ve bekarlık günlerini hatırlar. Bir İtalyan’la izdaviç etmek, hayatını birleştirmek ona doğal görünmüş, hatta iftihar edebilecek bir mumtazlık gibi gelmiştir. Gerçi Grazia ile evlenmek istediğinde Grazia’nın babası Kenen Bey’in Türk oluşından dolayı bir barbar, bir medeniyet düşmanına kızını vermei şiddetle reddetmiştir. Daha sonra ise gerek kişisel menfaatlerini gerekse kızıyla yaptığı bir konuşma sonrasında Kenen Bey’i Rumeli ve Anadolu’da Türk namı altında yaşayan onyedi milyon Rumdan biri olarak değerlendirir. Zira ona göre Türkiye’de sultanın ailesinden başka Türk bir familya yoktur. Bu düşünceler doğrultusunda Kenan Bey’i kızıyla birlikte hayallerinde Rum olarak kabul eder ve bu evliliğe izin verir. Kenan Bey’le Grazi’nin evliliklerinin ilk iki yılında iki erkek çoçukları olmuştur. İtalyan adetlerini takip ederek çoçuklarını numara ile çağırırlar. ‘Primo! Sekundo!’ Sekundo hastalanır ve ölür. Grazia’nın babası Mösyö Vitalis Meşrutiyetin ilanından sonra Türkiye’de işlerin iyi gitmeyeceğini düşünerek İtalya’ya gider ve çiftlik alarak oraya yerkeşir.&lt;br /&gt;Kenen Bey babasının Grazia’yı ve kendisini İtalya’ya çağıracağını düşünür, ne yapacaktır? Gitmeyeceği kesindir. Grazia’nın kendi tabiiyetini bırakmaya razı olup olmayacağı aklına gelir. Çoçukları ve mutlu bir evlilikleri vardır. Birbirlerini çok sevmektedirler.&lt;br /&gt;Şakaklarından soğuk terler akmaya başlar. Mendiliyle yüzünü siler. Sabah olmaktadır, ayağa kalkar uyuyamamaktadır. Otelin kapısından çıkar, tranvaya biner ve yalısına gelir. Kapıyı hizmetçi kız acar. Grazia ve Premo evde yoklardır. İki yol sandığı dikkatini çeker. Grazia’nın yolculuğu düşündüğünü anlar. İlk defa görüyormuşcasına duvarlara , perdelere, eşyalara bakar. Türk hayatına Türk ruhuna ait bir gölge bir çizgi yoktur, birden Bursa’daki çoçukluğunun geçtiği baba evini hatırlar. Merdiven başındaki, ceviz ağcından eski ve guguklu saati, yaldızlı kafesin içindeki sürekli öten kanarya kuşunu ve babasının odasını düşünür. Alçak sedirler ve kalın halılarla döşeli, vişne renginde perdeleri, duvarlarında asılı olan iğri ve altın kakmalı kılıçları, kamaları düşünür ve en önemlisi bu odadaki baş sedirin üstündeki etrafı ipekten ve sırmalı çevrelerle süslenmiş, mert bir Türk ruhundan saçılan iffet, namus, metanet, istiğna tavsiye eden mısraların yazılı olduğu levhayı hatırlar. Mısralardan bazıları aklına gelir.&lt;br /&gt;‘Geçme namerd köprüsünden, koparmasın seni!’&lt;br /&gt;‘Korkma düşmandan, ki ateş olsa yandırmaz seni!’&lt;br /&gt;‘Müstakim ol, Hazreti Allah utandırmaz seni!’&lt;br /&gt;Babası ne kadar genç dururdu. Gelen misafirlerde, ağalarda ona benzerdi. Bu levha güya kalplerin, ahlaklarının tercümesiydi. Başı yeşil örtülü annesiyle daima yere bakan, omzunda hale gibi pembe bir atkı taşıyan mukaddes hemşiresini düşünür. Tahsilde iken annesi ve babası ölmüş, amcasının yanına giden hemşireside oranın yerlilerinden bir beyle evlenmiştir. Kendisi on senedir ne Bursa’ya gitmiş, ne akrabalarını görmüş, hatta mallarını bile İstanbul’dan gönderdiği bir vekil vasıtasıyla satmıştır. Kenan Bey düşünür, düşündükce iki gündür farkına vardığı mevcudiyetinin aşağılığını, sefaletini, adiliğini anlar, unuttuğu milliyetinin kıymetini takdir edemediği esasları için acı bir matem duyar. Vicdan azapları içinde geçen yarım saat ona bir gün gibi görünmüştür. Kapı zili çalar. Grazia gelmiştir. Ona sabah aldığı kararı nasıl söyleyeceğinin sıkıntısı içindedir. Grazia Kenan Bey’e dün gece niye gelmediğini ve onu çok merak ettiğini söyler. Kenan Bey işi olduğunu ve bir otelde kaldığını söyler. Grazia ilan olunan harpten bahseder. Grazia sabah tercüman ile konuştuğunu hiç kimsenin bilmediğini, gazetelerin yazmadığı havadisleri öğrendiğini söyler. Avrupalılar aralarında Fransa’ya Fas’ı, Almanya’ya Anadolu’yu, İtalya’ya Trablus’u, İngiltere ve Rusya’ya da Acemistan’ı taksim etmişlerdir. Birkaç ay sonra Rumeli’nin her tarafında bombalar patlayacak, Girit Yunanistan’a bağışlanacak, Arnavutluk’a, Makedonya’ya , Suriye’ye, Arabistan’a muhtariye verilecektir. Sultanlık avrupalıların himayesine alınarak Türkiye’de de ‘Beynelminel bir idare’ tesis olunacaktır. Avrupa’nın programı budur. Grazia bunları çabuk anlatır, tercümanın korkularını tekrar eder. Şimdi hükümet genç Türklerin elindedir. İki üç ay içinde Selanik’i terkedip İstanbul, İtalya ve yahut başka bir Avrupa memleketine gidilmelidir, pasaportları bile hazırllatmıştır. Grazia Kenan Bey’e ne zaman hareket edebileceklerini sorar. Kenan Bey buradan bir yere gitmeyeceğini söyler. Grazia inanamaz. Peki ben diye sorar. Sen de... bu sırada Primo içeri girer, yavaş yavaş yürümektedir. Annesi ona hiddetli ve sert bir tavırla önemli bir konu konuştuklarını söyleyerek dışarı çıkarır. Oysa primo olayların farkındadır. Çünkü sabah mektebe gitmemiş Rum çoçuklarıyla rıhtımda balık tutmaya çalışırken mektep arkadaşlarından Orhan’ı görmüş ve yanındaki biraz büyükce olan bir Türk çoçuğuyla tanışmıştır. Bu bir Türk paşasının oğludur. Orhan Primo’ya sorar,&lt;br /&gt;‘Senin baban Türk değil mi?’&lt;br /&gt;Primo biraz kızararak niçin soruyorsun ? der .&lt;br /&gt;Soruyorum , neye inkar ediyorsun? Senin baban Türk mühendisi değil mi?&lt;br /&gt;‘Evet...’&lt;br /&gt;‘O halde sen de Türksün!...’&lt;br /&gt;Primo Türkçe bilmemektedir. Orhan Fransızca olarak elindeki Genç Türklerin beyannamesini tercüme eder. İtralyan’larla Türklerin muharebe ettiğini anlatır. Anlatırken en cesur, en asil, en kavi bir millet olduğunu asırlarca bütün Asya’ya hakim olduklarını, Atilla’nın Avrupa’yı ezip, köpek gibi inlettiğini, dünyanın en büyük hükümetini Cengiz’in kurduğunu anlatır. Bir kaç asır evvel Avrupa’yı terbiye eden bu nesle, Osmanlı Türkleri’ne bütün Avrupalıların saldırdıklarını, mahvetmek için uğraştıklarını ama başarılı olamayacaklarını söyler. Türkler’in eski deniz muharebelerinden vaktiyle Akdenizi bir Türk gölü yaptıklarını, büyük paşa babasından,mülazım ağabeyinden duyduğu şeyleri oldukca büyüterek, mübalağalaştırarak, uzun uzadıya hikaye etmektedir. Primo dinler ve o an kendisinin, babasının Türk oluşundan derin bir iftihar duyar. Rıhtımdaki Rum çoçukları onun bir Türk çoçuğu ile saatlerce konuşmasını kıskanırlar. Onu çağırırlar Primo aldırmaz. Orhan bu sineklerin bir şey yapamayacaklarını ancak taciz etmesini bildiklerini ve kendilerini rahat bırakmayacaklarını söyleyerek dışarı çıkmalarını tavsiye eder. Bahçeden çıkarlar, ileride İttehat ve Teraki kulubü önünde dehşetli bir kalabalık görürler. Kapının yanındaki parmaklık setine siyah esvaplı, sarı bıyıklı, küçük fesli bir adam çıkmış, namussuz, alçak, korsan İtalyan’ların haberleri yokken, araları iyiyken dostları iken birdenbire vatanlarına hücum ettiklerini anlatmaktadır. Onların büyük ve kavi zırhlılarına karşılık, kendilerininde mukaddes bir hakları olduğunu bunun onların zırhlılarının karşısındaki kuvvetinden bahsetmektedir. Sonra bir telgraf okunur. Orhan onu tercüme eder. İtalyan’ların Trablusta iki harp gemisi kayalıklara çarparak batmıştır. Daha sonra numayişçiler yukarılara doğru çekilmişlerdir. Primo kapının dibinde bunları düşünür. Dünün hatırasını noktası noktasına hayalinden geçirir ve göğsünün kabardığını hisseder.&lt;br /&gt;Kapıya döner içeride şiddetli ve heyacanlı konuşma devam etmektedir. Anahtar deliğinden içeriyi dinler. Annesi burada kalmayacağını söyler Kenan Bey ise kalırsa artık İtalyan olarak değil Türk olarak kalacağını, gider ve İtalyan olarak kalırsa aralarındaki münasebetin biteceğini , kendisini boşayacağını ve görüşmemek üzere ayrılacaklarını söyler. Annesi yüz sene uzunluğunda geçen bir dakika sonunda cevabını verir. On seneyi, sadakatimi sen düşünmezsen ben hiç düşünmem babamın yanına gider orada rahibe olur kalırım der. Tek isteği Primo’yuda yanında götürmektedir. Kenan Bey bu kararı Primo’nun vermesi gerektiğini söyler. Annesi Primo’yu çağırır. Annesi içeri giren Primo’yu kucaklamak ister. Primo bunu dehşetli bir ciddiyetle reddeder. Grazia birden bire değişen yavrusunun bu hareketi karşısında donar. Primo büyük bir adam tavrıyla babasının yanındaki koltuğa oturur. Başını eline dayar ve gayet garip bir şive ile Fransızca olarak beni niye çağırdınız der. İtalyanca söylemiyordur. Her ikiside şaşırırlar. Kısa bir sessizlikten sonra Kenan Bey savaş çıktığını annesi ile tamamen ayrılacaklarını ya kendisi ile kalıp Türk olacağını yada annesi ile gidip İtalyan olacağını söyler ve bu konudaki kararını sorar. Primo oturduğu yerden şiddetle fırlar Grazia ve Kenan Bey ne yapıyor diye birbirlerine bakarlar. Primo ellerini kalcalarına dayar, heyecanlı tavrıyla annesini ve babasını süzer ve gayet bozuk bir Türkçe ile ‘Ben .. Turko çoçuk ..Ben yok İtalyano..Ben burda...Ben çoçuk Türk..’ diye haykırır. Grazia hayret ve teessüründen masanın yanındaki sandelyeye yığılır. Kenan Bey gözlerine ve kulaklarına inanamamaktadır. Primo sonra seri bir hareketle kenardaki hasır sandelyeyi kaparak kanepeye fırlar ve şiddetle Victor Emmanuel’in resmine vurarak onu parçalar. Kenan Bey seviçli ve şuursuz bir şekilde ayağa kalkar, kanapenin üzerinde, yükseklerden kendisine bakan bu Türk çoçuğunu kucaklar onu göğsüne bastırır alnından öper, öper.&lt;br /&gt;NAKARAT&lt;br /&gt;Hikaye, gençliğini Makedonya’da geçirmiş eski bir zabitin hatıralarından alınmıştır. Sene 1903 , yer Pirbeçik, genç zabit halinden ve içinde bulunduğu ortamdan oldukça şikayetçidir. Bu duruma rağmen kendine verilen görevleri yerine getirmeye çalışmaktadır. Genç zabit, devamlı İstanbulu düşünmekte, o güzel İstanbul günlerinde yaptığı hovardalıkları anmaktadır. Şuan içinde bulunduğu durumu o eski günlere ne kadar zıt olduğunu, çekilmez olduğunu düşünmektedir. Oysa kendisi Hayat-ı Askeriye ye başlamadan öncehayallinde mükemmel, muntazam, şık bir ordu vardır. Taburun tüfekçisi Agah Usta da, genç zabitin bu durumu halinin farkındadır. Agah Usta bir akşam genç zabitin odasın gelerek ona bozuk İstanbul şivesiyle nasihatler vermeye başlar. Ona artık İstanbul hayellerini bir kenara bırakması gerektiğini Olayları fazla kafasına takmamasını, gerektiğinde gülüp geçmesini hatta akşamları gerektiğinde bir tek atmasını ve kendisininde buna eşlik edebileceğini söyler. Agah Usta ayrıldıktan sonra genç zabit onun söylediklerinde doğruluk payı olduğuna kanaat getirir. Bir süre sonra genç zabitin Velmefçe taraflarındaki keşif görevine talip olur. Genç zabit kendisine verilen keşif görevi sırasında, düşmana ait boş erzak ambarları ve bir kaç köyden toplanan yüz-yüzelli kadar silahtan başka bir şey elde edememişlerdir. Çivarda bir çete olabileçeği ihtimaline karşı müfrezesiyle birlikte köyde kalır.&lt;br /&gt;İlk günler oldukca zordur. Yerleştiği kırık dökük , pislik içinde olan ev ve bulunduğu ortam adeta bütün mevcudiyetini yok etmiş, caresiz bırakmıştır. Taki bir sabah penceresinden bakarken gördüğü Bulgar kızına kadar. Genç zabit bu kızdan çok etkilenir. Ona ilk görüşte aşık olmuştur. Yaşadığı bütün olumsuzlukları ona unutturmuş sanki aklını başından almıştır. Bütün her şeyi bırakıp uzaklara kaçmayı bile düşünmeye başlamıştır. Lakin kendisinin bir Türk zabiti olması, ailesini ve ülkesini kötü bir duruma düşmemesi için , uzaktan uzağa kendi içinde bir aşk yaşamaya başlar. Bulgar kızı da bu durumun farkındadır. Genç zabitin devamlı onu izlediğini ve gözetlediğini bilmektedir. Bulgar kızıda genç zabiti her gördüğünde şu şarkıyı söylemektedir.&lt;br /&gt;‘Naş, naş&lt;br /&gt;Çarigrad naş..&lt;br /&gt;Raz-va-tri’&lt;br /&gt;Bu şarkının kendisi için söylenen bir aşk şarkısı olduğuna inanan ve bundan çok etkilenen zabit şarkıyı kendince tercüme eder.&lt;br /&gt;‘Seni çok seviyorum&lt;br /&gt;Seni çok seviyorum&lt;br /&gt;Balkanlar’dan Şıka’dan&lt;br /&gt;Aşıp geldim sana&lt;br /&gt;Genç zabit şarkı sözlerini bu şekilde çevirdikten sonra, genç kızın söylediği şekilde mırldanmaya başlayarak, kızın her geçişinde ona doğru söyler. Ne yazık ki genç zabit için ayrılık zamanı gelmiştir. Askerler manastıra geri çağrılmaktadır. Oysa genç zabıt güzel Bulgar kızıyla bir tek kelime bile konuşamamıştır. Ona bu şekilde veda etmeden gitmek iztemez. Çantasında hiç kullanmadığı kolonyayı gideceği sabah hancının çırağı ile göndermeye karar verir. Böylece genç zabitin gönderdiği hediyeyi genç kız ne reddedebileçek ne de teşekkür edebileçekti. O sabah zabit pençereden dışarı baktığında güzel kızı göremez. Yine de çırağı yanına çağırır ve hediyeyi tarif ettiği kıza teslim etmesini söyler, çırakta ona kızın adının Rada olduğunu söyleyerek odadan ayrılır. O sırada hancı içeri girer ve zabitin toplanmasına yardımcı olmaya başlar. Artık zabıt dayanamayarak Rada’yı tanyıp tanımadığını sorar. Hancıda kendisini pek tanımam ,ama babası iyi adam değildi, kilisede papaz iken kalktı bir gün komite oldu, geçen senede Velmefce’de vuruldu diye cevap verir. Zabit daha sonra o çok merak ettiği şarkı sözünün manasını sorar. Alacağı cevap onu yıkacak, kendisinden nefret etmesine neden olacak vicdanını rahatsız edecektir. Aşk şarkısı zannettiği şarkının Türkçe karşılı şudur. ‘Bizim olacak, bizim olacak İstanbul bizim olacak’&lt;br /&gt;HÜRRİYET BAYRAKLARI&lt;br /&gt;Hikayenin kahramanı olan Türk , sıcak ve yorgun geçen bir günün akşamında Demirhisar’dan Cumayıbala’ya gelerek bir otele yerleşir. Sabahleyin zurna ve davul seslerine karışan naralar, türkülerin gürültüsü ile uyanır.Gerinirken, bu kansız ve hakikate ancak manasız alkış tufanlarından ibaret olan zavallı düzme Türk inkılabının ikinci senesi olduğunu hatırlar. Milli bir bayram olduğunu “Lakin, acaba hangi milletin bayramı? “ diye düşünerek kalkar.Pencereden bakar,dışarıda karmakarışık bir kalabalık,kaynaşarak gitmektedir.Bulgar dükkanları açıktır.Sahipleri bu diyara yeni gelmiş hakim yabancılar gibi önlerinden geçen sırma cepkenli Türk delikanlılarına gülümseyerek bakmaktadırlar.Bir süre bu geçiş törenini , On Temmuz kutlamalarını izler.Dalmıştır, Türkiye’nin, vatanının ,bu mutlaka öleceğine iman edilen hasta adamın hayatını düşünür, yeise pek benzeyen acı bir hisle bütün zihniyetinin büzüldüğünü,işlemez bir hale geldiğini duymaktadır.Odanın kapısı açılır, Rum otelciatlarının hazır olduğunu söyler.Razlık’a gidecektir. Giyinir,yola çıkar.Bir saat sonra Papaz Bayırı’nı çıkan dik yokuşu tırmanmaktadır.Atından iner,tepeye çıkar.Biraz ileride bir atlı görür,kılıcının parıltısından bir zabit olduğunu anlar.Oda dinlenmektedir.yanına gider.Türkiye’de takdim vetakatdümebinced olmadığına Selam verir.Nereye gittiğini sorar. Gülümseyerek cevap verir.&lt;br /&gt;‘Razlık’a efendim siz?’&lt;br /&gt;‘Ben de’&lt;br /&gt;‘O halde beraber gideriz’&lt;br /&gt;Konuşmaya başlarlar. Konu politikadan açılır. Kahramanımız On Temmuz’un buralarda bile takdir olunduğunu söyler. Mülazım kahramanımızın hayretine canı sıkılmış gibi bir tavırla ‘On Temmuzu takdir etmek...’ bu da lafmı? Bu bizim en büyük en şanlı günümüz, en mukaddes milli bayramımız keşke bir gün yerine üç gün olsa der. Kahramanımız iddaaların aksini söyleyerek asabi munakaşacıları kızdırmak hoşuna gittiğinden ilave eder.&lt;br /&gt;‘Hem bu nasıl milli bayram? Hangi milletin bayramı?’&lt;br /&gt;‘Osmanlı milletinin.....’&lt;br /&gt;‘Osmanlı milleti demekle Türkleri mi kasdediyorsunuz?’&lt;br /&gt;‘Hayır, asla ... Bütün Osmanlıları... ‘&lt;br /&gt;‘Bütün Osmanlılar kimlerdir?’&lt;br /&gt;‘Tuhaf sual! Araplar,Arnavutlar, Rumlar, Bulgarlar, Sırplar, Ulahlar, Yahudiler,&lt;br /&gt;Ermeniler, Türkler...Hasılı hepsi...’&lt;br /&gt;‘Bunlar demek hep bir millet?’&lt;br /&gt;‘Şüphesiz...’&lt;br /&gt;‘Fakat ben şüpheliyim’ der.&lt;br /&gt;Bu mümkün değildir ve bu imkansızlık nasıl riyazi ve bozulmaz bir kaide ise birbirlerinden tarihleri , ananeleri, meyilleri, müesseseleri, lisanları, mefkureleri ayrı milletleri cem edip hepsinden bir millet yapılamayacağını, bunları bir sayıp Osmanlı demesinin yanlış olacağını söyler Mülazım şaşırmıştır. Onun şüphesiz ilk defa işittiği, bu kadar basit ve adi bir hakikaten şaşalamasını sersemliğe çevirmek için sözlerine devem eder. Osmanlılık kelimesinin duveli bir tabirden başka bir şey olmadığını , Rumlar’ın, Bulgarlar’ın, Sırplar’ın, bütün o eski esirlerimiz olan bugünkü uyanık milletlerin, Türkler’den intikam almak ve kendi öz kardeşleriyle, Balkan hükümetleriyle birleşmekten daha tabi daha makul, daha haklı mefkureleri olmayacağını anlatır. Lakin mülazım anlamadığını, gözlerinden, birden coşmasından anlaşılmaktadır. Mulazım ‘sizinle münakaşa edemem’ der. Çünkü fikirlerimiz taban tabana zıt...! Ayağa kalkarlar, atlarını yedeğe alarak yüremeye başlarlar. Bir süre sonra mülazım ‘ah, bakınız azizim...’ diye haykırır, ‘bakınız işte Osmanlılığın şahidi’.&lt;br /&gt;Parmağıyla bin metre kadar ileride ucurumlu bir yarın kenarındaki küçük bir Bulgar köyünü gösterir. Köydeki sallanan kırmızı kırmızı hürriyet bayraklarının bugünkü Osmanlıların birbirleriyle en samimi ve hakiki kardeş olduklarını dünyaya anlaktıklarını, bu mukaddes On Temmuz gününü alkışlayan kırmızı bayrakları gösterir. Bulgar köyündeki insanların, Osmanlı vatanına düşmanlar hücum ettikleri zaman kendilerinden önce onların koşacaklarını, Osmanlılık namına kanlarını dökeceklerini savunur. Kahramanımız kendini tutamaz ve ‘Bu Bulgar’lar ha?...! der.&lt;br /&gt;‘Evet bu Bulgarlar en sadık Osmanlılardır. Komitacılarla hiç münasebetleri yoktur. Fakat siz mutassıpsınız inanmazsınız. Daha sonra yollarından bir buçuk saat kaybedecek olmalarına rağmen kahramanımız mulazımın ısrarlarına dayanamaz ve köye gitmeye karar verirler. Köye geldiklerinde mulazımın en sadık dost dediği Bulgar’ların, tam aksine vurdumduymaz tavırları , hain ve kızgın bakışları ile karşılaşmışlar ve en önemliside mülazımın hürriyet bayrakları sandığı şeylerin aslında hava aldırmak üzere güneşe asılmış kırmızı biber dizeleri olduğunu şaşkınlık ve acı içinde görmüşlerdir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-1154487124325319242?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/1154487124325319242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/1154487124325319242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/06/bomba.html' title='Bomba'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-8365899654516906902</id><published>2007-06-18T00:29:00.001-07:00</published><updated>2007-09-02T14:38:29.648-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bizim Duygusal Zekamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dr.Erdal ATABEK'/><title type='text'>Bizim Duygusal Zekamız</title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;KİTABIN ADI Bizim Duygusal Zekamız&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;KİTABIN YAZARI Dr.Erdal ATABEK&lt;br /&gt;BASIM TARİHİ 1999&lt;br /&gt;KİTABIN YAYIM MAKSADI&lt;br /&gt;Duyguların kontrol edilmesini öğreterek insanları daha yüksek hayat standartlarına ulaştırma.&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;Duyguların yönetimi, insanoğlunun yaptığı en büyük keşiflerden birisi olmuştur. Yeni yeni keşfedildiği için de önemi sonraları daha iyi anlaşılacaktır. Ama artık bilinmelidir ki “Duyguları yönetmeyen insan aklını da yönetememektedir“. Duygularını yönetmek duygularını anlamak onları doğru yer ve zamanda iletebilmek, duyguların gücünü kullanabilmektir.&lt;br /&gt;Artık bilim, bir otorite olarak, ruh dünyasının akıl ötesi bu en uzun noktasını acil ve karmaşık sorularına cevap verebilecek ve insan yüreğinin haritasını daha kesin bir biçimde çizebilecek konumdadır. Bu harita çizme çalışması bir anlamda, IQ yeni zeka katsayısını genetik deneyimler sonucu değişmeyen niteliğini ve adeta kaderin yaşam süresince bize verilen bu mutlak değerlere sabit olduğunu öne sürerek zekayı dar bir açıdan tanımlayanlara da bir meydan okuma niteliğindedir. Söz gelimi yüksek IQ ‘lu birinin çuvallamasında ve vasat IQ’lu bir diğerinin şaşırtıcı derecede başarılı olmasında hangi etkenler rol oynuyor? İşte bu fark kitapta “Duygusal zeka“ diye tabir edilen yeteneklerde yatıyor ve özdenetim, azim, sebat ve kendi kendini harekete geçirebilmeyi kapsıyor.&lt;br /&gt;Duygularını yönetemeyenler, duygularının kendilerini yönettiğini anlamak zorunda kalırlar. İstek, tutku, korku, heyecan, sevgi, nefret, insan duygularıdır ve eğer bu duyguları biz yönetemezsek, bu duygular bizi yönetir. O zaman da biz duygularımızın bizi götürdüğü yere gideriz.&lt;br /&gt;Zeki bir insan inanılmaz aptallıklar da yapabilmektedir. İşte bu “ İnanılmaz aptallıklar “duygusal zeka düşkünlüğünden kaynaklanan “aptallıklar” dır. Zekayı eksik, eksik olduğu içinde yanlış tanımlamanın hayatta çok sık görülen örnekleri bize “zekanın yeni boyutları”nı anlatmaktadır. Akademik zeka sayısal – sözel becerilerin alanıdır. Bugün, zeka olarak sadece bu alan bilinmektedir. Duygusal zeka farkındalık, irade geliştirme, oto – kontrol, dürtü kontrolü, empatik dinleme, empatik yaklaşım (başkasının ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlama), sorun çözme, grup çalışması yapabilme, sevgiyi, saygıyı bilme, yanlışı kabul etme gibi becerilerin alanıdır. Sosyal zeka, kendini ifade edebilme, etkin iletişim kurma beden dilini kullanabilme, kalabalık karşısında konuşma, eleştirilere karşı nesnel olabilme gibi becerileri kapsamaktadır.&lt;br /&gt;Şimdi, duygusal zekamızı oluşturan öğeleri tek tek inceleyeceğiz ;&lt;br /&gt;İnsan ruhu, doğanın bir parçasıdır ve doğa gibi boşluk kabul etmez. İçinde sevgiyi barındırmayan insan nefretle dolar ve insanlıktan uzaklaşır. Nefret etmeden birine kötülük yapmazsınız, nefreti içinde barındıran insan zaten öncelikle kendinden nefret etmiştir. İçinde nefreti yaşatan insan yüreğindeki sevgiyi kovmuştur.&lt;br /&gt;Umutsuzluk toplumsal bir depresyon gibi çevremizi sarmış durumda. Kendimize güvenmiyoruz, topluma güvenmiyoruz, geleceğe güvenmiyoruz ve umutsuzuz. Umutsuzluk , insan iradesini felç eden bir zehir gibi toplumu sardığı zaman korkmak gerekir. Bir toplumda umutsuzluğu ortadan kaldırmadan hiçbir şey yapamazsınız.&lt;br /&gt;Bir çocuk ıslığı sade ve alçakgönüllüdür. Bir yandan geçip giderken fark bile edemezsiniz. Çocuk oradan her gün gelip geçiyorsa, ıslığı sizde yer eder. O yer temiz ve ışıklı bir yerdir. Bir gün çocuk geçmeyiverir, ıslığı duyulmaz olur. Birden onu nasıl da farketmiş olduğunuzu anlarsınız. O ıslığı artık duymazsınız ama sizdeki yeri kalır. Sadeli ve alçak gönüllülük artık orada yaşayacaktır.&lt;br /&gt;“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” sözü çok derin anlamlar taşımaktadır ve herkesi düşündürecek büyük bir doğruyu açıklamaktadır.&lt;br /&gt;“Olduğu gibi görünmemek” sonuçta “olmadığı gibi görünmek” demektir. Bunu büyük bir marifet saymakta sonuçta hiç kimseyi aldatamaz, kişinin (yada toplumun) kendisini yanıltır.&lt;br /&gt;Olumlu yaşama gücü sadece güven artırıcı, rahatlatıcı bir şey değildir, aynı zamanda mutluluk verici, sağlığı artırıcı bir yöntemdir. Bir insana”yapabileceğini” söylediğiniz her işin yapılması kolaylaşır. Tersine “yapmayacağını” söylerseniz onu yapabilme gücü önemli ölçüde kişinin kişiliğine bağlı olarak azalabilir.&lt;br /&gt;Mazeret, elden gelen her şey yapıldıktan, akılcı her yol denendikten, yapma iradesi sonuna kadar kullanıldıktan sonra geçerli olabilir. Böyle olmadığı zaman, mazeret denen şeyin adı, bahane bulmaktır.&lt;br /&gt;Bir toplum, sorumluluk alabilen insanları kadar güçlüdür. Sorumluluk almanın ilk adımı, kendimizden başkalarının da var olduğunu bilmemiz, kabul etmemiz, onunla paylaşmayı kabul etmemizdir. İkinci adımı, kendi yaptıklarımızın “neden – sonuç” ilişkisini düşünmemizdir. Ve son olarak da “kendi yaptığımızın” riskini almamız, sonucuna katlanmayı göze almamızdır.&lt;br /&gt;Birey olmanın alt yapısında özgürlük ve sorumluluk birlikte bulunur. Sorumluluk vermeden özgürlük verilirse “bencil – başıboşluk” özgürlük vermeden sorumluluk verilirse “köleci itaat “ doğar.&lt;br /&gt;Ne gariptir ki; insanlar neden mutsuz?Nedir bu? Hayat bunun için mi yaşanıyor? İçimizdeki yaşama sevincini neden duyamıyoruz?....vs., bu sorular için ne paneller yapılıyor, ne de sorun kabul ediliyor. Oysa, belki de yaşama mutluluğunun önündeki en büyük engel bu sorunu görememektir.&lt;br /&gt;Değerli kültür insanımız Mina URGAN’ın bir söyleşisinde “her koyun hepimizin bacağında asılır” der. Mina URGAN bu sözü, ünlü atasözümüz olan “her koyun kendi bacağından asılır” sözüne karşı söylüyordu. Aslında ata sözümüz kişisel sorumluluğu Mina URGAN ise toplumsal sorumluluğa dikkatimizi çekiyor.&lt;br /&gt;“Başarısız olma sanatı” kimselerin ilgilenmediği önemli bir beceridir. Herkes “başarılı olma” peşinde koşar. Oysa önemli olan bir konuyu olumlu – olumsuz yanlarıyla kavrayabilmektir.&lt;br /&gt;Kimi zaman öyle bir şey yaşanır ki “kazanan kaybeder” “kaybeden kazanır”. Ama bütün toplumun daha bir çok şeyi şimdiden kaybettiği çok açık. Bu toplum sürekli değer yargıları kanaması yaşıyor. İnsanları düşündüren, durduran, harekete geçiren “onur” gibi “dürüstlük” gibi, “neyi ne için yaptığını bilmek” gibi kalite eksenleri, bir sirk aynasının her şeyi eciş bücüş eden görüntüsünde kaybolup gidiyor. Toplum büyük bir eksen kaybına uğruyor.&lt;br /&gt;Bir toplumda adalet insanları ödeştirmezse, insanlar kendi ödeşmelerini yeğlerler. Adalet ve siyasi iktidar, insanları ödeştirmezse, o toplumda “kişisel güç” iktidar olur. Mafyanın doğduğu alan da budur.&lt;br /&gt;İçinden gelen dürtüleri kontrol edememe insanların başına çok dert açmıştır. Bir şeyi yapmak için içinden “dürtülen” kişi gerginleşir, huzursuzlaşır. Eğer yapmak istediği şeyin yanlış olacağını ya da sonradan başına iş açacağını kavramışsa, daha önceki daha önceki deneyleriyle anlamışsa yapmamak için döner dolaşır. Ancak gerginliği arttığından, başka türlü sakinleşemeyeceğini bildiğinden ayakları oraya giderek o işi yapar.&lt;br /&gt;Yapılan bireysel hatalarda aileler suçlanmamalı, onlara yardımcı olunmalıdır. Gençler suçlanmamalı, onlarla arkadaş olunmalıdır. Çocukların ve gençlerin “kişilik eğitimi” için bütün eğitim kurumlarında program değişiklikleri yapılmalıdır.&lt;br /&gt;Gençlerle ilgilenmenin ne olduğunu bilmeliyiz. Onların değerlerini arttırıcı çalışmalar, kendilerini açıklamaya uygun ortamlar, sorunların tartışılması, sağlam bireysel ve sosyal bağların kurulması hepimiz için çok önemlidir. Olaylara üzülmek ve sevinmek sadece yüzeysel bir bakış açısından ibarettir. Gençlerle, onları severek, onlara değer vererek, onları anlayarak ilgilenmeliyiz. Aksi taktirde ortaya; ruh sağlığı bozuklukları, kimlik bunalımı, sosyal değerler kargaşası, köksüzlük ve bağsızlık, hayatın anlamsızlığı ve hiçliği gibi psikolojik sorunlar ortaya çıkar.&lt;br /&gt;Çaresiz insana yeniden bakmamız gerekiyor. Yasaklanmış dünya nimetleri, engellenmiş dürtüleri, her şeyin var olduğu bir hayatta,”hiç” olduğunu anlamanın öfkesini biriktiren insana yeniden bakmamız gerekiyor. Her şey onunla başlıyor ve onunla bitiyor.&lt;br /&gt;İnançla bilinci doğru yerlere koyamamış, birbirine karıştırmış bir toplum kültürünün gel gitleri yaşanıyor. İnanç sahibi olmayı “aydınlanmak” sayan bir anlayışla bilinç sahibi olmayı “inanmakla” açıklayan düşünce, kendi kargaşa ortamını da yaratıyor. Bugünkü çalkantıların temel nedeni budur.&lt;br /&gt;“Karar vermek” insanın kendi içindeki sınavdır. Eğer kararı gerçekten kendiniz verecekseniz bir dizi zihinsel işlem yapmanız gerekecektir. İster bir gömlek almak, ister bir partiye oy vermek olsun, karar vermek işlemi” ne istediğinizi bilmek” le başlar.&lt;br /&gt;“Korku” nesnel bir tehlikeye karşı duyulan sağlıklı, koruyucu tepkidir. “Kaygı” ise nesnel bir tehlike olmadan sanki bu tehlike varmış gibi kişinin ürkmesidir ki sağlıksız bir tepki demektir. Kaygı önce güven duygusunu ortadan kaldırır, kişi kendini güvensiz bulur. Bu durumda hayata katılımını azaltır, çekinik kalmayı yeğler, ilgi alanını daraltır, kendine ve herkese karşı bir güvensizlik geliştirir.&lt;br /&gt;Onun içinde “kişisel ve toplumsal korkuları ve kaygıları yenmek” günümüz toplumlarının en önemli sorunu sayılmaktadır. Bu konu bitmeden anlaşılmadan, irdelenmeden, çözümü için çalışılmadan insanlar rahat edemeyecektir.&lt;br /&gt;On beş milyon kişi Sayısal Loto oynamış, toplanan para bir trilyonu geçmiş. Bir gazete de “bu para çıldırtır” diye manşet atmış. Alın size 1999 Türkiye’sinin gerçekçi bir fotoğrafı. İşte bu davranışı belirleyen sözcük “umut” değildir. Gerçek “umut” güven duygusuna dayalı sağlıklı bir beklentidir.&lt;br /&gt;Çevremizde sayısı giderek artan “diplomalı cahil” tanımına uyan bu tanımlama neyi anlatıyor? Burada anlatılan “bir meslek kazandırmak için eğitilirken kişiliği ve özerk düşünce yetisi geliştirilmemiş kişi” nin gerçekte eğitilmiş sayılıp sayılmayacağıdır. Öncelikli sorun “neyin neden yapıldığını bilmek”tir. Çağdaş eğitim; insanı kişiliğinde yetiştirmek, eleştirel düşünce yetisi kazandırmak, bu donanımla bir meslek ya da sanatta başarılı kılmak için yapılmaktadır.&lt;br /&gt;“Soru sormak” zekanın işlerliğidir. Eğer soru sormayı durdurursanız, soru sormaya izin vermezseniz o ortamda zeka işlevlik kazanamaz, kişilik gelişmez. Sorusu olmayan, hep yanıtı olan bir kültür geri kalmış bir kültürdür.&lt;br /&gt;Mayıs ayı sonunda “üniversite giriş sınavı” var. Bir buçuk milyon kadar öğrenci bu sınava girecek. Lise 2.sınıfta başlayan “alan seçme” ile girilen yolun sonu bir yüksek öğrenim kurumuna girme başarısıyla biterse, çabalar boşa gitmemiş olacak. Ne var ki çoğunluğun istediği yere giremeyeceği ya da başarılı olamayacağı, bu sınavla bütün bir geleceğin meslek açısından belirlenmesi başlı başına kaygı nedenidir.&lt;br /&gt;Sonuçta bu sınav da her engel gibi hayatın sonu değildir. Yapılacak olan da kalan zamanı etkin bir programla değerlendirerek sınavdan en iyi sonucu almaya çalışmak, sonrası için de bu sınavdan çıkarılacak dersleri alabilmektir. Başarı, onu hak edenlerin olacaktır.&lt;br /&gt;Ulusal futbol takımımız heyecan verici bir oyundan sonra Hollanda ulusal futbol takımını 1 – 0 yendi. Bu maç kazanıldı ve sevincimiz bir futbol maçını kazanmanın çok ötesine geçti.&lt;br /&gt;Hollanda futbol takımını yenmeye çok önem veriyoruz ama işin geri yanına hiç önem vermiyoruz. Bizim sorunumuz burada. UNESCO tarafından yapılan araştırmaya göre bugün dünyadaki en iyi matematik eğitiminin Hollanda’da yapıldığını bilmek pek azımızın ilgisini çekmektedir. En iyi bilim eğitimi Japonya’da, en iyi sanat eğitimi ABD’de, en iyi yetişkin eğitimi İsveç’te yapılmaktadır. Biz bunlarla ilgilenmiyoruz. Günlük başarılara değil süregelen başarılara sevinmeyi öğrenmemiz gereklidir.&lt;br /&gt;Başarının sırrı nedir? Bir öğrencinin başarısından, futbol takımının zaferine kadar başarıyı teşkil eden unsurlar; isteklenme (Ben bunu yapmak istiyorum), donanım (Bilgi, beceri gibi altyapıların sahip olma), yapabilme gücü (Performans), değerlendirebilme (Kendi durumunu), ve düzeltme (Yanlışlıklarını ve eksikliklerini tamamlamak) unsurlarıdır.&lt;br /&gt;Almanya’nın büyük bir kentinin banliyösünde bahçeli, çiçekli, ağaçlık bir bölgeden asfalt bir yol geçirme kararı alınmıştı. Yolu yapmak için gelen teknik heyet ve işçiler incelemelerini yaptılar ve asfalt dökümüne başladılar. Kullanıma açılmasına birkaç gün kala asfaltın, altta kalan çiçekler tarafından bozulmakta olduğunu tespit ettiler. Tekrar asfalt döküldü, yine aynı sonuçla karşılaştılar. Bu çiçek türü incelenmeliydi. Botanikçiler geldi gerekli incelemeyi yaptılar ve asfaltın, dökülüp pürüzsüz yayılması için bu çiçeklerin ortadan kaldırılması gerektiğine karar verdiler. Biz bu çiçeğe ve yola “Asfalt Çiçeği” adını verdik. Arkadaşımın bana anlattığı bu olay beni hayata bağlamıştı. Bir çiçek asfaltı yenebiliyorsa insanoğlu da bütün güçlüklerin üstesinden gelebilir. Yeter ki duygularını en iyi şekilde kullanıp kontrol edebilsin.&lt;br /&gt;Her şey bizimle başlayacak, bizimle değişecektir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-8365899654516906902?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/8365899654516906902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/8365899654516906902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/06/bizim-duygusal-zekamz.html' title='Bizim Duygusal Zekamız'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-7501227161716288187</id><published>2007-06-18T00:25:00.000-07:00</published><updated>2007-09-02T14:39:02.046-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir Kpı Kapanır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Arthur PINE'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir Kapı Açılır'/><title type='text'>Bir Kapı Kapanır Bir Kapı Açılır</title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;Bir Kapı Kapanır Bir Kapı Açılır&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI Arthur PINE ( Çeviren : Ulaş KAPLAN )&lt;br /&gt;BASIM TARİHİ 1997&lt;br /&gt;KİTABIN YAYIM MAKSADI&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;BİR KAPI AÇILIR BİR KAPI KAPANIR&lt;br /&gt;Yaşamı boyunca bir çok başarısızlıkla yüz yüze gelen insanoğlu inatla savaşır, yeteneklerine güvenir ve asla vazgeçmezse başarıdan başarıya koşar. Önemli olan kapıların kapanmasını yeni bir şans olarak değerlendirmektir. Hiçbir şey olanaksız değildir. Yeter ki hayallerinizi gerçekleştirmek için gerekli olan adımları cesurca atın, gerisi zaten gelir.&lt;br /&gt;Başarısızlığa uğrayan insanların, parçalanmış ailelerin, kentlerin ve çöken politik sistemlerin sıkça görüldüğü günümüz dünyasında yinede başarılarıyla başarısızlıkları gölgeleyen insanlara rastlıyoruz. Bir kapı kapanıyor bir kapı açılıyor.&lt;br /&gt;Aslında başarısızlık içimizdeki cevheri ortaya çıkarmak ve “ yaşam fırsatlarla doludur” sözünün doğruluğunu kanıtlamak için binlerce fırsatla doludur. İyimser olan ve zorluklarla mücadele edip yılmayan insanlar yaşam boyunca kazanır, yılgınlıkla yere düşenlerse hep kaybeder. Başka bir deyişle; mücadeleci insanlar için başarısızlık, büyük başarılara açılan bir kapı olarak algılanmalıdır. Kendinizi kötü, karamsar bir durumdan kurtarmak için başkasına veya şansa bel bağlamayın, kendi gücünüzü sonuna kadar kullanın. Çünkü sizin dayanma noktanızı başkası bilemez. Aksilikleri, zorlukları, başarısızlıkları yeni kapıları aralamak için altın tepsi ile getirilmiş fırsatlar olarak görün. Hangi durumda olursanız olun yeteneklerinize güvenin. Kötü bir tecrübe azminizle hatırı sayılı bir kariyerin başlangıcı olabilir.&lt;br /&gt;Kapıların neden kapandığını iyi irdelerseniz, yani geçmişe yönelik muhakemenizi ne kadar iyi yaparsanız bunu olumlu bir deneyime dönüştürme şansınız o kadar artar zirveye ulaşmak için kısa kısa ama temkinli adımlar atın. Her adımda geriye dönüp neleri eksik yaptığınızı bulun. Bu şekilde zirveye çıkanlar kolay kolay alçaklara inmezler.&lt;br /&gt;İçinde bulunduğunuz durumu değiştirmek, istediğiniz başarıya ulaşmak zor hatta imkansız görünüyorsa, kısa süreli hedefleri düşünün. Kendiniz için neyin önemli ve öncelikli olduğunu düşünün planlarınızı ona göre yapın başarısızlık ve hayal kırıklığı pes etmezseniz size mutlaka yeni kapılar açacaktır. Hiç beklemediğiniz bir anda yaşamınızın en verimli ve başarılı çağında değişim planlarınız birden bire geriye tepebilir, yıkılabilirsiniz. Ne olmuş yani? Kariyer ve mevki sahibi insanların tamamına yakını mutlaka başarısızlıklarla tanışmıştır. Peki onların diğer insanlardan farklı kılan nedir? Onlar olumsuz deneyimleri olumluya dönüştürerek yaşamda başarıya ulaştıran bir yola odaklanmış ve kazanmışlardır. Fakat bunu her insandan beklememiz yanlış olur. Bir çok kez başarısızlığa uğrayabilirsiniz. Ama bunun sizi yıkmasına izin vermeyin, umutsuzluğa kapılıp kendinizi bırakmanız tamamen aptalca bir davranış olur. Böyle bir tutum ancak öz benliğini yitiren zavallı insanlara yakışır.&lt;br /&gt;Başarıya giden yol kendine inanmaktan geçer. Kariyer sahibi insanlar bir kapının yüzüne kapanıp hemen ardından yenisinin açılması deneyimini yaşamıştır. Hepsinin kendisine söylediği tek söz ise “kendime inanıyorum” olmuştur. çok istediğin arzu ettiğin şey gerçekleşmiyorsa bile o isteğinden hemen vazgeçme. Durumu değerlendir, çok az bir ihtimal bile olsa kapıyı aralamaya, başarıyı yakalamayı çalış çaba göstermek sana bir şey kaybettirmez. Aksine kendine inanmanı sağlar. Ayrıca vazgeçmeme, o şeyi ne kadar çok istediğinizin somut bir kanıtıdır. İçinde bulunduğunuz koşullar ne olursa olsun isteğinizi almak için sonuna kadar uğraşın.&lt;br /&gt;Kaç kez başarısız olduğun önemli değil, önemli ola tek bir başarıdır. Kapanan bir kapıyı üzüntüyle, hayal kırıklığı ile terk etmeyin, uzaklaşmadan önce kapıyı tekrar çalmak için zorlayıp, zorlayamayacağınızı bakın, bir çatlak görürseniz yaslanın, kapıyı tüm gücünüzle ittirin, ağırlığınızı verin, vazgeçmeyin.&lt;br /&gt;İlerlemenin tek yolu değişimi benimsemektir. Bunu yapamıyorsanız , zaten baştan kaybetmiş olursunuz. Değişim yeni planlarınızda size yeni ufuklar açacak bir anahtardır. Bu anahtarı doğru kullanırsanız başarıyı yakalarsınız. Değişim onunla birlikte hareket ederseniz iyidir. Başarıyı yakalamak için taktik değişikliği de yapabilirsiniz. bir sefer başarısız olduysanız başka sefer aynı amaç için yeni bir yol deneyin. Sürekli aynı düşünmeyin bırakın aklınız yeni fikirlerin peşinde koşsun. Azminiz size fazlasıyla karşılığını verecektir.&lt;br /&gt;Yeni kapılar aralamak için size yakın olan dostlarınızla fikir alış-verişinde bulunabilirsiniz. Sizi iyi tanıyan ve artılarınızı belirlemenizde yardımcı olabilecek bir dostunuzla oturup düşünün. Ayrıca başarısız olduğunuzda kendinize “bu durumdan çıkartabileceğim olumlu dersler nelerdir?” deye sorun. Bu ilerdeki girişimlerinizde size yardımcı olacaktır.&lt;br /&gt;İnsanlarla iyi iletişim kurmakta sizi başarıya ulaştıracaktır. insanlara vereceğiniz intiba çok önemlidir. Konuşurken dik durun sakin bir ses tonuyla konuşun göz temasından kaçınmayın. Dış görünümünüzde başarıya giden yollardan birisidir.&lt;br /&gt;İnsanlara karşılıksız yardım etmek‘de sizi başarıya götürecektir. iyi insan ilişkileri size beklenmedik kapılar açacaktır. Bunu sakın aklınızdan çıkarmayın insanlara yardım edin. Yükselirken yardım ettiğiniz insanlar bir kapı kapandığında ve onlara gereksinim duyduğunuzda size yardım edeceklerdir. Yaptığınız en küçük bir kötülükte size aynı kapının kapanmasına neden olabilir.&lt;br /&gt;Siz başarıya ulaşmak için bütün zorluklara göğüs gererken, sizden yararlanmak isteyen insanlar olabilir. Bunlara asla taviz vermeyin ve zamanı geldiğinde kendi iyiliğiniz için bu tür insanların suratlarına kapıyı kapatmaktan çekinmeyin. Böyle yapmazsanız başarı kapılarınız açılmada kapanır. Arkadaşlığınızı riske etmek uğruna olsa bile onlarla yüzleşmekten çekinmeyin.&lt;br /&gt;Bir kapı kapanır – ne olur yani?&lt;br /&gt;Kendine ve yeteneklerine güveniyorsan kendi ayaklarınız üzerine konarsın.&lt;br /&gt;Kapıların kapanmasını yaşamın sizin için başka planları olduğu şeklinde yorumlayın.&lt;br /&gt;Hiçbir şey olanaksız değildir.&lt;br /&gt;Kapılar kapandığında paniğe kapılmayın. Sisi geriletmesine izin vermezseniz, bundan sizin yararınıza büyük şeyler doğar.&lt;br /&gt;Hayallerinize tutunun,onları gerçekleştirmek için elinizden geleni yapın. Gerisi zaten gelir.&lt;br /&gt;Asla vazgeçmeyin.&lt;br /&gt;Deyişimi benimseyin,ilerlemenin tek yolu budur.&lt;br /&gt;Başkalarına suçlamayın, istediğiniz her şeyi gerçekleştirebilirsiniz. Deneyin durun ve düşünün. Sonra yüne deneyin. Daha iyi bir yol bulun.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-7501227161716288187?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/7501227161716288187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/7501227161716288187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/06/bir-kap-kapanr-bir-kap-alr.html' title='Bir Kapı Kapanır Bir Kapı Açılır'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-1462182928574340096</id><published>2007-06-18T00:20:00.000-07:00</published><updated>2007-06-18T00:23:56.655-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap özeti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir Genç Kız Yetişiyor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Betty SMİTH'/><title type='text'>Bir Genç Kız Yetişiyor</title><content type='html'>&lt;span style="color:#6633ff;"&gt;KİTABIN ADI                            Bir Genç Kız Yetişiyor&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI                    Betty SMITH / Nihal YEĞİNOBALI&lt;br /&gt;YAYINEVİ VE ADRESİ           Altın Kitaplar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL&lt;br /&gt;BASIM TARİHİ                         1999&lt;br /&gt;KİTABIN YAYIM MAKSADI  &lt;br /&gt;Ailedeki Sosyal Ve Fiziki Şartlar Ne Olursa Olsun, Genç Bir Kızın Yetişmesinde Ailenin Ve Çevrenin Etkileyici Rollerini İzah Etmek.&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;New York'un Brooklyn semtinde yaşayan Nolan ailesinin uzun bir yaşamını takriben 20 yıl içine alan bir romandır. Nolan ailesi baba; Jhonny, anne Katia, küçük erkek çocuk Neeley ve bir yaş büyük ablası Francie olmak üzere dört kişilik bir ailedir. Baba Jhonny; yakışıklı, sarışın, uzun boylu, iyi giyinen bir gençtir. Ailesinin yaşayan tek kişisidir. Bütün kardeşleri ırsi bir hastalıktan dolayı 30-32 yaşlarında ölmüştür. Anne Katia; fabrikada çalışan genç, güzel ve hayatta kimsesi olmayan bir kızdır. Jhonny ve Katia bir arkadaşları vasıtasıyla tanışmıştır. İlk görüşte birbirlerinden etkilenen bu iki çift zamanla birbirlerine aşık olur ve küçük bir düğün merasimi yaparak evlenirler. Birbirlerini çok seven bu çiftten Jhonny zamanla kendisini alkole vermiştir ve zaman zaman ailesini ihmal etmektedir. Fakir olmalarına rağmen ilk başlarda Katia çok çalışıp para kazanarak geçimlerini sağlamaktadır. Jhonny garsondur ve garsonlar cemiyetine üyedir. Ara sıra iş bulur ve üç beş kuruş para kazanır, onu da içkiye vermektedir. Ailenin Francie diye bir kız çocukları, bir yıl sonra da Neeley diye bir erkek çocukları dünyaya gelir. Annenin tek amacı bunlara iyi bakmak ve ileride birer diploma sahibi olmalarını arzulamaktadır. Zamanla çocuklar 7-8 yaşlarına gelirler. Anne: Francie'yi, okula yaşı geldiği halde ilk sene göndermez. Amacı kendinden bir yaş küçük olan erkek kardeşi Neeley ile birlikte gidip birbirlerini korumalarını sağlamaktır. Büyüyen bu iki çocuk babalarının durumlarını bilirler. Yine de babalarını çok seviyorlar, arada sırada onunla çarşıya çıkıp istedikleri yerleri geziyorlar. Bu da onları çok sevindiriyor. Tek sevinçli ve eğlenceli günleri noel geceleridir. Francie ve Neeley küçük yaşta hırdavat toplayarak para kazanırlar. Kazandığı paradan kendilerine bir miktar ayırıp kalanını tenekeden yapılmış kumbaralarına atarlar. Amaçları yaptıkları bu tasarruf ile ileride toprak veya ev sahibi olabilmektir. Bu öneriyi Katia'nin annesi hep yapmış ve Ktia’nın ilerki hayatında da bunun faydasını görmüştür. Katia annesinden gördüğü bu idareyi çocuklarına da öğretmiştir. İleride bu paradan yeterince faydalanmışlar ve en sıkışık zamanlarında bu para bir hızır gibi yardımlarına yetişmiştir.&lt;br /&gt;Günler ilerlemiş Francie büyümüştür. Artık genç bir kızın hislerine bürünmüştür. Bu iki kardeş; boş zamanlarının çoğunu teyzeleri Evy ve Sissy ile geçirmektedirler. Büyüyen Francie artık hırdavat toplayıp bunları hırdavatçıya satmasının uygun olmayacağını; hırdavatçının kendisine yaptığı sarkıntılıktan anlamakdır. Nihayetinde bu işi bırakmıştır. Çocuklar bu işi yaparken aynı zamanda okumaktadırlar. Francie çok başarılı bir öğrencidir ve okumayı çok sevmektedir. Sürekli kütüphaneden kitaplar almakta ve sürekli okumaktadır. Tabii ona da okuma şevkini annesi Katia vermiştir.&lt;br /&gt;Katia ve Jhonny ailelerinin geçimi için birlikte bir okulun temizlik işini almışlardır. İyi de para kazanmaktadırlar. İyiye giden geçimleri onlara biraz daha rahat yaşam sunmaktadır. Ancak Katia bir üçüncü çocuğunu dünya'ya getirmek için hamile kalmış ve doğum yaklaştığı zaman Katia işi bırakmıştır. İşi bir süre Jhonny yapmaktadır. Ancak doğum gecesi Jhonny, okulun temizliğini unuttuğu için okul müdürü tarafından işten atılır. Aile tekrar fakir duruma düşer. Kaldığı evden de teyzeleri Sissy'nin ahlaksızlığı yüzünden namusuna düşkün olan Katia çıkmak zorunda kalır ve temizliğini yaparak kirasını ödeyebileceği üç katlı bir eve kiracı olarak yerleşmiştir. Fakir ama huzurlu bir aile hayatı sürdürmeye çalışan Katia kararlı, çalışkan aynı zamanda ailenin reisi konumundadır. Çocuklarını terbiyeli ve kişilikli yetiştirmektedir.&lt;br /&gt;İlerleyen zamanlarda artık Francie büyüdüğünün farkına varmaktadır. Annesine cinsellikle ilgili bir takım sorular yöneltmektedir. Anne Katia ilk önce kaçamak cevaplar verse de yine de kızını bir köşeye çekip kızını bu konu da bilinçlendirmekte ve uyarmaktadır. Zamanla babaları Jhonny aldığı aşırı alkol sonucu ölür. Babalarını kaybeden ailede uzun bir süre sessizlik hakim olmaktadır. Bu arada Katia'nin üçüncü çocuğu olmuştur. Katia iş yapamaz durumdadır ve evin bütün geçimi Francie'ya kalmaktadır. Ailenin geçimini sırtlayan Francie okula zorunlu olarak gitmekten vazgeçmektedir. Ancak kardeşi Neeley'i zorla da olsa okula yazdırırlar. Katia girdiği her işte başarılı olmaktadır. Kazandığı para az da olsa geçimlerini sağlamaktadır. Katia birkaç işte çalıştıktan sonra bir gazeteye işçi olarak girer. Çok azimli çalıştığı için bir anda patronun gözüne girer. Yeni ve küçük olmasına rağmen odadaki personelin herbirinin iki katı iş yapıyor, ancak en düşük maaşı o alıyordu. Zamanla maaşı artar ve ona müdürlük teklif ederler. Ancak Francie bunu kabul edemez. Çünkü annesi zengin bir koca ile evlenir. Artık onlara düşen sadece, annelerinin hayalinde olduğu gibi okumaktır. &lt;br /&gt;Annesine talip olan babalık Miss Garnder, meyhane işleten zengin bir adamdır. Miss Garnder ile Katia evlenir. Francie işten ayrılır ve üniversiteye yazılır. Neeley liseye gitmektedir. Günde 200 gazete okuyan Francie, kültürünü arttırmıştır. Artık okuldaki dersleri ona basit gelmektedir. Francie'ya okulda sürekli genç öğrenci olan Ben yardım etmektedir ve onunla ilgilenmektedir. Francie ona karşı ilgi duymakta ama zamanla Ben bazı sebeplerden dolayı ayrılmak zorunda kalır. Francia’nın Ben’den ayrılması uzun süre olmuştur. Bu süre içinde Lee diye birisi ile çıkmaya başlar. Duygularını onunla tazelemek istese de bu da olmaz. Sonunda Francie bu yalancı aşklardan sonra çok eski okul arkadaşı Ben ile karşılaşır. Onunla mutlu olmaya çalışır. Yarınlarının mutluluğunu aramaya koyulurlar.&lt;br /&gt;Zor şartlar karşısında dahi genç bir kız çocuğunun yetişmesindeki temel kişilik faktörleri. Bunların eksik olduğu bir ortamda kızların toplum karşısındaki başıboş yaşantılarının doğuracağı menfi sonuçlar anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-1462182928574340096?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/1462182928574340096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/1462182928574340096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/06/bir-gen-kz-yetiiyor.html' title='Bir Genç Kız Yetişiyor'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-3593999024306386579</id><published>2007-06-18T00:17:00.000-07:00</published><updated>2007-06-18T00:20:39.356-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir Dinozorun Gezileri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap özeti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mine Urgan'/><title type='text'>Bir Dinozorun Gezileri</title><content type='html'>&lt;span style="color:#33ff33;"&gt;KİTABIN ADI                         Bir Dinazorun Gezileri&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI                 Mina URGAN&lt;br /&gt;BASIM TARİHİ                      1999 (49.BASIM)&lt;br /&gt;KİTABIN YAYIM MAKSADI  &lt;br /&gt;Hayatı boyunca gezip gördüğü yerlerin olumlu ve olumsuz yönlerini okuyucularına sunmak&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;BİRİNCİ BÖLÜM : KÜÇÜK MUTLULUKLAR&lt;br /&gt;Mutlu olmak için; toplumda önemli bir mevki, bol para, başarıyla yürütülen bir iş olmasının gerekmediğini aksine bunların küçük mutluluklara zaman ayırmamızı engelleyebilir nitelikte olduğunu belirtiyor. Küçük mutlulukların, ağır hastalarda tüm antibiyotiklerden daha etkileyici bir ilaç olduğunu savunuyor ve bunu kendi hayatında yaşamış olduğu örneklerle kuvvetlendiriyor.&lt;br /&gt;İKİNCİ BÖLÜM : DENİZ TUTKUSU&lt;br /&gt;Urgan bu bölümde denize olan aşkını ve tutkusunu vurguluyor. Denize girmenin kendisini bütün sıkıntılardan arındırdığını, dertlerini yok ettiğini, hastalıklarını iyileştirdiğini anlatıyor ve ekliyor; “Şu anda seksen iki yaşında ve dört kaburga kemiğim kırık olduğu halde, havalar biraz ısınınca denize gireceğim günleri özlemle bekliyorum”&lt;br /&gt;ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : ESKİ VE YENİ BODRUM&lt;br /&gt;Bu bölümde kuvvetli bir geçmişe özlem sergiliyor. Eski Bodrum’la Yeni Bodrum’u karşılaştırıyor. Süngercilik ve mandacılıkla geçinen yoksul, küçük bir kasabanın yerini lüks barlarla lokantaların aldığını, şalvarlı kadınların yerlere oturup sabırla sünger ayıkladığı yerleri şimdi pahalı ve “marka” giyim eşyası satan dükkanların aldığını belirtiyor. Yazdığı her satır hüzünlü bir serzeniş ve Yeni Bodrum’a karşı duyduğu gizli bir küskünlük kokuyor. Fakat Bodrum’a olan sevgisi o kadar büyük ki, şimdi bile güneş batarken kumsalda oturup Kale’yi izlerken Bodrum’un ne kadar güzel olduğunu söylemekten kendisini alamıyor.&lt;br /&gt;DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : MAVİ YOLCULUK&lt;br /&gt;Urgan Mavi Yolculuğu sadece gezmek tozmak değil, Ege ve Akdeniz uygarlılarının kalıntıları konusunda bilgi edinmek, gerekli kitapları okuyup araştırmalarda bulunmak olarak tanımlıyor. Mavi yolcular ise Sabahattin Eyüboğlu’nun özenle seçtiği genç aydınların biraraya gelmesinden oluşuyor. Gökova’nın, Ölüdeniz’in ve Sedir Adası’nın güzellikleriyle yazısını sürdürüyor. Sadece bu şirin beldelerin güzelliklerini anlatmakla yetinmiyor, mavi yolcuların birbirleriyle yaşadıkları unutulmaz anılarla eserini süslüyor.&lt;br /&gt;BEŞİNCİ BÖLÜM : ANADOLU&lt;br /&gt;Bu bölümün her satırı buram buram Anadolu kokuyor. İç turizm denen olayın 1970’li yıllarda başladığını söylüyor. Antalya’nın güzelliklerini bir Fransız profesörden duyduğunu ve gitmeye kalktığında arkadaşlarından büyük tepki aldığını söylüyor. Daha sonra bir ciple İstanbul’da başlayıp Van’da sona eren yolculuğunu akıcı bir üslupla okuyucularına sunuyor.&lt;br /&gt;ALTINCI BÖLÜM : AVRUPA’YA YOLCULUKLAR&lt;br /&gt;Urgan, bu bölümde Avrupa’dan ziyade maceralı yolculuklarını anlatıyor. Avrupa’ya gitmek için çok paraya ihtiyaç olmadığını az paraylada yolculuk yapılabileceğini belirtiyor. Avrupa’ya gidişinin bazen otobüsle, bazen üçüncü mevki trenle, bazen de güverte yolcusu olarak gerçekleştiğini bundanda büyük bir haz duyduğunu söylüyor.&lt;br /&gt;YEDİNCİ BÖLÜM : PARİS&lt;br /&gt;Urgan, Paris’te gizemli bir çekicilik buluyor. Sinemalarını, köprülerini, metro istasyonlarını etkileyici ve özendirici bir dille tasvir ediyor. Bunun yanında Paris’in, kimilerinin sandığı gibi neşeli bir yer olmadığını, açlıktan ölen evsiz insanların bulunduğunu, dilencilerin ve hırsızların sokaklarda kol gezdiğini, insan ilişkilerininde çok zayıf olduğunu üzülerek ekliyor.&lt;br /&gt;SEKİZİNCİ BÖLÜM : İNGİLTERE&lt;br /&gt;İngiltere’nin güzelliklerinden çok insanları hakkındaki gözlemlerini vurguluyor. İnsanlarının, herkesin sandığı gibi, soğuk dik başlı, kendini beğenmiş olmadığını bilakis sevecen, canayakın ve kibar olduklarını vurguluyor. Gelenek ve göreneklerine son derece bağlı, bazı sınıflara ayrılmış bir toplum olarak tanımlıyor. Cambridge’e karşı duyduğu aşırı sevgi ve ilgisi de dikkatimizi çekiyor.&lt;br /&gt;DOKUZUNCU BÖLÜM : İTALYA VE BAZI AVRUPA KENTLERİ&lt;br /&gt;Bu bölümde, İtalya’nın hava müzelerini, Venedik’in irili ufaklı köprülerini, Roma’nın anıtlarını, Madrid’in boğa güreşlerini, Amsterdam’ın genelevlerini eleştiri ve övgüleriyle yoğurup okuyucularına sunuyor.&lt;br /&gt;ONUNCU BÖLÜM : SOVYET RUSYA VE DOĞU BLOĞU ÜLKELER&lt;br /&gt;Urgan Sovyet Rusya’yı anlatırken kendi ideolojisini ülkenin doğal ve tarihsel güzelliklerinden daha baskın işlemiş. Ancak Varşova’yı anlatırken bu etkiden kurtulduğunu görüyor, Varşova’nın birbirinden güzel çiçek kokularını içinizde hissediyorsunuz.&lt;br /&gt;ONBİRİNCİ BÖLÜM : AMERİKA, LOS ANGELES VE MEKSİKA&lt;br /&gt;Kaliforniya’nın olağan üstü zengin bir doğaya sahip olduğunu; fakat doğadan fışkıran bu güzellikle insanların yaptıkları çirkinlikler arasında bir çatışma olduğunu ifadelerinden anlıyoruz. Los Angeles’dan çirkin yapılarından dolayı hiç hoşlanmadığını belirtiyor. Hindistancevizi ağaçlarıyla dolu, altın kumsallara sahip, gök yüzü bulutlanmadan yağmurların yağdığı Mexico City’e de doyamadığını belirtiyor.&lt;br /&gt;ONİKİNCİ BÖLÜM : AMERİKA, NEW YORK VE SAN FRANCISCO&lt;br /&gt;Urgan bu bölümde; Manhattan adasının ürkütücülüğünü, Central Park’ın doğallığını, Long Island’ın uçsuz, bucaksız kumsallarını, Harlem’in yoksulluğunu, Napa’nın boy boy şarap fıçılarıyla dolu mahzenlerini, Golden Gate Körfezi’nin ve Büyük Okyanus’un nefes kesen o görkemli doğasını, San Francisco’nun asma köprülerini akıcı bir üslupla anlatıyor ve birbirinden ilginç anılarıyla süslüyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-3593999024306386579?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/3593999024306386579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/3593999024306386579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/06/bir-dinozorun-gezileri.html' title='Bir Dinozorun Gezileri'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-6321485897280125359</id><published>2007-06-18T00:13:00.000-07:00</published><updated>2007-06-18T00:17:37.639-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir Çiçek Bin Sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap özeti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barbara CARTLAND'/><title type='text'>Bir Çiçek Bin Sevgi</title><content type='html'>KİTABIN &lt;span style="color:#ff9900;"&gt;ADI                              Bir Çiçek Bin Sevgi&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI                      Barbara CARTLAND / Füsun DORUKER&lt;br /&gt;YAYINEVİ VE ADRESİ             Altın Kitaplar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL&lt;br /&gt;BASIM TARİHİ                          Ocak 1986  &lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;Öykünün kahramanları güzelliği ile prens Albert’in kalbini çalıp onunla evlenen, son derece ihtiraslı, genç ve yakışıklı erkeklere zaafı olan Aline Longston ve onun avlarından biri olan, bütün kadınların hayran olduğu Dük Tynemount‘tur.&lt;br /&gt;Kontes Aline Longston, Buckıngham Sarayı’nda yapılan bir baloda Dük Tynemount ile karşılaşır. Dük ilk bakışta kontese karşılık vermemeye çalışırsada Contusion güzelliği karşısında isteklerine boyun eğerek, Kontesle tutkulu bir aşk yaşamaya başlar.&lt;br /&gt;Kontes’in kocası Prens Albert, durumdan şüphelenmiş gibi olduğunda, Kontes onu öyle iyi idare eder ki, Prens böylesine mükemmel bir kadınla beraber olduğu için içi huzur dolar ve kendini çok şanslı görür.&lt;br /&gt;Ancak Contusion’un bu sefer ki aşkı hiçbirine benzemez, Dük Tynemount’an ayrılamaz ve onunla sürekli görüşmek ister. Bu arada Kraliçe Dük Tynemount’u çirkin yeğeni Prenses Sophie ile evlendirme planı kurmaktadır. Kraliçe’nin bir emrini yerine getirmemek büyük bir saygısızlıktır ve böyle bir emrin Dük Tynemount’a yöneltilmesi karşısında Dük’ün yapacak bir şeyi kalmayacaktır.&lt;br /&gt;Bunu öğrenen Kontes, Dük’ten mahrum kalmamak için onu Kocası Prens Albert’in yeğeni,ailesini kaybetmiş olan kocasının baktığı Honora ile evlendirmeye karar verir ve fikrini Dük’e kabul ettirir.&lt;br /&gt;Honora çok güzel ve çok zeki bir genç kızdır. Kontes onu uzun yıllar görmemiştir. Honora’yı görünce kıskanır ve Dük’le evlenmesi gerektiğini aksi halde rahibe okuluna gönderileceğini söyler. Honora çaresiz kabul eder.&lt;br /&gt;Böylece Dük‘le, Honara birbirlerini sevmeden evlenirler. Ancak contusion hesapları tutmaz. Çünkü Dük, Honora‘yı tanıdıkça aralarında bir aşk başlar.&lt;br /&gt;Dük’ün hayatında ilk defa böyle masum, güzel yaşam dolu, iyilik meleği gibi bir kızla beraber olmuştur. Honora’dan sonra yaşamı renklenmiştir ve daha önce hiç yaşamamış olduğu duyguları yaşamıştır.&lt;br /&gt;Kontes bu sefer ağır bir yenilgi almıştır. Dük aradığı gerçek aşkı bulmuştur.&lt;br /&gt;Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-6321485897280125359?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/6321485897280125359'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/6321485897280125359'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/06/bir-iek-bin-sevgi.html' title='Bir Çiçek Bin Sevgi'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-7016284296620187899</id><published>2007-06-18T00:07:00.000-07:00</published><updated>2007-06-18T00:13:24.636-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir Dinozorun Anıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap özeti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mine Urgan'/><title type='text'>Bir Dinozorun Anıları</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;KİTABIN ADI                                   Bir Dinozorun Anıları&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI                           Mine URGAN&lt;br /&gt; BASIM TARİHİ                               Haziran 1998&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;Mine URGAN’ın “BİR DİNOZORUN ANILARI”nı okuduğunuzda, bir insanın hayatına neler sığdırabileceğini, hayretle görüyor, gıpta etmekten kendinizi alamıyorsunuz. Bu kitapta Mine URGAN’ın hayatını daha doğrusu anılarını okumuyor, tarihten bir kesit okuyorsunuz sanki. Aydınlık, apaydınlık kişiliğiyle bir mum misali öğrencilerine, ahbaplarına, tanıdıklarına ve tanımadıklarına hep bir ışık kaynağı bir kılavuz olmuş ve bu işi yapmaktan hiç bir zaman bıkmayacağını, usanmayacağını bir bakıma bu kitapla haykırıyor. Bu kitap, Mine Urgan’ın yalın, mütevazı ve bir o kadar zengin, duyarlı kişiliğinin anıtsal bir kitabesi sanki.&lt;br /&gt;Yazarımız dinozorluğunu ise şöyle tanımlıyor kitabında : “Çağımıza uymak zorundayız palavrasına da hiç mi hiç inanmıyorum. Eğer yaşadığım çağın en yüce ideali köşeyi dönmekse; eğer yaşadığım çağ toplumsal adaletsizlik üstüne kuruluysa; eğer yaşadığım çağ inandığım her şeyi yadsıyorsa; eğer yaşadığım çağa bayağılık ve çirkinlik egemense ben böyle bir çağa neden ayak uydurmak zorunda kalayım? Tam tersine baş kaldırırım, direnirim böyle bir çağa karşı. Bu yüzden dinozorlukla suçlanmam da vız gelir bana. Çünkü ben dinozoru tarih öncesi çağların nesli tükenmiş bir hayvanı olarak değil; geçmişin doğruluğu kanıtlanmış ve yadsınamaz değerlerini yeni sentezler yaparak geleceğe taşımayı amaçlayan bir yaratık olarak tanımlıyor, dinozorluğumla övünüyorum.”&lt;br /&gt;İşte yukarıdaki satırlar Mine URGAN’ı öyle güzel tanımlıyor ki bundan sonra söylenecekler bu satırların yanında sönük kalmaya mahkum herhalde.&lt;br /&gt;Mine URGAN’ın kendini ve düşüncelerini ebediyete taşımak istercesine kaleme aldığı bu kitabı okuduktan sonra bize şunu söylemek düşüyor herhalde “NE MUTLU DiNOZORUM DiYENE VE DiYECEKLERE”&lt;br /&gt;Sayın hocamızın kitabın son söz bölümünde okuyucularına vaat ettiklerini yapması dileğiyle, son sözleriniz hiç bir zaman son söz olmayacak inanın.&lt;br /&gt;SONUÇ :&lt;br /&gt;A. KİTABIN ANA FİKRİ :&lt;br /&gt;Kitap genel olarak yazarın anılarından müteşekkil. Bu anılar ise yazarın çocukluğundan yaşlılığına kadar geçen bir zaman dilimini kapsıyor. Genel olarak kitabın savunduğu bir tez bir fikir olmasa da kitabın bütünlüğü ele alındığında kardeşlik, eşitlik, adalet, erdemlilik gibi yüksek değerler üzerine kurulu temelinde insanın bulunduğu bir görüşün benimsendiği ve bu görüş çerçevesinde yaşanılan veya yaşanılmak istenen hayat üzerine kurulu bir ser olduğu söylenebilir.&lt;br /&gt;B. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER :&lt;br /&gt;Kitabın getirdiği bilimsel ve teknolojik bir yenilik olmamakla birlikte düşünsel boyutta Mine Urgan gibi tarihe mal olmuş, cumhuriyetle yoğrulmuş bir büyüğümüzün geçmişle gelecek arasında kurduğu sentez kuşaklar arasında köprüler atılmasına vesile olabilir. Nesiller arası büyük kopuklukların yaşandığı bu çağda, bu kitap kuşakların kaynaşmasında bir adım olabilir.&lt;br /&gt;C. GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :&lt;br /&gt;Cumhuriyet tarihini yaşamış, cumhuriyet aydınlarıyla birlikte olmuş, geçmişten gelmiş geleceği yakalamış, her medeniyetin gerektirdiği her türlü yeniliğe ve değişime ayak uyduracak bir eğitimi almış ve bunu herkesle paylaşmak isteyen, çevresini aydınlatmak için uğraş veren aydın bir Türk kadınının yazdığı bu kitap öyle bir içtenlikle, öyle bir açık yüreklilikle yazılmış ki okuyanın yüreğini ısıtıyor. Her yaştan ve her düşünceden insanın bu kitabı okumasında büyük yarar olacaktır.&lt;br /&gt;Not:Yazılanlar, yazarın siyasi politik fikirlerinden arındırılarak yazılmış, kitap tarafsız bir gözle okunmuştur.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-7016284296620187899?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/7016284296620187899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/7016284296620187899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/06/bir-dinozorun-anlar.html' title='Bir Dinozorun Anıları'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-7556490018896597145</id><published>2007-06-18T00:05:00.000-07:00</published><updated>2007-09-02T14:36:13.597-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Benim Adım Mayıs özeti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Buket uzuner'/><title type='text'>Benim Adım Mayıs</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI Buket UZUNER&lt;br /&gt;YAYINEVİ VE ADRESİ Remzi Kitabevi A.Ş.&lt;br /&gt;BASIM TARİHİ 1999&lt;br /&gt;KİTABIN YAYIM MAKSADI&lt;br /&gt;Öykülerle sevgi ve insanların çeşitli pisikolojik durumlarının yansıtılması&lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;Buket UZUNER kitabında halkın derinliklerinden yükselen bir maceranın değişik kesintilerini, anılarını yansıtıyor. İnsanların günümüzdeki yaşantısı, bilgeliği, özlemleri, büyüklüğü ve küçüklüğü, yalnızlığı, hasretliği bizzat insanların yaşadığı olaylar anlatılıyor. Orhan VELİ’nin şiirleri kitaba ayrı bir renk katmaktadır.&lt;br /&gt;Hayatımızda sevgi olduğu sürece kendimizi daha heyecanlı, yaratıcı ve daha üretici hissederiz. Sevgi olmayınca da hayatımız boş ve manasızdır. İnsanlar sevginin seçenek olmasını kabullenmede güçlük çekeceklerdir. Kim olursa olsun, hangi ırktan, sınıftan, cinsiyetten ve kültürden... sevebiliyor muyuz? İnsanlar doğuştan iyi yada kötü değildirler. O halde her insanı sevmek olasıdır. Bu kural bizi, sevginin her türlü acıdan kurtaran ve her sorunu çözen, kendi başına bir amaç olan büyülü bir güç olduğuna götürür. Sevgide aşırı bağlılık olmamalıdır. Her insanda bir ölçüde bağımlılığın izlerine rastlanması doğal olarak kabul edilebilir. Bağımlılık ihtiyacı aşırıya kaçtığında kişiyi çevresinden özel isteklerde bulunmaya zorlar. “40 yıllık dostum Sulhi” adlı parçada da: Yakup’un, Sulhi’ye bağlılığı aşırı bir bağlılıktır. Sulhi, Yakup ile ilgilendiği sürece işler yolunda gider, fakat bunun tersi bir durum meydana geldiğinde Yakup’un dayandığı dayanak yıkılır ve kendini yerde bulur. Gerçek yaşamda umduğunu bulamayan insanlar hayallerle veya hayallerindeki kahramanlarla yaşar. “Bozkır Kurdu” yeryüzündeki ilişkileri pek sağlıklı olmadığından dolayı hayali kahramanlarla yaşar. Olmak istediğimiz kişilerin hayalleriyle heyecanlanmak iyidir, ancak kim olduğumuz gerçeği içinde kalmak daha akıllıca olacaktır. Kim olduğumuzu kabul edip, zayıflıklarımız yerine güçlü yanlarımızı koyarak yazmalıyız. Ancak o sayede mutlu bir yaşam sürebiliriz.&lt;br /&gt;Günümüzde insanlar arasındaki ilişkiler öyle sıradan öyle yavan hal almış ki herkes birbirine yabancı, soğuk, sanki ayrı dünyaların varlıkları gibiler. Sosyal bağlar bir yana içten bir gülümseyişi bile unutur olduk. Sebebi nerede arayacağımızı bilmiyoruz, cevabını hiç bulamayacağız.....böyle giderse!&lt;br /&gt;Tüm alışkanlıklarımızı çocukluk yıllarında kazanırız. Bu çağda ne görür, ne kapar isek, o alışkanlıklarımız bir ömür boyu bizimle yaşar. Sağlıklı bir insan, ancak sağlıklı bir ortamda yetişir. Bu da beraberinde sağlıklı bir toplumu getirir. İlişkilerimizde çocuklara gereken önemi vermiyoruz, sanki karşımızda yaşıtımız var gibi davranıyor veyahut hiç görmüyoruz onları. Büyüklerin yapması gereken çocuklara gerçekleri öğretmek, daha iyi bir dünya kurmalarına yardımcı olmalıdırlar. Bu arada okulla gerçek yaşam arasında da uçurumlar yaratmamak gerekir.&lt;br /&gt;Temel hedefimiz bu olduğu takdirde sağlıklı bir nesil oluşacaktır.&lt;br /&gt;Kaç kişi hayatımda hiç hasretlik çekmedim diyebilir. Elbette hiç kimse. Anneye, babaya, kardeşe, dedeye, nineye, sevgiliye, çocuğa, köpeğe, kediye vb. böylece sürüp gider. Kitapda genelde sevgiliye hasret konu alınmış olup bunları üslubuna yakışır bir şekilde dile getirmiştir. Ancak sevgililer istedikleri sona ulaşamamaktadırlar. Sebebi ya amansız hastalıklar ve sonucu ölüm, veya sonsuz istekler olmaktadır. Parçada dikkat çeken bir yer ise yaşamayan insanlara duyulan hasretliktir. Sebebini sorduğumuzda dünyada yaşayan insanların çoktan ölmüş olduklarını onlarda yaşanacak hiçbir şeyin olmadığını belirtmektedir. Tabii ki böyle insanlarda olabilir aramızda. Kalabalığın içinde yalnızlık çekenlerde diyebiliriz.&lt;br /&gt;Hasretliğin sebebi ise yalnızlıktır. Yazar kitabın genelinde yalnızlıktan dolayı sitemlerde bulunan kahramanlar yaratmıştır. Gerçekçi bir açıdan bakıldığında insanların devamlı birbirleriyle duygu alışverişinde olduklarını görürüz.&lt;br /&gt;İnsan ilişkileri gittikçe daha yoğunlaştığına göre, insanlar eskiye oranla daha az yalnız olmalıydı. Etkileşimi bu kadar yoğunlaşmış insanın yalnızlığından söz etmek garip gözükebilir. Karmaşıklaşan, yoğunlaşan ilişkiler, kişilerin yaşamında yer alan sıcak ve yakın dostluk ilişkilerini kaldırır, onun yerine geçici, biçimsel ve yüzeysel ilişkiler getirir. Kitabımızdaki kahramanlarımız, istekleri ve arzuları gerçekleşmediği zaman çoğu kez hayal kurmaya başlıyorlar. Bu hayal dünyası sayesinde, gerçek dünyasında onu sıkan düşüncelerden uzaklaşıp, daha doyumlu görünen bir hayal dünyasına giriyorlar. Hayal kurmak bazen gerekli ve yararlıdır. Hayal kurmanın yaratıcı zekayı geliştirdiği ileri sürülmüştür. Ancak kahramanlarımız gerçekle hayal arasındaki sınırı bilmediği ve kurduğu hayaller gerçek dünyasıyla ilişkisini kestiği için zararlarını görmektedirler.&lt;br /&gt;Sonuç olarak, bu kitabın içinde yer alan öyküler insanların psikolojik durumlarını çok güzel yansıtmaktadır. Ayrıca yazarın renkli üslubu sayesinde bir nefeste okunan kitap haline gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9135954915263350939-7556490018896597145?l=kitapozetleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/7556490018896597145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9135954915263350939/posts/default/7556490018896597145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitapozetleri.blogspot.com/2007/06/benim-adm-mays.html' title='Benim Adım Mayıs'/><author><name>ışıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06212973529796224349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9135954915263350939.post-1975205229200882217</id><published>2007-06-17T23:48:00.000-07:00</published><updated>2007-06-17T23:51:21.631-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Benim Adım Kırmızı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap özeti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Orhan Pamuk'/><title type='text'>Benim Adım Kırmızı</title><content type='html'>&lt;span style="color:#009900;"&gt;KİTABIN ADI                            Benim Adım Kırmızı&lt;br /&gt;KİTABIN YAZARI                    Orhan PAMUK&lt;br /&gt;BASIM TARİHİ                         Aralık 1998  &lt;br /&gt;KİTABIN ÖZETİ :&lt;br /&gt;Benim Adım Kırmızı; Orhan PAMUK imzalı “Cevdet Bey ve Oğulları, Sessiz Ev, Beyaz Kale, Kara Kitap, Yeni Hayat” gibi eserlerden sonra farklı bir tarzda yazılmış. Orhan Pamuk da son kitabını “en renkli ve en iyimser romanım” olarak nitelendiriyor.&lt;br /&gt;Konusuna gelince;&lt;br /&gt;Biraz geçmişe gidiyoruz. 1591 senesi, kış ayları, İstanbul. İki erkek çocuğu annesi güzeller güzeli Şeküre’nin kocası dört yıldır savaştan dönmemiştir. Çocukluk aşkı, yeğeni Kara ise aşkını açıkladığı için evden kovulmuş ve ancak on iki sene sonra İstanbul’a dönebilmiştir. Döner dönmez de hala çok sevdiği Şeküre ile evlenmenin yollarını arar.&lt;br /&gt;Babası ve iki çocuğu ile birlikte kalan Şeküre’nin gönlü hem Kara’da hem de kocasının kardeşi Hasan’dadır. Şeküre’nin babası yani Kara’nın eniştesi Padişahın emri ile gizli bir kitap yaptırmaktadır. Kitabın gizli Avrupai usuller kullanarak resmetmekten gelir. Enişte Efendi Osmanlı sarayının ünlü nakkaşları Kelebek, Zeytin ve Leyleği kitabın nakışlarını yapmaları için görevlendirir. Tezhibi de Zarif efendi yapmaktadır. Koyu bir taassup içinde olan Erzurumlu Hoca Efendi ve taraftarları ise geleneklere ve dine aykırı bir şeyler çevrildiğini anlamıştır ve Zarif Efendi de bu düşüncededir. Her gece kahveye toplanan nakkaşlar ve hattatlar bir meddahın resimlerle anlattığı sivri dilli ve Erzurumlu Hoca karşıtı hikayelerle eğlenirler. Zarif Efendinin işlerine köstek olacağını anlayan nakkaşlardan biri Zarif Efendiyi öldürür. Romanın geriye kalan kısmı katilin bulunmaya çalışması, nakışta üslup ve imzanın yeri, doğru ve batının yeri üzerine kahramanların düşünceleri ile örülüdür. Böylece kitap bir çok eğlenceliği bir arada barındırmaktadır aslında…&lt;br /&gt;Eski resim sanatının incelikleri ve düşünce yapısı ile ilgili türlü hikayeler ve bilgiler, eski; İstanbul’un dar sokaklarında gezintiler, bohçacı kadınlar, incili yastıklar, fıstık yeşili feraceler, kırmızı yelekler kuru kayısılı pilavlar, hoşaflar, tarhana çorbaları… Tabi
